Kült korku filmi serisi Hellraiser'a ilham veren, Clive Barker imzalı bu kısa romanı yaklaşık 25 yıl önce izlediğim filmin hatrına okumak istedim. Yazarın aynı zamanda filmin senaristliğini ve yönetmenliğini de yapmış olması beklentimi artırmıştı. Kitabın girişi mükemmel ve çarpıcıydı. Ancak hikaye, kısa roman olmanın dezavantajını yaşayarak bu müthiş başlangıçtan sonra hızla bir ilişki çıkmazına odaklandı ve ardından gerilimli bir kovalamaca ile hızlıca sonlandı. Çoğu incelemenin olumsuz olduğunu bilsem de umutluydum, ama maalesef çoğunluk haklı çıktı. Kitap, hızlı okunan bir çerezlik olmaktan öteye gidemiyor ve vasatın sadece bir tık üstünde kalıyor. Her ne kadar Stephen King'in eserlerini seven, yani korku ve gerilim türünü seven biri olsam da, "yazarın en iyi kitabı" denilen bu eser, benim için hayal kırıklığı oldu.
*Okunsa da olur, okunmasa da.
“ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR.”
Clive Barker’ın okuduğum ilk kitabı “Cehennemlik Yürek” isimli eseri oldu. Barker bu eserde bize dünyadan aldığı hazlar yeterli gelmeye Frank isimli karakterin yeni hazlar peşinde koşmasını, bu hazlara ulaşmak için yaptığı bir eylem sonucu yaşadığı kötü deneyimi ve bu deneyimden kurtulmaya çalışmasını
anlatıyor.
Barker “Cehennemlik Yürek” isimli eserinde bana göre insanoğlunun bitmek tükenmek bilmeyen doyumsuzluğuna ve bu doyumsuzluğun başına ne gibi işler açabileceğine, her şeyin belli sınırlar içersinde olması gerektiğine, her zaman daha fazlasını istememek elimizdi olanla yetinmek gerektiğine alttan alta vurgu yapıyor.
Bir çırpıda elinizden bırakmadan soluksuz okunabilecek bir eser.
Öncelikle kullanacağım dil için şimdiden özür diliyorum.
Kitabımızdaki karakterimiz dünyada yemediği halt kalmamış yeni hazlar peşinde olan Frank.Frank yine bir kötülüğün peşindeyken eline istediği hazzı bulma fırsatı geçiyor,Lemarchand’ın kutusu.Bu kutuyu açan her kimse çok mutlu olacaktır ve yeni hazlar tadacaktır.Hal böyle olunca Frank’te kutuyu açıyor ve “Cenobite” denen cehennem yaratıkları geliyor.Birkaç ay sonra Frank’in ayini yaptığı yere erkek kardeşi ve onun eşi taşınıyor tahmin edersiniz ki cehennem yaratıklarımız onlara da bela oluyorlar.Devamını getirmeyeceğim.
Çocukken kült bir film olan Hellraiser’ı izlediğimde gerçekten beğenmiş ve korkmuştum tabi kitabı çıkınca okumadan duramazdım.Özellikle ikonik kahramanımız Pinhead varken.Kitap resmen her şeyin belirli bir sınırının olması gerektiğini,onu aştığımızda başımıza neler gelebileceğini ve kötülüğün kötülük doğurduğunu anlatıyor.Akıcılığı,karakterleri ve olay örgüsü 10 numara 5 yıldızdı tek sevmediğim yanı sadece 136 sayfa olması.1360 sayfa olsaydı da doya doya okusaydım.
Eğer bu aralar biraz gerilmeye ihtiyacınız varsa,hayatı sorgulamak istiyorsanız gelin bu psikolojik ve gerilimlerle dolu kitabı okuyun.
Farkında olmadan Lemarchand’ın kutusunu açmışsınızdır belki de :)
Bu kadar sürükleyici ve keyifli bir okuma olacağını düşünmemiştim. Hikayenin gerilimi, olay örgüsü insanı içine çekiyor. Korku filmini izlemek değil de okuma gibi bir şeydi. Gotik/Korku romanlarında akıcı ve etkileyici bir eser bulmak oldukça zor. Bu yüzden yazarın bu kitabını öneriyorum ve diğer kitaplarını da okumaya karar verdim.
