Adınla Çağır Beni adlı eserin devam kitabı olan Elio’yu Elio yapan babasının yaşadıklarını ve düşüncelerini okuyarak başladığımız eserle artık hayatta sadece ebeveyn figürü olmadığını, kişinin birçok hitap şeklinin olduğunu kavrayarak başlıyoruz. Kişi bir çok role sahiptir ve en önemlisi ise kendisi olmak, ismine sahip olmaktır ve buradan Elio’nun kişiliğinin gelişimine katkılarını yani cesaretinin ve bilgeliğinin nasıl oluştuğunu kavrıyoruz. Biraz uzatılan başlangıç kısmından sonra asıl karakterlerimizin yollarının kesişmeden önceki hayatlarını da görüp kendi gelişimlerine de tanık olarak hikayemiz güzel bir sonla tamamlanıyor.
Bir devam kitabı olarak başlangıçta biraz tempo düşse de verilen duygu ve mesajlar halen bulunmakta. Okumaktan çekinmeyin ancak boş bir zamanınızı bekleyerek okursanız daha yararlı olacaktır.
Yüksek beğeni toplayan yazarın Call Me By Your Name (Adınla Çağır Beni*) kitabının devam niteliğindeki eserin ilk bölümü boyunca hala efsane aşıklar Elio ve Oliver'dan bahsedilmemesi sizi başta sabırsızlandırarak Andre Bey'i anmanıza sebep olurken bir süre sonra kendinizi o anlatımın içinde buluyorsunuz. Yazar bunu yapmış olacak ki asıl kahramanlarımızın aşkını anlatan kısım çok güzel. Eğer kitabın tamamını asli yazmaya şayet kalkışsaydı yer bulamayacaktı sayfalarda. Gerçekten başta zor sabrettiğim ardından soluksuz okuduğum bir eserdi. Aşk denilen şeyin -şayet varsa- bir şeylere bağlandığında sadece çıkar ilişkisine dönüştüğünü unutmamak lazım...
-Sağlıcakla
bu kitapla ilgili yazmak istediğim hem çok fazla şey var hem de bir yandan, hiçbirini kaleme dökmek istemiyorum. kitaba büyük umutlarla başlamadığımı baştan itiraf edeyim. bence ilk kitap olan adınla çağır beni, harika bir sonla bitmişti. açık kapılar kapanmış, iplerin uçları birbirine bağlanmıştı. bazı şeylerin tadında bırakılması, zorlanmamadı gerekiyor. tahminlerim eserin popülerliğinin kullanılmak istendiği yönünde.
kitap, üç BUÇUK hikayeden oluşuyor. isimleri değiştirerek hepsini ayrı bir kitap olarak anlatsa, yazarı okumayı yine çok isterdim. ancak burada, ilk kitapta olmayan bir "yaş farkı güzellemesi" mevcut ve bunu hiçbir şekilde inkar edemeyiz. özellikle elio'nun kısımlarında.
önce ilk hikayeyle başlayacağım.
kitabın başlangıcından ne bekliyordum bilmiyorum ama kesinlikle bunu beklemiyordum. hikaye bütünüyle mantık hatalarıyla doluydu, lolita havası çok inceden hissediliyordu. yine de de uzun tren sahnesini göz önünde bulundurup karakterlerin karakterlerin bir anda kendilerini kaybettikleri noktaya kadar keyifle ilerlediğini söylemek zorundayım.
kitabın temelindeki ana problem bu hikayede kabak gibi ortada: hikayeler sonradan, ilk kitap bittikten de sonra kurgulanmış ve kurguya yedirilmeye çalışılırken ilk kitapla alakası olmayan portreler kullanılmış.
keşke miranda gibi bir karakteri böylece harcama hatasına düşmeseydi ve ilk kitaptaki samuel'in en azından esintilerini burada görme şansımız olsaydı.
elio ve michel kısmı ise tahmin ettiğimden kat kat daha büyük bir fiyaskoydu. aralarındaki ilişki o kadar yavan, o kadar basitti ki bunu okumak bile bana kötü hissettirdi ve kitabı bırakmak istedim. michel'in bu yaşına gelip hala hayatta babasının gölgesinden çıkamamış biri oluşu, aralarındaki yaşa sürekli değinilmesi ve romantize edilmesi... berbat bir
Merhaba ahali. Bu ay dayanamayıp Adınla Çağır Beni'nin devam kitabı Bul Beni'yi alıp okudum. İlk kitap ve film benim için çok başka yerde, bayılmıştım. Bu kitabı da dört gözle olmasa bile bekliyordum.
