Edebiyat tarihinin en başarılı romanlarından biri “Rüzgar Gibi Geçti“. Her profilden okura hitap eden, yüzlerce sayfa boyunca hiç aksamadan temposunu koruyan, tarihin önemli anlarından birine tanıklık ederken birbirinden farklı ve cazip karakterlerini okuyucusuna derinlemesine sunmayı başarabilen bir şaheser.
İlk kez okuduğumda 16-17 yaşlarındaydım. O deli dolu günlerde şımarık Scarlet’e kızar ama Ashley’ine bir türlü kavuşamamasına üzülürdüm. Her durumda aşk kazanmalıydı bana göre. İkinci kez 20li yaşlarımın ortalarında aldım elime romanı. Tarihi arka planını sindire sindire okurken, bugünkü Amerika’nın -ve bir yönüyle dünyanın- siyasi ve ekonomik oluşumunu anlamamda derslerden daha fazla yardımcı olduğunu keşfettim. Bu üçüncü okuyuşum. Bu sefer ise tadına doya doya, o eşsiz kahramanlarının iç dünyalarına odaklanmak istedim.
Arka plana Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasi tarihindeki en büyük kırılma noktalarından birini, 1861-1865 yılları arasında Amerika’yı kana ve acıya boğan Kuzey-Güney iç savaşını alarak, güneyli kahramanlarının hayatlarını anlatıyor Mitchell. Zengin toprak sahibi güneyliler büyük gösterişli evlerinde, pahalı ve süslü kıyafetleri ile davetten davete koşuyorlar. Toprakları o kadar büyük ve servetleri öyle çok ki, ne meslek sahibi olmak için okumaya, ne de çalışmaya ihtiyaçları var. Onlar bitmez tükenmez servetlerinin gölgesinde dünyadan kopuk yaşarken, sanayi devrimi sonrası hızla gelişen Kuzey, kendi gücünü arttıracak yeni bir siyasi düzen peşine düşmüş bile. Güneyin zenginliğine zenginlik katan kölelik, yani boğaz tokluğuna işçilik, Kuzey’in ekonomik planlarına uymuyor; zira üretim için önce talebin arttırılması gerekir ve kendi-kendine yeten kapalı hiçbir düzen kapitalizm için makbul değildir. Başka bir deyişle, büyük konakların dağılması,