Fotoğraf nasıl çekilir, fotoğraf çekerken nelere dikkat etmeliyiz, iyi fotoğraf nasıl olmalıdır….. Bu tür sorulara cevap arıyorsanız yanlış kitabı seçtiniz.
Kitap fotoğrafın ve fotoğrafçılığın felsefi yanı üzerinde duruyor.
Fotoğraf ilk icat edildiği andan itibaren nasıl anlaşıldı, nasıl yorumlandı, fotoğrafçılığın duayenleri sayılan kişiler fotoğraf çekerken nelere dikkat ettiler veya nelerden sakındılar. Bu kişilerin fotoğraflarının birbirinden ayrılan veya birbirine benzeşen yönleri nelerdi..
Fotoğraf hayatımıza ne kattı veya hayatımızdan neleri çaldı.
Kısacası fotoğrafçılığın teknik yönlerini değil, düşünsel yönlerini önümüze getiriyor kitap. Fotoğraf üzerine düşünmek, bu konuda kendini geliştirmek isteyen kişilere şiddetle tavsiye ederim.
Susan Sontag ve yine dolu dolu bir kitap, cidden üzerine söylencek çok şey yok, yine bir sürü şey öğrendiğim öğrenirken de zevk aldığım bir kitaptı. Fotoğraf üzerine bir kitap olsa da sadece fotoğrafla sınırlı kalmayıp ededebiyattan sinemaya bir çok konu hakkında bilgi edindiğim bir kitap oldu.
Susan Sontag, Fotoğraf Üzerine kitabının sunuşunda bu kitabın yazımına dair her şeyin bir denemeyle başladığını belirtiyor. Daha önce bir dergide yayımlanan fotoğrafların anlamı ve gelişim seyri hakkında bir dizi deneme üzerinde çalışarak bu denemeleri, dergi editörü arkadaşı Robert Silvers ve Barbara Epstein’in teşvikleri ile bir kitap haline getirdi. Bu kitap; Platon'un Mağarasında, Fotoğraflardan Bakılınca-Puslu Görünen Amerika, Melankoli Nesneleri, Görünüşteki Kahramanlık, Fotoğrafın Getirdiği Müjdeler, Görüntü-Dünyası ve son olarak Fotoğrafla İlgili Özlü Sözler bölümü ile beraber yedi bölümden oluşmaktadır.
Bu kitap fotoğraf ve fotoğrafçılık ile ilgili teknik bilgilerden ziyade fotoğrafın ilk kez nasıl bulunduğunu, günümüze kadar nasıl geldiğini, insanlar tarafından nasıl anlaşıldığını, fotoğrafın nasıl yorumlandığını, hangi dönemler nelerin fotoğrafını çekmenin daha popüler olduğunu, hangi fotoğrafların insanları etkilemeye başladığını ve fotoğrafın hayatımıza neleri getirip neleri götürdüğünden bahsediyor. Fotoğrafın resim, müzik, sinema gibi sanatlarla ilişkisine değinen yorumlarda bulunuyor ve fotoğrafın bir sanat olarak kabul görüp görmeme durumunu derinlemesine inceliyor. Özellikle resim sanatı ile fotoğrafı birçok açıdan karşılaştırıyor. “Fotoğrafın bir sanat olup olmadığı meselesi, özünde yanıltıcı bir meseledir.” ve “Fotoğraf başlı başına bir sanat formu olmasa bile her türlü konusunu sanat eserine çevirme gibi özgül bir kapasiteye sahiptir. Fotoğrafın bir sanat olup olmadığı meselesinin yerini, artık fotoğrafın sanatlara yeni hedefler bildirmesi (ve yaratması) gerçeği almıştır.” der Susan Sontag.
Fotoğraf Üzerine kitabında fotoğrafın her alanda nasıl detaylı bir şekilde kullanılmaya başladığını bize yer yer ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Kullanıldığı
Bu kitabı okurken akılda tutulması gereken en önemli şey, Platon’un sanatçıları sürgün etmek istemesinin çok mükemmel bir nedeni olduğudur. Platon, içinde yaşadığımız dünyanın aslında gerçek dünya olmadığına inanıyordu çünkü gerçek dünya gidemeyeceğimiz ve her şeyin değişmediği ya da ölmediği bir yerdi. Platon’a göre ölüm ve değişim, içinde yaşadığımız dünyanın gerçek dünya olmadığının göstergeleridir. Platon bu nedenle dünyamızı gerçeklikten bir adım uzakta, gölgeli bir alemde var olan bir yer olarak algılamıştır. Dolayısıyla sanat, kopyanın kopyasıydı ve gerçeklikten iki adım uzaktaydı.