Bul Beni Elio'nun babasının hikayesiyle başlıyor. Kitabın bu bölümü oldukça uzun. Samuel'in Elio'yu görmeye gelmesini ve bu tren yolculuğunda tanıştığı biriyle yaşadığı aşkı okuyoruz. Kız ondan çok daha küçük. Ben Samuel'i ilk kitapta çok sevmiştim ve onu daha iyi tanımak güzeldi ama kitabın 110 sayfasını ona ayırmak ne demek? Üstelik büyük bir katkısı da yok hikayeye. Bu uzunluk yüzünden asıl istediğimiz kısımlar az olmuş ve benim en büyük eleştirim bu Bul Beni için. Görmek istediğimiz asıl konuyu çok aceleye getirmiş yazar ve bu sinir bozucu.
İkinci kısımda Elio'nun o yazdan sonraki hayatını okuyoruz. Kendinden yaşça oldukça büyük bir adamla olan ilişkisini ve bu ilişkinin eskiyi hatırlatmasını görüyoruz. Yine Elio'nun büyümüş halini okumak çok güzeldi.
İki kişide de neden kendinden yaşça çok büyük ya da çok küçük kişilerle ilişkiyi vurgulamış çözemedim açıkçası ama o kişiler kendi yollarını bulmalarına yol açtığı için mutluyum.
Üçüncü kısım ise Oliver'ın hayatı. Yaşadıklarını onun ağzından okumak çok güzeldi. Hikayeye onun açısından da bakabildik. Keşke biraz daha uzun olsaydı... Ben kitabı genel olarak sevdim, bence okunmaya değer bir devam kitabı olmuş. Yazarın anlatım dilini çok seviyorum zaten, bir sürü yerin altı çizili, sohbetler koyu, muhabbet güzel. İlk kitabı okuyup sevdiyseniz, ki sevmemek çok zor, bu kitabı da bir an önce okumanızı tavsiye ederim.
İlk kitaptan yeterince verim alamayıp yaşadığım hayal kırıklığının hemen üzerine büyük ümitlerl kitaba başladım. 107 sayfa boyunca Elio'nun babasının, kendisinin yarısı yaşında ki genç bi kadınla yaşadığı ufak ama bi o kadar 'ciddi' aşkı okudum. Trenle Elio'nun yanına giderken trende bir kadınla karşılaşıyor(Miranda) ilk olarak neden sinirli olduğunu sorup sohbete başlıyorlar. Daha önce hiç tanımadıkları bir insanla yaşanılan bu sohbet Miranda'nın babasının evine kadar devam ediyor ve akşamına yatakta son buluyor. 107 sayfa boyunca bu gereksiz ve oldukça garip gelen aşkı okuduktan sonra Elio geliyor. Oliver'ı atlatamamış olan Elio piyanoda uzmanlaşmış dersler ve konserler vermekte. Kilisede gittiği bi konser sırasında Michel ile tanışıyor. Kendi yaşından 2 kat dahabyaşlı olan, yaklaşık 60 yaşlarında bir adama karşı cinsel bir çekim duyuyor. Elio adamı babası gibi görürken, Michel de oğluyla olan sorunlarının yerine Elio'yu koyuyor. Ne kadar da sağlıklı bir ilişki öyle değil mi? Nasip etme cinsinden. Elio, Michel'in babasının geçmişinde ki bir gizemi araştırırken oldukça yakın oluyorlar asla bitmeyecek bir aşkın temelleri atılıyor. Daha sonra bölüm bitip sıra Oliver' a geliyor. Bakın burayı iyi dinleyin en iğrenç kısım burası. Oliver eşi ile bir davet verirken davette bulunan bir kadın ve bir erkeğe karşı inanılmaz bir çekim duyuyor. Ama tabii ki kalbinde asla bitmeyen Elio aşkı ve verdiği kararın pişmanlığı. Karısı ile aynı çatı altındayken bu iki insanla yaşadığı samimi dakikaların arasında Elio hakkındaki düşüncelerine açıkçası ben pek de ''AŞK'' diyemedim. Davette bulunan bu iki insan nasıl olduysa Oliver'a karşı koyamıyorlar ve herkes geceden beklediği cinselliği alamamış üzgün bir şekilde ayrılıyor ve Oliver Elio'yu düşünerek dizini dövüyor. Daha sonra yeni bölüne
“Yaşamak, kursağında pişmanlıklarla ölmek anlamına geliyor.”
