Adı:
Gılgameş
Alt başlık:
Uruk Aslanı
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
488
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757076100
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yurt Kitap Yayın
Baskılar:
Gılgameş
Gılgameş
Uruk'tan kuzeye doğru yayan üç saatlik mesafede soluk soluğa durdu. ... Sanki bir yarışmayı kazanmak ister gibi bütün yol boyunca durmaksızın koşmuştu. Belki de bir yarıştı bu, son derece yalnız bir yarış: Gılgameş tüm dünyaya karşı.

... Yıldızlar görüyordu gökyüzünde Gılgameş, gece ve gündüz yıldızlar. Yoksa zamanların akışı arasında bir fark kalmamış mıydı? ... Dudakları çatlamış, ağzı şişmişti. Derisini bir tuz tabakası kaplamıştı, yarı yarıya bir balık olmuştu artık. Bazen hayret edilecek bir şekilde kararıyordu çevresi, o zaman bilincini yitiriyor ve çok sonra uyanabiliyordu ancak... Yoksa her şey aynı anda mı oluyordu? "Ben Gılgameş'im, Uruk kralı!" diye sesleniyordu balıklara...
(Arka Kapak'tan)
488 syf.
·21 günde·9/10
Oldukça genç bir adam, deriden yapılma trampetini sert hamlelerle döverek Fırat Nehri'nin hemen doğusunda yer alan Uruk kentinin meydanına doğru ilerliyordu. Halk bu sesle adeta hipnotize olmuşcasına bu adamın peşi sıra İştar Tapınağı'nın önüne kadar geldiler. Baş rahibe ve İştar'ın yeryüzündeki en genç tezahürü İlluna, riyakar bir gülümseme ile genç adamı selamladı... Tanrılar, yeryüzünü izliyorlardı ve akıllarında tek bir düşünce vardı. Tarih, büyük bir adama şahitlik edecekti ve binlerce yıl geçse bile bu genç adamın ismi asla unutulmayacaktı. İşte o genç adam Uruk Aslanı; Gılgameş'den başkası değildi.

Gılgameş Destanı öylesine bir destan ki; doğa üstü varlıkların, tanrıların, yarı tanrıların, hayaletlerin, tufanların, entrikaların, sadakatin, aşkın ve büyük bir adamın hikayesidir. Harald Braem'in, Sümerler tarafından 56 kil tablete Akad çivi yazısı ile kaydedilen ve tarihin en eski yazılı destanından esinlenerek oluşturduğu bu eserin en dikkat çeken yanı, şaşırtıcı bir güncellik çerçevesinde anlatılmış olmasıdır. Kitabın gerçekliğini perçinleyen ise tabletlerde yer alan oyma resim tasvirlerinin de yer yer sayfalarda resmedilmiş olması ve hikaye her ne kadar kurgu da olsa bu resimlerin ve bilgilerin doğrultusunda ilerlemiş olmasıdır.

Harald Braem'in betimlemeleri oldukça güçlü. Kitabı okurken bir an duraklayıp gözlerinizi kapadığınız anda; çorak bir araziye yerleşmiş bir medeniyetin tablosu beliriveriyor zihninizde. Tapınaklar (Anu ve İştar), İştar tapınağının güzel kızları, Anu Tapınağı'nın rahipleri, Uruk'un etrafını saran yüce duvarları, askerleri, insanları ve 4000 yıl öncesinin arkaik yapıları...

Romanın mitolojik bir hüviyette olmasından dolayı olayları, bu çerçevede gözlemlemek çok daha yararlı olacaktır diye düşünüyorum. Hal böyleyken; Gılgameş, kendi yaşadığı dönem itibariyle gelmiş geçmiş tüm krallardan çok farklıdır: Tabuları yıkan, korkusuz, geleneklere ve göreneklere aykırı davranan bir adam. Bunu yıllar boyunca, diğer yılanlardan farklı olmamasına rağmen toplumun batıl bir anlam yüklediği bu yılanın yaşadığı yere giderek onu "korku yuvasından"(Toplum nezdinde) çıkartmasından, Sedir Ağaçlarını koruyan Humbaba'nın ormanına gitmesinden ve ölümsüzlük adasına yaptığı tehlikeli yolculuklardan rahatlıkla çıkartabiliriz. İşin en ironik yanına ise; bu kadar korkusuz bir adamın sonrasında ölümsüzlüğü araması! Büyük Tufanla ilişkili olan bu ölümsüzlük yolculuğu ve nedenleri de kitabın veremeyeceğim spoilerları olsun.

