Gılgameş Uruk Aslanı

8,5/10  (41 Oy) · 
98 okunma  · 
36 beğeni  · 
1.630 gösterim
Uruk'tan kuzeye doğru yayan üç saatlik mesafede soluk soluğa durdu. ... Sanki bir yarışmayı kazanmak ister gibi bütün yol boyunca durmaksızın koşmuştu. Belki de bir yarıştı bu, son derece yalnız bir yarış: Gılgameş tüm dünyaya karşı.

... Yıldızlar görüyordu gökyüzünde Gılgameş, gece ve gündüz yıldızlar. Yoksa zamanların akışı arasında bir fark kalmamış mıydı? ... Dudakları çatlamış, ağzı şişmişti. Derisini bir tuz tabakası kaplamıştı, yarı yarıya bir balık olmuştu artık. Bazen hayret edilecek bir şekilde kararıyordu çevresi, o zaman bilincini yitiriyor ve çok sonra uyanabiliyordu ancak... Yoksa her şey aynı anda mı oluyordu? "Ben Gılgameş'im, Uruk kralı!" diye sesleniyordu balıklara...
(Arka Kapak'tan)
  • Baskı Tarihi:
    2000
  • Sayfa Sayısı:
    488
  • ISBN:
    9789757076100
  • Çeviri:
    Atilla Dirim
  • Yayınevi:
    Yurt Kitap Yayın
  • Kitabın Türü:
Jay 
 26 Ara 2016 · Kitabı okudu · 21 günde · 9/10 puan

Oldukça genç bir adam, deriden yapılma trampetini sert hamlelerle döverek Fırat Nehri'nin hemen doğusunda yer alan Uruk kentinin meydanına doğru ilerliyordu. Halk bu sesle adeta hipnotize olmuşcasına bu adamın peşi sıra İştar Tapınağı'nın önüne kadar geldiler. Baş rahibe ve İştar'ın yeryüzündeki en genç tezahürü İlluna, riyakar bir gülümseme ile genç adamı selamladı... Tanrılar, yeryüzünü izliyorlardı ve akıllarında tek bir düşünce vardı. Tarih, büyük bir adama şahitlik edecekti ve binlerce yıl geçse bile bu genç adamın ismi asla unutulmayacaktı. İşte o genç adam Uruk Aslanı; Gılgameş'den başkası değildi.

Gılgameş Destanı öylesine bir destan ki; doğa üstü varlıkların, tanrıların, yarı tanrıların, hayaletlerin, tufanların, entrikaların, sadakatin, aşkın ve büyük bir adamın hikayesidir. Harald Braem'in, Sümerler tarafından 56 kil tablete Akad çivi yazısı ile kaydedilen ve tarihin en eski yazılı destanından esinlenerek oluşturduğu bu eserin en dikkat çeken yanı, şaşırtıcı bir güncellik çerçevesinde anlatılmış olmasıdır. Kitabın gerçekliğini perçinleyen ise tabletlerde yer alan oyma resim tasvirlerinin de yer yer sayfalarda resmedilmiş olması ve hikaye her ne kadar kurgu da olsa bu resimlerin ve bilgilerin doğrultusunda ilerlemiş olmasıdır.

Harald Braem'in betimlemeleri oldukça güçlü. Kitabı okurken bir an duraklayıp gözlerinizi kapadığınız anda; çorak bir araziye yerleşmiş bir medeniyetin tablosu beliriveriyor zihninizde. Tapınaklar (Anu ve İştar), İştar tapınağının güzel kızları, Anu Tapınağı'nın rahipleri, Uruk'un etrafını saran yüce duvarları, askerleri, insanları ve 4000 yıl öncesinin arkaik yapıları...

Romanın mitolojik bir hüviyette olmasından dolayı olayları, bu çerçevede gözlemlemek çok daha yararlı olacaktır diye düşünüyorum. Hal böyleyken; Gılgameş, kendi yaşadığı dönem itibariyle gelmiş geçmiş tüm krallardan çok farklıdır: Tabuları yıkan, korkusuz, geleneklere ve göreneklere aykırı davranan bir adam. Bunu yıllar boyunca, diğer yılanlardan farklı olmamasına rağmen toplumun batıl bir anlam yüklediği bu yılanın yaşadığı yere giderek onu "korku yuvasından"(Toplum nezdinde) çıkartmasından, Sedir Ağaçlarını koruyan Humbaba'nın ormanına gitmesinden ve ölümsüzlük adasına yaptığı tehlikeli yolculuklardan rahatlıkla çıkartabiliriz. İşin en ironik yanına ise; bu kadar korkusuz bir adamın sonrasında ölümsüzlüğü araması! Büyük Tufanla ilişkili olan bu ölümsüzlük yolculuğu ve nedenleri de kitabın veremeyeceğim spoilerları olsun.