Sadece bir ömrün sonuna yaklaşırken mi insan hayatını sorgular? Doğru hayatı yaşadım mı, doğru seçimler yaptım mı, eğer yaptığım seçimler doğruysa neden şu anda mutsuzum? Geçmişin hatıraları ile geçen bir ömür, gelecekten beklentilerin azalması ve sonunda yine geçmişe sığınma. Peki ya yürüyeceğimiz yollar bitmediyse, ya hayat son numarasını yapmadıysa?
Adınla Çağır Beni’den sonra, hazır karakterler zihnimde taze tazeyken hemen okumak istedim devam kitabı Bul Beni’yi. Beni ilkinden daha sardı, sarıp sarmaladı diyebilirim. Yazarın kalemi çok iyi! Kitapta yer alan sanatsal figürler, tarih, müzik, edebiyatla harmanlanmış karakterler… Nefisti. Hayat ve kader üzerine yazdığı kısımlar beni çok etkiledi. Yavaş yavaş okudum adeta. Herkes bu söylemlerde kendine ait bir şeyler bulacaktır diye düşünüyorum. Çünkü hangimiz hayatımıza zaman zaman şöyle bir uzaktan bakmıyoruz ki?
Dört bölümden oluşan kitapta, anlatıcı kişiler her bölüm değişiyor. Beni en çok etkileyen, birinci ve en uzun kısmında kitabın, Elio’nun babası Samuel anlatıcı. Tren yolculuğu yaptığı esnada kendinin yarı yaşındaki, Miranda isimli genç bir kadınla tanışma öyküsü anlatılıyor. İkinci kısımda ise Elio alıyor mikrofonu ve bizlere Oliver’sız geçen yıllarını anlatıyor. Bunları anlatırken de karşısında çıkan Michel ile bir yola giriyorlar. Üçüncü kısımda Oliver’ı dinliyoruz. Onun düşüncelerini onun ağzından duymak gerçekten güzeldi. Son kısım ise hikayeyi bağlayan bölüm. Bu kısımda hikayeye veda ediyoruz.
Ben çok severek okudum. Tabularınız yoksa, aşkın her hali güzeldir diyorsanız, İtalyan kültürüne bir merakınız varsa okuyun derim. Üstümde tatlı bir yorgunluk var, teşekkürler Andre Aciman. İyi ki okudum
#alıntılar
“Bir haftaya daha, bir aya daha,
ilk kitabı ve filmi aynı , sonu beni hiç tatmin etmemişti o yüzden devamının olması beni çok mutlu ettisonda kavuşmalarına çok sevindim. sonları harici 2. kitabı pek akıcı değildi :((
Bul BeniAndré Aciman · Sel Yayıncılık · 20221,037 okunma
Beni Bul bittiğinde geriye bir hikâye değil, hafif bir ağırlık kalıyor. Yazar bu kitapta aşkı anlatmıyor aslında; geç kalmayı anlatıyor. İnsanların doğru hisleri hep yanlış zamanlarda bulmasını. Call Me By Your Name’in devamı gibi duruyor ama değil. Daha çok onun ardından gelen sessizlik gibi.
