Gelenek Sayı: 1 (1986 Kasım)

·
Okunma
·
Beğeni
·
30
Gösterim
Adı:
Gelenek Sayı: 1
Alt başlık:
1986 Kasım
Baskı tarihi:
Kasım 1986
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gelenek Dergi
100 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Marksist teori dergisi Gelenek'in yayın hayatına başladığı ilk sayısı.

giriş yazısında neden böyle bir oluşuma gittiklerini açıklamışlar.

diğer yazılar güncelliğini pek korumasa da, metin çulhaoğlu'nun aydın üzerine yazdığı yazı güncel ve önemini koruyor.

http://www.gelenek.org/...nah-kecisi-mi-olacak

kısacası öncelikle aydının doğru bir teorik bilince sahip olması gerektiğini, sonra halkına neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan bir mükemmelliyetçi, bir eğitimci pozisyonda değil; halkıyla beraber eleştirdiği sorunları, ülke gerçekliğini değiştiren bir görev edinmesi gerektiğini söylüyor. aksi taktirde, devlet ve halk arasında arabuluculuk yapan pasif bir aracı durumuna düşer, diyor.

aydın giritli'nin eşitsiz gelişim ve siyaset yazısında da bazı polemikler var. tek ülkede sosyalizm, troçki'nin devrimden nasıl koptuğu gibi konular kısaca işlenmiş. çağdaş troçkistlerin, neo-marksistlerin eleştirisi de var.
Kitlesel hareketlenmenin, kendi başına, aydını nitelikçe yeni bir aşamaya ulaştıramaması gibi, belirli bir kimlik ve misyon bilinci önsel olarak bulunmadığı sürece, uluslararası kaynaklı çıkışlar da, Türkiye aydınını kendi başına teoriye götürmüyor. Sonuç felaket değilse, ulaşılan yer, en çok, tam anlamıyla reel politiker bir çizgi oluyor. Kısacası ne kitlesel hareketlenme, ne de uluslararası biçimlenme Türkiye aydınının eksikliklerini kendi başlarına kapatamıyorlar.

Teorisiz Osmanlı aydınının, 1908 çıkışından sonra ulaştığı noktayı en iyi Enver Paşa’nın sözleri anlatıyor: "Mefkureyi (ideal, teori) gerçekleştiremeyince, gerçeği mefkure edinmekten başka çare yok". Okuyup geçmemek gerekiyor. Enver Paşa’nın bu sözleri gerçekte bir motto’dur (slogan). Yalnızca kendisinin, İttihatçıların değil. Bu yola teorisiz çıkan tüm eylemcilerin, sol kesimde olanlar dahil, sonunda ulaşacakları yerdir.
Anadolu ihtilali başından itibaren bir işçi sınıfı hareketine cephe aldı; zaman zaman iç ve dış dinamiklerin dengesiyle bu cephe yumuşatıldı ancak hiçbir zaman ortadan kalkmadı.
"Rusya burjuva devrimini o denli geç tamamladı ki, burjuva devrimini proleter devrimine dönüştürmek zorunda kaldı. Başka türlü söylenirse: Rusya diğer ülkelere göre o denli gecikmişti ki, en azından bazı alanlarda onları aşmak zorundaydı."1

Eşitsiz gelişim bundan daha güzel nasıl ifade edilebilir? Olguyu, Rus Devrimi'nin hazırlayıcılığını ve ihanetini birlikte yüklenen, önce önderlik edip, sonra sırt çeviren Trotskiy' den daha güzel anlatmak mümkün mü? Eşitsiz gelişimin bizatihi ürünü, eşitsizliğin en yoğun anında zirveye tırmanan, ama aynı yasa tarafından yaşayan tarihin dışına itilen Trotskiy devrimin üzerinden on yılı aşkın süre geçtikten sonra İstanbul Büyükada'da yukarıdaki satırları yazdı. Rus Devrimi'nin etkileyici tasvirlerine hem eşitsiz gelişme yasasının usta formülasyonlarını hem de aynı yasanın küçültücü bir saygısızlıkla yadsınmasını peşpeşe sığdırabildi: Bir yanda yaşanmış toplumsal atılıma dair söylediklerinin bazı yönleri; tam karşısında ise tek ülkede yeni bir hayat yaratmaya gösterdiği inançsızlık...