Platon’a göre gerçeklikten uzaklaşmak yerine ona daha çok benzemeye çalışmalıyız. Sanatçılar dikkatimizi gerçeklikten uzaklaştırıp imgelere -daha çok gölgelere- yönelttikleri için, Platon onları kendi mükemmel toplumundan kovmak zorunda hissetmiştir.
Sontag, Platon’u çeşitli şekillerde altüst etmeye çalışır. Fotoğraf Platon için önemli zorluklar yaratabilirdi. Öncelikli sorunu fotoğrafların görünüşteki doğruluğu olurdu.
Bu kitap, sanat ve fotoğraf arasındaki bağlantıya çok zaman ayırıyor. Resim kuşkusuz bir sanat biçimidir ve sadece insanlığın başlangıcına kadar uzanan uzun bir geçmişe sahip olması gibi züppece bir nedenle değil. Resim aynı zamanda bir yorumlama eylemidir. Resim yapmak, bir sanat eserinin içine kendi benliğinizi koymaktır. Ancak bir fotoğrafçının bir ressam kadar yaratıcı ve yenilikçi olması son derece zordur. Resimler ve fotoğraflar hakkında söyledikleri de bunun ışığında anlam kazanıyor: “Bir resmin imzalı olması mantıklı ama bir fotoğrafın imzasız olması (ya da imzalı olsa bile zevksiz görünmesi).”
“Bu kitap fotoğrafı anlamak isteyenlerin kutsal kitabıdır.” der dururdu çok kıymetli bir hocam. “Fotoğraf Üzerine” çok kritik noktada durur ama diğer kitapları ve makaleleri de incelemeye değerdir.
Yazar, fotoğrafın ve fotoğrafçılığın doğuşu, gelişimi hakkında tarihi ve felsefi bir eser kaleme almış.
İlk fotoğraf nasıl ortaya çıktı, tarihsel süreçte ne yönde ilerledi, fotoğrafla ne anlatılmak istendi sorularına cevap bulabileceğiniz ve son bölümde fotoğrafla ilgili özlü sözler okuyabileceğiniz bir eser olarak hazırlanmış.
Görsel sanatlara, fotoğrafçılığa ilginiz varsa okunması faydalı olur. Ancak aradığınız fotoğrafçılığa giriş, terimler, kavramlar, teknikler gibi bilgilerse bu kitap sizin için doğru kitap değil.
fotoğraf felsefesine ilgim chris marker ile başlamıştı susan sontag okuyarak da bunu daha ileriye taşıdığıma inanıyorum fakat kitap bazı noktalarda bana ağır geldi çok fazla parantez açılmıştı yine de bir sürü yeni isim öğrendim ve genel kültürümü geliştirdi diyebilirim
“Fotoğraf Üzerine” derken; fotoğraf çekmeyi öğrenmek, makinanın ayarı, ışık, pozlama vs gibi konuları öğrenmek isteyenlerin aksine, çektiği fotoğraftaki felsefi bakış açısının nasıl anlatılması gerektiğini öğrenmek isteyenlere hitap ediyor.
Rastgele çekilen bir fotoğrafta anlam aramak gerekse de, fotoğrafı çeken profesyonel bir kaynağın aslında ne anlatmak istediğine vurgu yapan, ara ara okumak üzere; fotoğraflara bakış açınızı değiştirmeye fayda sağlayıp fotoğraf üzerine düşünmenizi sağlayacak bir sanat kitabı.