Harald Braem'in ya da Gılgameş Detanı'nın bize anlatmaya çalıştığı veya bu bağlamda insanlığı uyarmaya çalıştığı en önemli konu ise doğadır. Doğanın en önemli hammedesi olan ağaçlar bir başka deyimle insanlığında hammaddesi niteliğindedir. Bana göre ağaçsız bir yeryüzü hayal bile edilemez. Ağaçlar sadece insanlara değil doğada yaşayan tüm canlılara da barınaktır. Bu sebeple ağaçların ve doğanın kıymetini bilmek zannediyorum ki dünyanın ve insanlığın geleceği için büyük bir önem teşkil ediyor. Unutulmalıdır ki doğa kendinden alınanı elbet bir gün geri alacaktır!

4000 yıl öncesine keyifli bir yolculuk yapmak isteyen herkese öneririm. İyi okumalar dilerim ve son olarak kitabı hediye eden kitap kardeşim Berfin Demir'e teşekkür ederim. :)
528 syf.
·28 günde·Beğendi·Puan vermedi
Uzun süren uğraşlar sonucu nihayet bitti ama beni de bitirdi Gilgameş.
Kutsal kitapları okuduysanız hikaye çok tanıdık fakat onlardan önce yazılması tek hikayeye sarılan milyonların düştüğü dramı anlatmaya yetiyor bence.
Ama kitapta bence en belirgin nokta insanın doğayla yaptığı ya da yapacağı hiçbir savaşta başarılı olamayacağının anlaşılması olmuş.

"Ağaçlar bir ülkenin en büyük zenginliğidir."
488 syf.
·Beğendi·8/10
Açmışım Lost'u, en sevdiğim gizemli karekter John amca elinde bulmaca, bir soruyu işaret ediyor: " 42. Enkidu's friend". Sonra başlıyor karelere cevabı yazmaya " GILGAMESH". Orada bir kırmızı hapı daha indiriyoruz bünyeye. Durdurup diziyi başlıyorum geç kalmış maceramı araştırmaya. (Bu saate kadar beklediğime de kızarak bir yandan) Hayran hayran okuyorum nette yazılanları. Baktım doyulacak gibi değil, bir çarşı gezmesinde kitaplardan oluşan haremime katıveriyorum bu destani dilberi. Efendim yazar ilmek ilmek tasvirlerle anlatıyor Gılgamış Destanını. Bu tasvirleri kafada canlandırmakta epey zor yani. Yıllar evveli Yüzüklerin Efendisinde aldığım o fantastik hazzı tadıyorum yine. Gılgamışla çöllerde üşüyor, merakla yıldızları izliyor, tapınaktaki bakirelere hayran hayran bakıyoruz. Ufka bakıp bol bol, uzaklardan gelecek dostu bekliyoruz beraber geceleri. Garibanlıksa bizde, kahramanlıksa dik alası. Adamlığın Kralı oluvermişiz bakıyorsun. Sonra işte böyle böyle gidiyor serüven. Alamut Kalesini seven buna bayılır. Enkidu ve Gılgamış ilişkisi, Şems ve Mevlana, Musa ve Hızır gibi yoldaşlıklarada benzemiyor değil hani. Ya da benim cahil kafamın kurguları. Bir ara filmi de yapılacaktı bu topraklarda ama yalan oldu sonra. Düşün Yani Enkidu'yu Kenan İmirzalıoğlu oynayacaktı -Vahşiye bakarmısın :)
488 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
İnsanların günleri sayılıdır. Yaptıkları şeyler bir solukta gidiverir geride bıraktıkları kısa sürede unutuluverir. Fakat sen duvarlarla çevrili güvenli Uruk'ta bile ölüm korkusuyla yaşıyorsun! Kuvvetin nerede kaldı seni yakıp kavuran kahramanlık isteğin nerede? Yaşlı bir adam gibi pazar yerindeki ateşlerin ortasında oturup senden gençlerin gelerek kahramanlıklarını ve zaferlerini anlatmalarını mı bekleyeceksin? Dolu dolu yaşamlarından sana bir şeyler anlatmaları için titreyerek onlara yalvaracak mısın? Şair Sinnunni'nin hayal ettiği gibi ikinci elden bir yaşam mı istiyorsun?
488 syf.
·Beğendi·10/10
İnsanlık tarihinin başlangıcından beri insanoğlunun en büyük arzusu ölümsüzlüğü arayan bir kralın destanı.