Cehennemlik Yürek ilginç bir fikirle başlasa da anlatım dili ve rahatsız edici betimlemeleri nedeniyle beni içine çekemedi. Karakterlerle bağ kurmak zor, atmosfer ise giderek yorucu hâle geliyor. Bu yüzden kitabı yarım bırakmak zorunda kaldım. Korku türünü sevenler için etkileyici olabilir ama benim için akıcı ve keyifli bir okuma olmadı.
80lerde yazıldığını bangır bangır söyleyen bir kitap resmen. Hele kitabın sonunda 80ler slasher filmlerine dönüyor. Çağının ötesine geçememesine rağmen iyi bir evreni olduğu için zevk aldım.
Cehennemlik Yürek, Barker’ın ününün dünya çapında iyice duyulmasını sağlayan bir eser. Yazarlık kariyerine tiyatro oyunlarıyla başlayan Barker, 84-85 yılları arasında Kan Kitapları’nı, 85’te Lanetlenme Oyunu (The Damnation Game) adlı romanı; ardından da 86’da The Hellbound Heart, yani Cehennemlik Yürek’i yayımlıyor.
Bundan bir sene sonra da o meşhur film uyarlaması geliyor. Barker, sonrasında uzun bir seriye dönüşecek bu filmin hem senaristliğini hem de yönetmenliğini üstleniyor. Birçok yönüyle yetenekli olan yazar, yakaladığı bu fırsatla kendi işini en sağlıklı şekilde beyaz perdeye taşıma fırsatını da böylece bulmuş oluyor. Her gün başka bir eseri sinemaya ve televizyona uyarlanan Stephen King, belki de Barker’ın en çok bu yanına hayran oluyordur.
Kitapla kimi farklar taşıyan film, döneminde kendisine has bir kitle edinmeyi başarıyor. Sert ve seksi anlatımı, B Movie atmosferi ve ikonik karakterleriyle (Merhaba Pinhead!) uzun soluklu bir maceraya dönüşüyor. Kendi markasını oluşturan Hellraiser, en son 10. filmi Judgment ile 2018 yılında hayranların karşısına çıkmıştı. Ama biz rotayı yeniden kitaba çevirelim.
Onur Selamet
İncelemenin tamamı: kayiprihtim.com/inceleme/cehenn...
"Haz peşindeysen!" sloganı düştü aklıma son satırlarda, ve o ünlü sesi içeren reklam. bittabi reklam kendi görevini yapar ve beklenti yaratır.
Arka kapak yazısına aldanıp, iç sesinizin hımmm çekişleriyle okuyabileceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorsanız, kitabı aldığınız yere geri koyun derim.
ana karakter Frank'in haz peşinde -ki cinsel hazdan bahsediyor- çözüme ulaştırmaya çalıştığı bir bulmaca ve bulmacanın anahtar olduğu bir kapı ile başlıyor kitap. kapı hemen açılıyor ve Frank aradığını (!) buluyor. bundan sonra eklenecek her detay kitabın okunmasına gerek bırakmaz, malum kısacık bir kitap kendisi.
