Adı:
Efkar Tepesi
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750407147
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Literatür Yayıncılık
Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran "sıradan insanı", yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1960'da yapılan Efkâr Tepesi'ni yeniden okurla buluşturuyoruz: Fakir Baykurt, Efkâr Tepesi'nde, 1959-1960 arasında çeşitli yayın organlarında çıkan yazılarını toplamış. Bu yazılar gerçeklerden yola çıkan bir anlatı aslında. Partizanlık, din sömürüsü, köyün yoksulluğu, köylünün cahilliği, okur-yazarlık, kız çocuklarının okula gönderilmemesi gibi konular çarpıcı bir biçimde ele alınıyor. Kuşkusuz ki okur bugünle bağ kuracaktır kitabı okuduğunda…

Yollarımız, sokaklarımız, yazın tozdan, kışı çamurdan geçilmiyor. Martta nisanda pabucumuzu kurtarıp bir evden bir eve gidemiyoruz. Evlerimiz, eriyen karla, yağan yağmurla su içinde. Damlarımızdan, tavanlarımızdan sular eleniyor. Kilimi keçeyi ıslatmamak için oraya buraya çanak diziyoruz. Okullarımız da akıyor! Okullar aktıkça, çocukların öksürüğü artıyor. Hâlâ köylerimizin okul davası, kasabalarımızın hamam davası, helâ davası çözülmemiştir. Dört yıl önce Kızılay parasıyla temeli atılan hamamın tamamlanması, gene Kızılay'ın yapacağı yardıma bağlıdır. Epeyden beri de, okul çocuklarımızı, Sam Amca'nın süt tozuna alıştırmaya çalışıyoruz. Çiftçilerimiz, Toprak Ürünleri Ofisi'nin doksana mal edip otuza sattığı buğdayı gözlüyorlar. Bakımsız topraklarımızda ekinler, üçer karıştan fazla boy atmıyor. Söylevlerimizde, demeçlerimizde barajdan geçilmiyor ama bir yıl yağmur yağmasın, yiyecek buğdaya muhtaç kalıyoruz. Yememiz yeme değil, yatmamız yatma değil. Gıda işi, mesken işi, su işi, başlı başına birer sorun. Bunlar böyle önümüzde serilip dururken, biz de "Yattı kalkmaz, uzattı çekmez" sözündeki gibi, yatmışız bir görülmemiş uykuya; öyle bir uyku, öyle bir uyku, uyandırabilene aşk olsun! Korkunç bir yangeldimcilik!
-Ne Kadar İlerledik?-
(Tanıtım Bülteninden)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
"Yurdumuz bir bütündür" diyorum. "Neresi olursa olsun gidip çalışacağız. Gurbet filan diye kaytarmak olmaz. İnsanın kendi yurdu kendine gurbet mi olurmuş?"
Fakir Baykurt
Sayfa 12 - Remzi Kitabevi 4.Baskı 1979 / "Yeşil Kurbağalar"
Ne diyor ozan?