"ölüm, hiç kimsenin görmediği,
yüzünü kimsenin fark etmediği,
sesini hiç kimsenin duymadığı,
zalim ölüm! yok eder insanları!
488 syf.
·Beğendi·8/10
Uruk'tan kuzeye doğru yayan üç saatlik mesafede soluk soluğa durdu. ... Sanki bir yarışmayı kazanmak ister gibi bütün yol boyunca durmaksızın koşmuştu. Belki de bir yarıştı bu, son derece yalnız bir yarış: Gılgameş tüm dünyaya karşı.... Yıldızlar görüyordu gökyüzünde Gılgameş, gece ve gündüz yıldızlar. Yoksa zamanların akışı arasında bir fark kalmamış mıydı? ... Dudakları çatlamış, ağzı şişmişti. Derisini bir tuz tabakası kaplamıştı, yarı yarıya bir balık olmuştu artık. Bazen hayret edilecek bir şekilde kararıyordu çevresi, o zaman bilincini yitiriyor ve çok sonra uyanabiliyordu ancak... Yoksa her şey aynı anda mı oluyordu? "Ben Gılgameş'im, Uruk kralı!" diye sesleniyordu balıklara...(Arka Kapak'tan)
488 syf.
·Puan vermedi
Gılgameş, macera hırsı ile dolu bir kalp, ölümden duyulan endişe ve arayış , akıl sınırlarını zorlayacak mitolojik badireler , ve sonunda hayal kırıklığı ama yüce bir bilginlik"tavsiye edilir"..
488 syf.
·40 günde·Puan vermedi
Aslan Gılgameş'in karşısına dikilmişti bile. Uzun, kırmızı yeleli canavar, gökyüzünü karartan vücuduyla karşisında dévasâ duruyordu. Hızlı hızlı nefes alişini hissediyor, buruk yaban kokusunu aliyor be buna rağmen bakışlarini ondan ayriramiyordu.
488 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bana kalırsa gılgamışı bir tanrıdan ayıran şey zaafları ve bir canavardan ayıran şey ise enkidu idi.Denk olmanın önemini daha iyi anladığım bir kitap.
488 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Sümerlerin, bilinen en eski yazıya dökülmüş efsanesi. Gılgameş'in kral oluşu. Enriku ile tanışması düşmanlarını alt etmesi.
İçerisindeki hikayeler sizlere bir yerlerden tanıdık gelecek. Bazısı bu hikayelerin kutsal kitapları etkilediği bazısı ise kutsal kitapların bu destanı etkilediğini düşünecektir.
488 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Gılgameş ile Enkidonun dostlugunu,Gılmamışın dostu için yaktıgı ağıtları hissettim.
Çok şeyler yazılır,dostluk,doğa,ihanet,pişmanlık,aşk,sevgi,sadakat,cesaret daha birçok şey.Ama ben içinden dostlugu seçtim.
488 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kahramanlığın doğa ile bütünlesmesi tanrıların verdiği aman siz mücadele ve yine mezopotamya da ki çetin yaşama karşı tanrılar arasında ki mücadeleye rağmen bütün zorluklara baş gösteren enkidu ve gilgamişın yaşamı uzun ve sürükleyici bir eser
Bil ki Sümer ülkesinin eski kralları, tufandan önceki büyük krallar, iktidarlarını daima bir kadınla paylaşırlardı. Çünkü ne erkekler ne de dişiler tek başlarına hiçbir şey için yeterli değildirler, mükemmelliğe ulaşmaları için birbirlerini tamamlamaları gerekir.
Her şey üzerinde etraflıca düşünmek doğru bir davranış. Fakat gereğinden fazla derin düşüncelere de dalmamak lazım, yoksa insan yanlış bir şey yapacağı korkusuyla neredeyse hiçbir şey yapamayacak hale gelir.
Senin ülkenin insanları ya çok akıllı ya da çok deli olmalılar .
Harald Braem
Sayfa 149 - Profil yayınları , Enkidu'nun eleştirisi
Her şey görünmez bağlardan örülmüş bir ağ. Sapasağlam ve değişmez bir düzene sahip. Hem pazar yerinin kenarında yatıp zenginlerin sadakalarını bekleyen zavallı dilenci, hem de aynı onun gibi kendisinden belli davranışlar bekleyen toplumun kurallarına uymaya zorunlu kral… Bu düzenin parçası…
"Neden gereksiz yere ağlayıp sızlıyorsun? Neden değerli vaktini isyan ederek ve ve öfkelenerek harcıyorsun? Tanrıların ve insanların farklı kaderleri vardır.Senin üçte ikin tanrısal olmasına rağmen üçte birin insan ve diğer insanların kaderi senin de kaderin.
İnsanlara sonsuz yaşam verilmemiştir.Ölüm her zaman yakınlarındadır ve eninde sonunda onları kucaklar.Insanların yaşamları belli hedeflere yöneltilmiştir, bunların kimi ulaşılmaz oldukları için anlamsızdır, birçoğu da ulaşılabilirdir.Sonsuza dek dayanabilecek olan evler inşa etmemiz mümkün müdür? Anlaşmalarımızı sonsuza dek geçerli olmaları için mi mühürleriz? Kardeşler mirası sonsuza dek mi paylaşır? İnsanoğlu gençliğin zevklerini sonsuza dek mi tadar? Sonsuza dek mi gücünün doruğundadır? Sonsuza dek mi aşık olur? Irmaklar her sene aynı miktarda su ve verimli çamur mu taşır ovaya? Aynı ekmeği iki defa yiyebilir miyiz? Aynı biracı iki defa içebilir miyiz? Hayır, dünyanın yaradılışından bu yana hiçbir şey aynı kalmamıştır ve kendisini tekrar etmemiştir.Ölüm de sürekli değiştiği için bizden bir parça yaşam değil midir? Onu içimizde barındırarak gelmez miyiz dünyaya? Uyuyanlarla ölülerin birbirlerine ne kadar benzediklerini düşün.Her ikisi de ölümün hatlarına sahiptir.Bir tanesi uyanana kadar, diğeri ise kurtlar etlerini kemirip kemikleri toz olana kadar.
Yeni doğan çocuk, ağlamasıyla güneşin ışıklarını selamlarken Anunaki tanrıları bir araya toplanarak kulaklarını bu şeye dikerler.Ve kulaklarına gelen seslere göre, o insanın kaderinin nasıl olacağına karar verirler.Yasayacakları günleri tek tek sayarlar fakat ölüm günlerini asla sayamazlar."
… çünkü bir şair dizelerini asla sadece kil tabletlere çiziktirilsinler diye yazmaz, hayır bir şair şiirlerinin hakkını vererek dinleyen bir kulağa ihtiyaç duyar. Bu kulak kendi kulağı olsa bile…