"Herhangi bir insanın vahşetin en amansız boyutlarını gösteren fotoğraflarla ilk defa karşılaşması, bir tür ifşadır, prototipik açıdan da modern ifşadır. Benim kendi payıma bu ifşayı yaşadığım an, Temmuz 1945'te Santa Monica'daki bir kitapçıda tesadüfen gördüğüm Bergen-Belsen ve Dachau fotoğraflarıydı. O güne değin -fotoğraflarda ya da gerçek hayatta- görmüş olduğum hiçbir şey, içimi bu denli keskince, derinden ve anında deşmemişti. Gerçekten de, tam olarak ne hakkında olduklarını kavramam yılları alsa bile, hayatımı o fotoğrafları gördüğümden önceki dönemim (o zaman henüz on iki yaşındaydım) ile sonraki dönemim olarak ikiye ayırdığımı söylersem abartıya kaçmış olmam. Onları görmem neye yaramıştı? Kaldı ki, fotoğraftan başka bir şey değildi onlar -o güne değin hemen hiç haberim olmamış ve etkilemek için de hiçbir şey yapamayacağım bir olayın, hemen hiç tasavvur edemeyeceğim ve dindirmek için de elimden en ufak bir şey gelmeyecek olan bir ıstırabın fotoğrafları. Fakat o fotoğraflara baktığımda içimde bir şey kırılmıştı. Bir sınıra dayanmıştım ve bu salt dehşetin sınırı değildi; tesellisi mümkün olmayan bir kedere düşmüş, yaralanmıştım, ama duygularımın bir kısmının katılaşmaya başladığını da hissetmiyor değildim; içimde bir şey ölürken, bir şey de hâlâ feryat
Fotoğraf ÜzerineSusan Sontag · Altıkırkbeş Yayınları · 2008280 okunma
Yazar, fotoğrafa ilişkin kişisel duygu ve düşüncelerini anlattığı metinlerde daha çok felsefeci kişiliği ile fotoğrafı değerlendiriyor. Pek çok mecazın kullanıldığı kitapta, felsefeye ve sanat tarihine dair kavramları da öğrenme fırsatı buluyorsunuz. Kitabın sonundaki antoloji sıkıcı olsa da kitap kesinlikle ilgilenenler için okumaya değer ve bilgilendirici.
Sontag, New York'ta, her ikisi de Litvanya ve Polonya asıllı Yahudiler olan Mildred (kızlık soyadı Jacobson) ve Jack Rosenblatt'ın kızı olarak Susan Rosenblatt adıyla dünyaya geldi. Babası Çin'de bir kürk ticareti işletmesi yönetiyordu ve Susan beş yaşındayken 1939'da orada tüberkülozdan öldü. Yedi yıl sonra, Sontag'ın annesi Amerikalı asker Nathan Sontag ile evlendi. Susan ve kız kardeşi Judith, resmi olarak evlat edinilmeseler de üvey babalarının soyadını aldılar.
Susan bir yandan mutsuz bir çocukluk geçirirken kitaplara sığındı ve 15 yaşında North Hollywood Lisesi'nden mezun oldu. Şikago Üniversitesi'ne gitti. Felsefe, antik tarih ve edebiyat alanlarında dersler aldı.
Sontag, 17 yaşında 10 günlük bir flörtten sonra Chicago Üniversitesi'nde sosyoloji hocası olan yazar Philip Rieff ile evlendi; evlilikleri sekiz yıl sürdü.
Çoğunlukla denemeler yazdı, ancak romanlar da yayınladı; 1964'te ilk büyük çalışması olan "Notes on 'Camp" adlı makalesini yayınladı. Sontag, Vietnam Savaşı ve Saraybosna Kuşatması da dahil olmak üzere, çatışma bölgeleri hakkında yazılı ve sözlü olarak veya bu bölgelere seyahat etme konusunda oldukça aktifti. Fotoğraf, kültür ve medya, AIDS ve hastalık, insan hakları ve sol ideoloji hakkında kapsamlı yazılar yazdı. Yazıları ve konuşmaları tartışmalara yol açtı ve "neslinin en etkili eleştirmenlerinden biri" olarak tanımlandı. Yazılarının yanısıra dört film yazıp yönetti ve ayrıca birkaç oyun yazdı.
Sontag, 28 Aralık 2004'te 71 yaşında New York'ta akut miyeloid lösemiye dönüşen miyelodisplastik sendromun komplikasyonlarından öldü. Paris'te Cimetière du Montparnasse'ye gömüldü.