Harald Braem'in ya da Gılgameş Detanı'nın bize anlatmaya çalıştığı veya bu bağlamda insanlığı uyarmaya çalıştığı en önemli konu ise doğadır. Doğanın en önemli hammedesi olan ağaçlar bir başka deyimle insanlığında hammaddesi niteliğindedir. Bana göre ağaçsız bir yeryüzü hayal bile edilemez. Ağaçlar sadece insanlara değil doğada yaşayan tüm canlılara da barınaktır. Bu sebeple ağaçların ve doğanın kıymetini bilmek zannediyorum ki dünyanın ve insanlığın geleceği için büyük bir önem teşkil ediyor. Unutulmalıdır ki doğa kendinden alınanı elbet bir gün geri alacaktır!

4000 yıl öncesine keyifli bir yolculuk yapmak isteyen herkese öneririm. İyi okumalar dilerim ve son olarak kitabı hediye eden kitap kardeşim Berfin Demir'e teşekkür ederim. :)

Tuncer TAMTÜRK 
09 Nis 21:55 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Açmışım Lost'u, en sevdiğim gizemli karekter John amca elinde bulmaca, bir soruyu işaret ediyor: " 42. Enkidu's friend". Sonra başlıyor karelere cevabı yazmaya " GILGAMESH". Orada bir kırmızı hapı daha indiriyoruz bünyeye. Durdurup diziyi başlıyorum geç kalmış maceramı araştırmaya. (Bu saate kadar beklediğime de kızarak bir yandan) Hayran hayran okuyorum nette yazılanları. Baktım doyulacak gibi değil, bir çarşı gezmesinde kitaplardan oluşan haremime katıveriyorum bu destani dilberi. Efendim yazar ilmek ilmek tasvirlerle anlatıyor Gılgamış Destanını. Bu tasvirleri kafada canlandırmakta epey zor yani. Yıllar evveli Yüzüklerin Efendisinde aldığım o fantastik hazzı tadıyorum yine. Gılgamışla çöllerde üşüyor, merakla yıldızları izliyor, tapınaktaki bakirelere hayran hayran bakıyoruz. Ufka bakıp bol bol, uzaklardan gelecek dostu bekliyoruz beraber geceleri. Garibanlıksa bizde, kahramanlıksa dik alası. Adamlığın Kralı oluvermişiz bakıyorsun. Sonra işte böyle böyle gidiyor serüven. Alamut Kalesini seven buna bayılır. Enkidu ve Gılgamış ilişkisi, Şems ve Mevlana, Musa ve Hızır gibi yoldaşlıklarada benzemiyor değil hani. Ya da benim cahil kafamın kurguları. Bir ara filmi de yapılacaktı bu topraklarda ama yalan oldu sonra. Düşün Yani Enkidu'yu Kenan İmirzalıoğlu oynayacaktı -Vahşiye bakarmısın :)

Taner durmaz 
27 Nis 13:11 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Uruk'tan kuzeye doğru yayan üç saatlik mesafede soluk soluğa durdu. ... Sanki bir yarışmayı kazanmak ister gibi bütün yol boyunca durmaksızın koşmuştu. Belki de bir yarıştı bu, son derece yalnız bir yarış: Gılgameş tüm dünyaya karşı.... Yıldızlar görüyordu gökyüzünde Gılgameş, gece ve gündüz yıldızlar. Yoksa zamanların akışı arasında bir fark kalmamış mıydı? ... Dudakları çatlamış, ağzı şişmişti. Derisini bir tuz tabakası kaplamıştı, yarı yarıya bir balık olmuştu artık. Bazen hayret edilecek bir şekilde kararıyordu çevresi, o zaman bilincini yitiriyor ve çok sonra uyanabiliyordu ancak... Yoksa her şey aynı anda mı oluyordu? "Ben Gılgameş'im, Uruk kralı!" diye sesleniyordu balıklara...(Arka Kapak'tan)

Gülay 
16 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İnsanlık tarihinin başlangıcından beri insanoğlunun en büyük arzusu ölümsüzlüğü arayan bir kralın destanı.