Bu romanda kimse tam olarak mutlu değil, ama kimse de vazgeçmiyor. Aşk var; kurtarmıyor, iyileştirmiyor, sadece hatırlatıyor. Baba, oğul, sevgili… Hepsi aynı yerde takılı kalmış gibi: “Başka türlü olabilir miydi?” sorusunda. Cevap yok. Zaten yazar cevap vermeyi sevmiyor.
Beni Bul, beklentiyle okunursa yarım kalıyor. Olduğu haliyle okunursa, insanın içindeki bazı geç kalmış duygulara dokunuyor. Bitince 'keşke' demiyorsun. Zaten demiş olduğunu fark ediyorsun...
“Gurur, korkuya taktığımız bir lakap sadece.”
Bul Beni kitabında, Adınla Çağır Beni kitabında olduğu gibi, Elio ve Oliver’ın aşkını bekledim, yeteri kadar olmaması beni tatmin etmedi sanırım, bu yüzden de kitap beni hiçbir şekilde içerisine çekmedi. Yine de istemeyerek de olsa okudum. İlk kitabı Adınla Çağır Beni, inanılmaz etki yaratmıştı bende. Kitabını iki kere okudum, oscara iki dalda (screenplay ve film müziği olarak) aday gösterilen ve film müziği olarak ödül alan filmini iki kere izledim. Bu sayede Elio ve Oliver’ın aşkı beni bambaşka diyarlara sürüklemiş, bir süre oradan çıkmamı engellemişti. İlk kitabının verdiği hazzı, Bul Beni kitabının çıkmasının verdiği heyecanla okuduğumda hayal kırıklığı olması da, haliyle aşırı derece üzdü.
Bul Beni, konusu itibariyle, bana göre, anlaşılması aşırı zor bir kitaptı. Kitabı okumadan önce, ince detaylarına girmeden bir ön inceleme yapmış, kitabı okuyanların yazdıklarına göz gezdirmiştim. Bu sayede kitabı okumaya başladığımda, nereden başlayıp, o sırada kimden bahsettiğini anlayabilmiştim. Eğer herhangi bir inceleme yapmayıp, doğrudan okusaydım kitaptan daha fazla soğuyabilir, bitirmeye dahi fırsatım olmayabilirdi. Adınla Çağır Beni kitabında öyle bir durum söz konusu değildi. Tüm kitap Elio’nun düşünceleriyle harmanlanmıştı ve kitabın içerisine girmek oldukça kolaydı.
Spoilersız detaylı incelemesi için; merilands.com/bul-beni-andre-...
Geçen onlarca yılın ardından sevdiğinize ve bir türlü kopmayı beceremediğimi kişiye kavuşsanız nasıl hissederdiniz? Sanırım eksik parçanızın yerine oturması gibi. Yani en sonunda dolduralamayan o yer doldurulsa eminim huzur verirdi. Oliver ve Elio bunu başardığı için sevindim, darası başımıza diyelim GDJSGDH Bu arada Michel ve Elio nasıl ayrıldı çok merak ettim keşke okusaydık
Romancı, denemeci ve anı yazarı, aynı zamanda dünya çapında ünlü Proust uzmanlarından biridir. New Yorker, New York Review of Books, New York Times, Paris Review gibi dergilerde makaleleri yayınlandı.
Türkiye vatandaşlığına sahip Yahudi bir aileye (babası aslen İstanbulludur) mensup olan André Aciman, İskenderiye'nin çok dilli, kozmopolit ortamında yetişti, aile daha sonra New York'a yerleşti. New York City Üniversitesi'nde edebiyat teorisi, Princeton Üniversitesi'nde Fransız edebiyatı dersleri verdi.
Anı kitabı Out of Egypt ile Whiting Ödülü'nü kazandı. Adınla Çağır Beni, ilk yayınlandığı yıl olan 2007'de New York Times tarafından "Yılın Dikkate Değer Kitabı" seçildi ve Lambda Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü. Yazar yaşamını ve çalışmalarını New York'ta sürdürmektedir.