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gılgameş
Alt başlık:
Uruk Aslanı
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
488
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757076100
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yurt Kitap Yayın
Baskılar:
Gılgameş
Gılgameş
Uruk'tan kuzeye doğru yayan üç saatlik mesafede soluk soluğa durdu. ... Sanki bir yarışmayı kazanmak ister gibi bütün yol boyunca durmaksızın koşmuştu. Belki de bir yarıştı bu, son derece yalnız bir yarış: Gılgameş tüm dünyaya karşı.

... Yıldızlar görüyordu gökyüzünde Gılgameş, gece ve gündüz yıldızlar. Yoksa zamanların akışı arasında bir fark kalmamış mıydı? ... Dudakları çatlamış, ağzı şişmişti. Derisini bir tuz tabakası kaplamıştı, yarı yarıya bir balık olmuştu artık. Bazen hayret edilecek bir şekilde kararıyordu çevresi, o zaman bilincini yitiriyor ve çok sonra uyanabiliyordu ancak... Yoksa her şey aynı anda mı oluyordu? "Ben Gılgameş'im, Uruk kralı!" diye sesleniyordu balıklara...
(Arka Kapak'tan)

Kitabı okuyanlar 343 okur

  • Yulanga
  • Rıdvan AKIN
  • Ose
  • Eddam
  • Veysi dilekci
  • Serap Karabulut
  • Züleyha
  • Hülya Berke
  • Rojjek
  • Cihan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%13
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%11.6
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%26.1
45-54 Yaş
%10.1
55-64 Yaş
%4.3
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%36.9
Erkek
%63.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.3 (31)
9
%24 (23)
8
%18.8 (18)
7
%11.5 (11)
6
%5.2 (5)
5
%1 (1)
4
%1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0