20. yüzyılda aşamacı düşüncenin teorik bir zenginliğe ulaşabilmesi kategorik olarak olanaksız. Trotskiy bir kez söyledi "gecikmiş olunduğu için ileri atılınıyor." Her aşamacılık eninde sonunda nesnelliğin geriliğinden, geri hedefler çıkarsamak için dem vurur. 1917'den beri ilerleyebilmenin tek yolunun, öndekinin peşi sıra gitmek değil, onu aşmak olduğu, biliniyor olmalı. Geri nesnellik, içerisinde biriktirdiği eşitsizliklerle bu sıçramanın olanaklarını sunuyor. Bu olanakların siyasal alanda en önemli kalemi, örgütlenmenin etki ve hareket kabiliyetinin eşitsizlikler ortamında ciddi ölçüde genişlemesidir. Bu yüzden her aşamacılık, örgütün ve önderliğin rolünün boyutlarını sindiremeyen bir teorik sisteme hapsolmuştur.
Aydın, yaşadığı ortamın özgün bir dinamiğe, giderek özgün bir yazgıya sahip olduğunu tam tamına "bilimsel" olarak kanıtlayamasa bile, kendine bu doğrultuda özel misyon biçen kişidir.
Bir başka deyişle, aydın, maskeleri olanların bu maskeleri düşürmenin yanı sıra, ne olduklarını bilmeyenlere, mevcut konumlarından hareketle "ne olabileceklerinin" bilgisini vermelidir. Bu görev, bu somut işlev, aydının tam tamına "madde üzerinde egemen olma" denemesidir.
Şarlatan, yalnızca insanlar üzerinde etkilidir. Kahramanlar ise olaylar, dış gerçeklik ve madde üzerinde de egemendirler. Onlar, yeni toplumsal gerçeklik ile eski arasındaki gerilimin bilgisi ile yetinmekle kalmazlar; bu gerilime yaratıcı bir biçimde son verecek eylemin ne olduğunu da, tam olmasa bile, eyleme izin verecek ölçüde bilirler.
Türkiye ve felsefe... Hayalciliğe hiç gerek yok. Türkiye’de felsefeye, (siyasal ve toplumsal bilinç) işlevi beklentisi ile bakmak hayalcilik oluyor. Bu ne anlama geliyor? Türkiye aydınının hiçbir zaman "soyut düşünemeyeceği", sistem kuramayacağı, model oluşturamayacağı, faaliyetinin nesnelerini en geniş bir çerçevede yerli yerine oturtamayacağı sonucu mu çıkıyor?

Böyle sonuçlara ulaşmak için acele etmemek gerekiyor. Çünkü Türkiye aydınının kendine özgü bir "avantajı" olduğunu sanıyorum. Batı aydınını geçmişte diri, araştırıcı ve eylemci yapan, uluslararası coşku dönemlerinin dürtüsü yanında, sahip olduğu felsefi sistemin bütüncülüğü, kapsamlılığı ve bu anlamda doyuruculuğu idi. Türkiye aydını, böyle sistemlere sahip değil. Buna karşılık Türkiye aydını, belki de başka ülkelerin aydınlarından çok da ötede kendi toplumunun, geçmişinin ve bugününün, aydın olarak kendi damgasını belirgin bir biçimde taşıdığının bilincine varma şansına sahip görünüyor. Bir başka deyişle, subjektif bir öğe olarak Türkiye aydınının gerçek gücü, geçmiş eyleminin toplumsal-siyasal oluşuma vurduğu damganın belirgin oluşundadır. Sorun, Türkiye aydınının bunu gereğince bilince çıkarabilmesidir.

O halde, Türkiye aydını geleceğini arıyorsa, önce geçmişini kendi elleriyle kurmak zorundadır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gelenek Sayı: 1
Alt başlık:
1986 Kasım
Baskı tarihi:
Kasım 1986
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gelenek Dergi

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Karakedi

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0