İşkence (Hukuk ve Hûk)

·
Okunma
·
Beğeni
·
639
Gösterim
Adı:
İşkence
Alt başlık:
Hukuk ve Hûk
Baskı tarihi:
1991
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
Yok
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İBDA Yayınları
TAKDİM

İşkence mevzuu açıldığı zaman, umumiyetle şu beylik söz edilir:
-“İşkence bir insanlık suçudur!”
Oysa bu iş, mücerret bir prensib meselesi değil, hukukî bir suçtur; bu bakımdan da, birer lağım faresi olan işkencecilerin olmayan vicdanlarına seslenme yerine, doğrudan doğruya yetkilileri ve hukuk çevrelerini, hukuk namusuna davet etmek gerekir!.. Malûm olduğu üzere, yürürlükteki kanunlar çerçevesinde işkence bir suçtur; buna mukabil işkence de, hiçbir “acaba” hissine yer bırakmıyan kaskatı bir vakıa... Yapılması gereken iş, ya kanunun geçerliliğini ispatlayıp işkenceciyi cezalandırarak işkenceye mani omak, veya “şu işi yapana şu işkence tatbik olunur!” şeklinde hukuku vakıaya uydurmaktır!.. Önce hukuk namusu; işkence yapılacaksa, kanunun hükmü dairesinde olsun... Önce hukuk namusu; “nasıl kanun?”, sonraki iş... Yetkili ağızların, kendi eli kafasını döven salak gibi, kuru kuru işkenceye karşı olduğunu ve işkenceyle mücadele ettiğini söylemesi, emrindeki adama lâf geçiremediğinin itirafıdır; ve bu bir devlet zaafıdır!.. Zaaf, kendi emrindeki ele lâf geçirememekle ve işkencecinin kendi üstündeki bir icra makamını temsil ettiğini anlamamakla kalsa iyi... Hukuk, “hûk”a doğru eksilen bir mânâda tecessüm ederken, süslü koltuklarda yağlı yemekler yiyip buna uygun gübre üretmekten başka gayesi olmayan kenef ağızlardan, şu itiraf da duyulur: -“Bu iş, beni aşıyor!”
Aşmanın “cima” mânâsında kullanılışına nazaran, onlara hak veriyoruz!.. “Hûk”, lûgatta “domuz ve hınzır” mânâsına... Dinen pis ve necis hayvan... Ruhsuz ve kalpsiz aşağılık insanlar için mecazen kullanılacaksa, aşağılık insanlar arasında baş köşede bulunan işkenceci, bu sıfata kemâliyle lâyık demektir!.. “Hûk”un, hukuka doğru lâtifleşmesinden ümidimizi kesmiş olarak, hükmümüz şudur:
-“İşkence ve işkenceciyle mücadele, antiemperyalist mücadelenin bir parçasıdır!”
Öyleyse, işkence ve işkenceciyle mücadele antiemperyalist mücadele çizgisi üzerinde bir birlik noktasıdır!..
Bu kitabı kaleme almamın sebebi de budur!..
136 syf.
·Beğendi·10/10
Müteffekir Şehid Salih Mirzabeyoğlu’nun 1991 yılında yayınlanan eseri. 1991 yılında ilk gözaltına alınışı ve tutuklanışı, şubede Fetöcü polislerin işkencesine maruz kalması ve tüm bu süreci anlattığı eseri… Birinci Körfez Krizi sürecinde (1990) Cuma dergisine verdiği röportajlarda, (Amerika ve Saddam arasındaki çekişmede, tüm dünya Saddam’ın “zalımlığı” üzerinde ittifak halindeyken), Saddam’ın haklılığını savunuyor ve Amerika’nın Ortadoğu’ya müdahale hakkı olmadığını söylüyordu. Amerika’nın Irak’ı bombalamasının ardından Cuma namazı çıkışı (eskiden İslamcılar tepkilerini Cuma namazı çıkışında ortaya koyarlardı) Müslümanların bu saldırıyı protesto etmesi ve açılan “Saddam Sen Oradan Biz Buradan” pankartları ardından, gözler Mirzabeyoğlu’nun verdiği röportajlara döndü ve 1 Şubat 1991’de Salih Mirzabeyoğlu bir operasyonla tutuklandı. Amerikan karşıtı açıklamalarda bulunarak halkı kışkırtmaktan… 16 gün gözaltında tutuldu ve ağır işkencelerden geçti. İşkenceciler Fettullahçı polislerdi. O eserde bu işkencecilerin ruh fotoğrafını çekiyor ve rejimin ruh halini tasvir ediyordu. İşte bu süreci anlattığı tarihî kıymete haiz eseri…
– “Tenimizi ezebilirsiniz… Ama… Ruhumuzu asla… Onu ne işkence zapteder, ne kelepçe, ne pranga… Gülümser durur inancımız hürriyet buudunda sonsuzca… Bizi edebilirsiniz evimizden, tenimizden… Ama… Dinimizden?.. Çok şükür… Pişmanlık uğramadı semtimizden… Ya siz?.. Ezeli pis hayvancıklar… Neye yaradı işkenceniz?.. Dünyanız kara, ahiretiniz zift… Sizi bekliyor cehenneminiz!..”
Keyifli okumalar...
Tenimizi ezebilirsiniz. Ama ruhumuzu asla! Onu ne işkence zabteder, ne kelepçe, ne pranga… Gülümser durur inancımız hürriyet budunda sonsuzca. Bizi edebilirsiniz, evimizden, tenimizden. Ama dinimizden? Çok şükür, pişmanlık uğramadı semtimizden. Ya siz?.. Ezelî pis, hayvancıklar... Neye yaradı işkenceniz?.. Dünyanız kara, ahiretiniz zift... Sizi bekliyor cehenneminiz!...
... bir hayvan karşısında insanın gururunu muhafaza kaygısı olamayacağı hakikatiyle, hallerini kendimi rahatlatıcı malzeme olarak görüyorum... onlar karşımda yiğitlene dursunlar!...
Kâzım Albayrak: Evet, 20 gün boyunca ruhi ve fiziki işkence gördüm. Ailemiz perişan oldu, işlerimiz aksadı. Zarar-ziyanımızı isteyecek bir merci yoktu. "Devlet sağ olsun!" diyemezdik, çünkü devlet bize zulmetmişti. Yanımdaki arkadaşıma sorgulamada "hiç meyhaneye gittin mı?" diye sordular. "Hayır" cevabını alınca, "ne biçim delikanlısın, yat falakaya!" dediler. Sol görüşlülerden Kur'an'dan bazı sureleri ezbere okumalarını istiyorlardı; okuyamayanlar falakaya! Bu geçen 20 günümün maddi ve manevi zarar-ziyanını hâlâ unutmuş değilim ve hakkımı ömrümün sonuna kadar arayacağım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İşkence
Alt başlık:
Hukuk ve Hûk
Baskı tarihi:
1991
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
Yok
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İBDA Yayınları
TAKDİM