"Ayakların olsun da yürüme
Gözlerin olsun da görme
Dilin olsun da söyleme
Düşün,
Ne farkı var senden,
Dağın taşın?"
Fakir Baykurt
Sayfa 182 - Remzi Kitabevi 4.Baskı "Yolumuzun Yokuşu"
İlkyazın en deli günleriydi. Bahar patlıyordu. Çiçeklenmiş dağlar, tepeler, birbirine eklenerek, uzayıp gidiyordu. Türkiye toprağı, ılık bir bahar içindeydi. Toprak yavaş yavaş uyanıyordu. Elbet bir gün insanlarımız da uyanacaktı. Uyanıp akla karayı ayırt edecekti.
İçimden, "Yazıklar olsun seni sevmesini bilmeyenlere, ey gamlı ülke!" diye, koca Yakup Kadri gibi bağırmalar, haykırmaklar geliyordu.
"Dağlar çiçek açar, Veysel dert açar" demiş Veysel. Çiçek açmış dağlara baktıkça, derdimin biri kapanıp biri açılıyordu.
Fakir Baykurt
Sayfa 158 - Remzi Kitabevi 4.Baskı "Çağlayan Köyü"
Musahipzade Celal 'in Bir Kavuk Devrildi adlı oyununu on dört yaşında, öğrenciyken görmüştüm enstitüde. Çok zaman geçti aradan, ama bir yeri var, hiç aklımdan çıkmaz: Sahnede bir kavuklu adam, ellerini önünde kovuşturmuş, baş parmaklarını birbiri etrafında durmadan döndürür. Bıkmadan usanmadan aynı hareketi yapar. Akıllı bir adam da kızar buna: "Yahu sen başka bir şey bilmez misin?" Kavuklu, gayet ciddi: "Biliriiim..." cevabını verir. "Yapsana!" der öteki. Parmaklarını tersine tersine döndürmeye başlar bu sefer bizimki.
Fakir Baykurt
Sayfa 56 - Remzi Kitabevi 4.Baskı
Taştan Usta cemreleri sayıyor: "İlkin havaya düşer ol mübarek! Yeddi gün havada kalır, yeddi gün sonra buza düşer! Yeddi gün buz da kalır, sonra toprağa..."
Fakir Baykurt
Sayfa 53 - Remzi Kitabevi 4.Baskı
Bir garip âdem bu Oblomov
Hamlet gibi, Harpagon gibi, Don Kişot gibi, dünya edebiyatının soluk alıp veren bir tipi. Soluk alıp veren bir tip ama, uyuşuk mu uyusuk, mıymıntı mı mıymıntı! Varlığı yokluğu bir. Olsa da olur, olmasa da... En sevdiği şey uyumak. Ne kadar uyursa uyusun, dokunmaz ona. Sabah olur, uyanamaz. Uyanır, kalkamaz. Yatakta gerneşir durur. Esner. "Yapacağım işleri düşüneyim..." der, bir parça düşünür bırakır. Tavandaki lekelere dalar. En sevdiği kahvaltısını getirirler, yatakta yapar. Başucunda bir masası vardır. Üstünde lambası. Lambasını akşamdan söndürmeden uyumuştur. "Birazdan söndüreyim" demiştir de unutuvermiştir.
Fakir Baykurt
Sayfa 39 - Remzi Kitabevi 4.Baskı 1979 / "Yangeldimcilik"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Efkar Tepesi
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750407147
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Literatür Yayıncılık
Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran "sıradan insanı", yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1960'da yapılan Efkâr Tepesi'ni yeniden okurla buluşturuyoruz: Fakir Baykurt, Efkâr Tepesi'nde, 1959-1960 arasında çeşitli yayın organlarında çıkan yazılarını toplamış. Bu yazılar gerçeklerden yola çıkan bir anlatı aslında. Partizanlık, din sömürüsü, köyün yoksulluğu, köylünün cahilliği, okur-yazarlık, kız çocuklarının okula gönderilmemesi gibi konular çarpıcı bir biçimde ele alınıyor. Kuşkusuz ki okur bugünle bağ kuracaktır kitabı okuduğunda…

Yollarımız, sokaklarımız, yazın tozdan, kışı çamurdan geçilmiyor. Martta nisanda pabucumuzu kurtarıp bir evden bir eve gidemiyoruz. Evlerimiz, eriyen karla, yağan yağmurla su içinde. Damlarımızdan, tavanlarımızdan sular eleniyor. Kilimi keçeyi ıslatmamak için oraya buraya çanak diziyoruz. Okullarımız da akıyor! Okullar aktıkça, çocukların öksürüğü artıyor. Hâlâ köylerimizin okul davası, kasabalarımızın hamam davası, helâ davası çözülmemiştir. Dört yıl önce Kızılay parasıyla temeli atılan hamamın tamamlanması, gene Kızılay'ın yapacağı yardıma bağlıdır. Epeyden beri de, okul çocuklarımızı, Sam Amca'nın süt tozuna alıştırmaya çalışıyoruz. Çiftçilerimiz, Toprak Ürünleri Ofisi'nin doksana mal edip otuza sattığı buğdayı gözlüyorlar. Bakımsız topraklarımızda ekinler, üçer karıştan fazla boy atmıyor. Söylevlerimizde, demeçlerimizde barajdan geçilmiyor ama bir yıl yağmur yağmasın, yiyecek buğdaya muhtaç kalıyoruz. Yememiz yeme değil, yatmamız yatma değil. Gıda işi, mesken işi, su işi, başlı başına birer sorun. Bunlar böyle önümüzde serilip dururken, biz de "Yattı kalkmaz, uzattı çekmez" sözündeki gibi, yatmışız bir görülmemiş uykuya; öyle bir uyku, öyle bir uyku, uyandırabilene aşk olsun! Korkunç bir yangeldimcilik!
-Ne Kadar İlerledik?-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 8 okur

  • Meryem
  • II. Şuppiluliuma
  • Wendy
  • yusuf mert
  • aysun dinç
  • Halil Yavuz KAYA
  • özlem
  • Gülşah Öz

Kitap istatistikleri