1957, Kayseri.. Anne tarafımdan hemşehriymişiz Âkif ağabeyle. Sevdiğin, saygı duyduğun bi insanla aynı topraktan olduğunu öğrenmek gibisi yok.. Halbuki 80 milyonla aynı topraktanız, aynı şehir olmasını özel kılan nedir? Sebebi, aynı yerleri görüp, aynı sokaklardan geçmiş olmak, belki aynı şeyleri hissetmek ihtimalinin daha yüksek olması; kısacası 'İz'ler olsa gerek...
Kitabı okumadan önce Âkif Emre'yle ilgili hiçbi bilgim yoktu, bence ayıp.. Sadece kitabı biraz araştırmış ve okumaktan zevk alacağım kanısına varmıştım. Kitapta biraz ilerleyince 'kim bu adam' demeye başladım, 'kim bu adam ki hem kendisine abi deme ihtiyacı hissediyorum, hem de hiç tanımıyorum?!'.. Araştırdım.. Bulduğum sonuçlar beni hem sevindirdi hem üzdü. Sevindirdi; çünkü kendisinin de dediği gibi 'zarif adamların zarifliğini özlediğimiz günlerde', böyle bi adamın kitabını okumak nasip oldu bana. Üzdü; çünkü o adam artık hayatta değildi...
Yaşımın getirdiği talihsizlik ve tecrübesizliğin de etkisiyle, güzel insanları vefatından sonra tanıma gibi kötü bi huyum var sanırım. Âkif abi de onlardan biri. Çok olmamış, 2017'de ayrılmış aramızdan, haddi aşmadan.
Çoğu şeyden o kadar habersizim ki, çok utanıyorum..
'İz'ler'i okurken de yaşadım bu hissi...
Kudüs'ten Lahor'a, Edinburg'dan Londra'ya..
80'lerde, 90'larda, 2000'lerde; kalemini her hareket ettirdiğinde farklı bi ânı kaydetmiş. Kâh siyasal kâh toplumsal olaylardan bahsedişinde refleks olarak kendi dönemimle kıyas ediyorum. Dikkatimi çeken şey sadece karakterlerin farklı olup, yaşananların aynı oluşu. Bi kez daha tefekkür ediyorum ki 'dünyaya gelmişiz gitmeye'.
Bi döngü var. Herkes alacağını alacak, vereceğini verecekken, döngü ise rutin dönüşünü tamamlayacak.. Nasipse sağ salim...
Çok fazla özel isim var. Özel isim dediysem harbiden özel: Barış