Hayatta Kalma Güncesi

7,3/10  (19 Oy) · 
39 okunma  · 
12 beğeni  · 
1.241 gösterim
"Mutsuz çocukluklar, romancılar yaratır," diyen Doris Lessing, roman ve öykülerinde, 20. yüzyılın toplumsal ve politik kaosu içindeki bireylerin yaşam serüvenlerini anlatır.

Nobel ödüllü yazar Doris Lessing'in bu değişik ve çarpıcı romanı bir tür kıyamet öyküsü. Çevre kirliliği, hoyratça kullandığımız doğal kaynakların tükenişi, evsizlerin sayısı artarken sokak çetelerinin kural tanımazlığının kural haline gelişi, dilin yozlaşması ve yoksullaşması, iletişimsizlik, insanların büyük şehirlerden kaçmak zorunda kalışları ve kalabalıkların yerini alan ıssızlık...

Lessing usta ve akıcı anlatımıyla, bütün bu olup bitenlerin görgü tanığı olan, hatta hiç tanımadığı bir çocuk-kadının sorumluluğunu da üstlenen yaşlıca bir kadının ağzından aktarıyor olayları. Yazarın kıvrak dili; insanların çaresiz durumlarda en olmayacak koşullara nasıl ayak uydurduklarını, bu koşullara rağmen yaşanan aşkları ve iktidar kavgalarını, hayata tutunmak için verilen savaşımı, çok etkileyici bir romanda biçimlendiriyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2010
  • Sayfa Sayısı:
    224
  • ISBN:
    9789750711794
  • Çeviri:
    Püren Özgören
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:

Distopik Kitaplar Serisi Vol 6

Bir kitabı anlatırken ilk defa bu kadar zorlanıyorum. Gerçi aynı şeyi Sadık Hidayet'in Kör Baykuş kitabında da yaşamıştım. O yüzden Kör Baykuş'a inceleme yazmaktan vazgeçmiştim. Yani şöyle bir his, bu kitabı okuyun gerçekten çok güzel diyorum, ama nedenini tam anlamıyla dile getiremiyorum. Sadece kısacık nasıl bir olayı işlediğinden bahsedeceğim.

Hayatta Kalma Güncesi, tam olarak konu bu. Hayatta kalmaya çalışan insanları tahlil ediyor, ama zaman ve mekan belirsiz. Bir ülkenin doğu ve güneyinden gelen çeteler var ve de bunlar batı ve kuzeye doğru göç ediyorlar. Olayı bize, bu göç olayının uğrak noktası olan adı belirsiz kentin ortasında, bir binanın giriş katında yaşayan yaşlı bir zat birinci ağızdan anlatıyor. Tanıtım bülteninden öğrendiğim kadarıyla kapitalist düzenin yıkılmasından sonraki yaşam koşullarının kıtlaştığı, insanların ve çocukların bir araya gelerek batı ve kuzeye göç etmek zorunda kaldığı bir zaman diliminde geçiyor olaylar. Giriş katta oturan kişinin, bu göç esnasında gözlemlediği olguları, tahlilleri bize sunmasıyla devam ediyor roman sürekli. İşin en sevdiğim yanıysa, bu kişinin, salonun duvarına bakarak başka bir alem düşlemesi ve orada gezinmesi. Bu gezinti esnasında, yanına emanet bırakılan 12 yaşındaki kızın geçmişine dair psikolojik tahliller yapması. Hem kendisi üzerine hem de çevresi üzerine yaptığı tahliller gerçekten müthiş. Hayatın her alanına değiniyor, bunu sadece birkaç konu ile sınırlandırmam çok zor. Bu tahlillere dair kitapta geçen kısımları buraya yazsam inceleme okunmayacak bir hal alırdı. O yüzden kitaptan yaptığım alıntılara bakmanızı tavsiye ederim, kitabı okuyup okumama kararınızı, pozitif yönde etkileyeceğini düşünüyorum.

Biliyorum biraz karmaşık oldu incelemem ama Hayatta Kalma Güncesi öyle diğer romanlar gibi anlatabileceğim basit bir kitap değil maalesef. Ama ben fazlasıyla beğendim ve de distopik kitap okumayı sevenlerin, listelerine kesinlikle eklemelerini tavsiye ederim.