seçilen konu öylesine çekici ki aslında. insan olarak doyumsuzluk hissine kapıldığımız oluyor, soyut veya somut doyumsuzluk nesnelerimiz farklı olsa da. nihayetinde yaşanan boşluk hissi ise benzerlik gösteriyor diye düşünüyorum. Kitapta okumayı umduğum kısım buydu aslına bakılırsa, umulan hazza varamamış olmanın, bir insanı hangi sınırları zorlamaya iteceği, neleri feda ettirebileceği.. tam bu noktada Frank(eksik bilgilendirilmiş kişi) ten bekleneni mini dozlar ile de olsa Julia 'dan alıyoruz. (Julia kahramanın yengesi oluyor :))
yineleme olacaksa da kitabın konusu neresinden bakarsanız bakın merak uyandıran türden, sınırların aşılabilirliğini ya da benim durumumda sınırları aşmaya zorlayan içsel itkileri okumak istiyor insan, ama bu kadarcık sayfaya sığdırılamamış olduğu da muhakkak. bunun, olumsuzdan ziyade olumlu eleştiri olduğunu da belirtmek isterim. Cümlelerin arasında akıp gitti gözlerim ve bitiverdi kitap. L in de incelemesinde dediği gibi 1360 sayfa olsaymış da tadına vara vara okusaymışız
Tek kelimeyle bayıldım. Farklı bi tarzı vardı. Dizi/film senaryosunu kitaplaştırılmış gibi bi hali vardı.
Akıcıydı, dozunda betimleme vardı(uzun betimlemeler bir süre sonra sıkmaya başlar -şahsen- ama bunda karakterleri yapısıyla gözünde canlandırabiliyorsun işte), karakterler az ama kendi özellikleriyle de özdü, gerçekten de tek oturuşta bitirdim desem yalan olmaz.
Aksiyonlu, merak uyandırıcıydı. Okurken de dedim bundan tam Netflix mini dizisi çıkarmış... Kan, cinsellik(ön planda değildi), aksiyon, gerilim, gizem, farklı yaratıklar... Zaten kitap çıktıktan 1 sene sonra da yazarın kendisinin yönetmen olduğu bi film yapılmış/çıkmış zaten. Hatta bu sene yine remake olarak geldi.
Mutlaka '87 yapımı filmini de izleyeceğim. Bu tarz konuda kitaplar bulmak zor. Yalan olmasın ama hatırladığım kadarıyla bu tarza bi kitap okumamışımdır önceden. Bu tarza ilginiz varsa mutlaka okuyun.
Pek beklediğimi veren bir kitap olmadı. Daha çok bir senaryo taslağı gibi. Olaylar çok basit işlenmiş ve hikaye akışı çok sorunlu. Heyacan ve gerilim dozajı da "ehh işte" denilecek türden.
Çok birşey anlatan bir kitap değil, o yüzden bende çok birşey yazmayacağım. Benim için okunabilir düzeyin iki tık altı. O yüzden tavsiye etmiyorum.
Clive Barker (d. 1952, Liverpool), İngiliz yazar, yönetmen, ressam ve yapımcıdır.
Barker gençlik yıllarında tiyatro oyunları yazmaya başladı. Liverpool'da bir tiyatro grubuyla iki yıl çalıştıktan sonra 21 yaşında Londra'ya taşındı ve sonraki sekiz yılını sosyal yardımla geçirdi. Her gün kendisi için yazıyor ve resim yapıyordu. Kendi tiyatro grubu için yazdığı oyunlarla adını duyurmaya başladı. Korku Edebiyatı ile ilgili hikâyelerinin toplandığı Kan Kitapları'nın (Books of Blood) ilk üç cildini 8 aylık bir zaman dilimi boyunca akşamları ve haftasonları yazdı. Ardından, Damnation Game (Lanetleme Oyunu) romanını tamamladı. 1987'deHellraiser'ın senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendi. Barker, yönetmenliğe Lord of Illusions ile devam etti.
Clive Barker'in romanlarının hepsi Epik Fantezi türünde yazılmış, bolca korku öğesiyle beslenmiştir. Başka Dünyalar'ı anlattığı romanlarında giderek korku türünün süslemelerinden kurtularak fantastik olarak adlandırılan kavrama yaklaşmıştır. Son romanlarında gizli boyut ve fiziksel dönüşüm temalarına olan düşkünlüğü ön plana çıkar.
Ayrıca 2001 yılında Electronic Arts firmasının piyasaya sürdüğü Clive Barker's Undying ve 2006'da piyasaya sürdüğü Clive Barker's Jericho bilgisayar oyununlarının yazarlığını ve yönetmenliğini yapmıştır. Şu an Beverly Hills'te yaşamaktadır.