İşkence mevzuu açıldığı zaman, umumiyetle şu beylik söz edilir:
-“İşkence bir insanlık suçudur!”
Oysa bu iş, mücerret bir prensib meselesi değil, hukukî bir suçtur; bu bakımdan da, birer lağım faresi olan işkencecilerin olmayan vicdanlarına seslenme yerine, doğrudan doğruya yetkilileri ve hukuk çevrelerini, hukuk namusuna davet etmek gerekir!.. Malûm olduğu üzere, yürürlükteki kanunlar çerçevesinde işkence bir suçtur; buna mukabil işkence de, hiçbir “acaba” hissine yer bırakmıyan kaskatı bir vakıa... Yapılması gereken iş, ya kanunun geçerliliğini ispatlayıp işkenceciyi cezalandırarak işkenceye mani omak, veya “şu işi yapana şu işkence tatbik olunur!” şeklinde hukuku vakıaya uydurmaktır!.. Önce hukuk namusu; işkence yapılacaksa, kanunun hükmü dairesinde olsun... Önce hukuk namusu; “nasıl kanun?”, sonraki iş... Yetkili ağızların, kendi eli kafasını döven salak gibi, kuru kuru işkenceye karşı olduğunu ve işkenceyle mücadele ettiğini söylemesi, emrindeki adama lâf geçiremediğinin itirafıdır; ve bu bir devlet zaafıdır!.. Zaaf, kendi emrindeki ele lâf geçirememekle ve işkencecinin kendi üstündeki bir icra makamını temsil ettiğini anlamamakla kalsa iyi... Hukuk, “hûk”a doğru eksilen bir mânâda tecessüm ederken, süslü koltuklarda yağlı yemekler yiyip buna uygun gübre üretmekten başka gayesi olmayan kenef ağızlardan, şu itiraf da duyulur: -“Bu iş, beni aşıyor!”
Aşmanın “cima” mânâsında kullanılışına nazaran, onlara hak veriyoruz!.. “Hûk”, lûgatta “domuz ve hınzır” mânâsına... Dinen pis ve necis hayvan... Ruhsuz ve kalpsiz aşağılık insanlar için mecazen kullanılacaksa, aşağılık insanlar arasında baş köşede bulunan işkenceci, bu sıfata kemâliyle lâyık demektir!.. “Hûk”un, hukuka doğru lâtifleşmesinden ümidimizi kesmiş olarak, hükmümüz şudur:
-“İşkence ve işkenceciyle mücadele, antiemperyalist mücadelenin bir parçasıdır!”
Öyleyse, işkence ve işkenceciyle mücadele antiemperyalist mücadele çizgisi üzerinde bir birlik noktasıdır!..
Bu kitabı kaleme almamın sebebi de budur!..

Kitabı okuyanlar 11 okur

  • Zülfikar Görür
  • Mehmed Bozkurt
  • Deltacortril
  • Münir Özkeleş
  • Küheylan
  • M҉îz҉g҉în҉e҉_İs҉l҉âm҉
  • vaqqas vakur
  • Ezgi Göktürk
  • Melike
  • Metin Yılmaz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (6)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0