"ölüm, hiç kimsenin görmediği,
yüzünü kimsenin fark etmediği,
sesini hiç kimsenin duymadığı,
zalim ölüm! yok eder insanları!

Muhammet Çelik 
23 Oca 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 8/10 puan

Sümerlerin, bilinen en eski yazıya dökülmüş efsanesi. Gılgameş'in kral oluşu. Enriku ile tanışması düşmanlarını alt etmesi.
İçerisindeki hikayeler sizlere bir yerlerden tanıdık gelecek. Bazısı bu hikayelerin kutsal kitapları etkilediği bazısı ise kutsal kitapların bu destanı etkilediğini düşünecektir.

Aykut Aydemir 
20 Ağu 17:13 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Mistik bir havanın yer yer etkisini gösterdiği ve okuyucuyu sürükleyici bir atmosferle karadan denize sürükleyen şahane bir eser.. Betimlemeler oldukça yoğun ancak üslup gerçekten çok iyi.. Birkaç nefeste okunabilecek güzellikte..

Emin Taşdemir 
04 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Uruk Kralı Gılgameş'in ölümsüzlük otunu aramasını anlatan kitap. Tarihin ilk yazılı kaynaklarından biri ve o günden bu güne belki de değişmeyen şey insanların bir şeylere doyamadıklarıdır. Gılgameş bu noktada ciddi bir perspektif noktası göstermektedir. Okunması gereken kitaplardan biri bence...

Üç Renk 
06 Eyl 17:29 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kutsal Kitapların Kaynağı Gılgameş Destanını konu alan bu romanı okuduğunuzda bir çok dinde yer alan konuların kaynağına ineceğinize inanıyorum. Her sayfa kendi içinde bir öncekinden daha akıcı. Okuyunca Gılgameş ve Enkido'nun dostluğuna da hayran kalacaksınız.

"Uruk'tan kuzeye doğru yayan üç saatlik mesafede soluk soluğa durdu. ... Sanki bir yarışmayı kazanmak ister gibi bütün yol boyunca durmaksızın koşmuştu. Belki de bir yarıştı bu, son derece yalnız bir yarış: Gılgameş tüm dünyaya karşı.
Yıldızlar görüyordu gökyüzünde Gılgameş, gece ve gündüz yıldızlar. Yoksa zamanların akışı arasında bir fark kalmamış mıydı? .. Dudakları çatlamış, ağzı şişmişti. Derisini bir tuz tabakası kaplamıştı, yarı yarıya bir balık olmuştu artık. Bazen hayret edilecek bir şekilde kararıyordu çevresi, o zaman bilincini yitiriyor ve çok sonra uyanabiliyordu ancak.. Yoksa her şey aynı anda mı oluyordu?
"Ben Gılgameş'in, Uruk kralı!" diye sesleniyordu balıklara..."

Kitaptan 4 Alıntı

Erhan 
11 Haz 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

… çünkü bir şair dizelerini asla sadece kil tabletlere çiziktirilsinler diye yazmaz, hayır bir şair şiirlerinin hakkını vererek dinleyen bir kulağa ihtiyaç duyar. Bu kulak kendi kulağı olsa bile…

Gılgameş, Harald BraemGılgameş, Harald Braem
Erhan 
11 Haz 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Her şey görünmez bağlardan örülmüş bir ağ. Sapasağlam ve değişmez bir düzene sahip. Hem pazar yerinin kenarında yatıp zenginlerin sadakalarını bekleyen zavallı dilenci, hem de aynı onun gibi kendisinden belli davranışlar bekleyen toplumun kurallarına uymaya zorunlu kral… Bu düzenin parçası…

Gılgameş, Harald BraemGılgameş, Harald Braem

"Göz kamaştırıcı nesnelerin parıltısı arttıkça;
İnsanların iç gözü de o derece körleşir."..

-Enkidu

Gılgameş, Harald BraemGılgameş, Harald Braem
Gılgamış 
23 Tem 15:21 · Kitabı okudu · 10/10 puan

"Ağaçların bir ülkenin zenginliği olduğunu bilmiyor musun?" - Babil Atasözü

Gılgameş, Harald BraemGılgameş, Harald Braem