Merhaba kitap severler;
Ruhuma dokunan,aile bağlarına ilmek ilmek işlenen ait olmaya kök salmaya çalışırken özünden çıkmamaya özen gösteren Abdurrahim, kaderine yenik düşerken işçi olarak gurbete cebinde düğmelerle,bir küçük valizle umuda giderken arkasında bıraktığı atası, ailesi,çocukluğu, toprağı, Elife'si...
Ata toprağı,vatanı,bayrağı geride kalırken yakın arkadaşı ile gittiği sıla da Fuat, ile oturduğu bankta her şeye dayanabileceği fakat dostsuz kalamayacağını,gidemeyeceğini sanki olacakları hissetmiş gibi "söz" istemesi yüreğimi dağladı.
Nerden,nasıl başlasam ne anlatsam eksik kalıcak,satırlar arasında kayboldum.Baba,eş,anne, aile sevgisi bu kadar duygulu mu anlatılır?Gözyaşlarıma hakim olamadım.
Ah Elife...Duruşun,hayan,edebin, sabırla beklemen gidene mi? kalana mı?,toparlanmaya çalıştıkça sırf belki sıla biter umuduyla yüreğine taş bağlayıp kızının daha iyi şartlarda olması için gösterdiğin tavra,vefaya, fedakarlığa tepeden tırnağa hayran kaldım.Nasıl güçlü bir kadınsın Maşallah taş olsa dile gelir...
Peki ya Elanur...Kızın kaderi anasına benzer mi? Oy oy...
Dönemin şartlarına bakılınca Abdurrahim'in yüzleşmesi,gerçeklerden kaçması aslında inancını,imanını bir avuç insanla gurbette özveriyle sürdürürken, eğrisiyle,doğrusuyla etrafında dönenelere göz yuman her seyin Allah'tan geldiğine ve yine ona gideceğimizi yol gösteren ışık oldun, bu uğurda asıl vazgeçmişlik kader mi, Seçim mi, kabulleniş mi? Tamamen kitabi okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaklar.
Son olarak;hızlı geçisleriyle,başta yakaladığım ağır tempoyu sonlara doğru yakalayamadım.Bazı bölümlerde yaşananlar havada kaldı. Ana karakterin Elife'ye yazdığı mektubu okumak çok isterdim.Lakin hikaye gerçek bir yaşanmışlık olduğu için özel kalması gerektiğine saygım sonsuz...
Aşksa Abdurahim'in