Kafka Oteli

9,5/10  (2 Oy) · 
6 okunma  · 
3 beğeni  · 
462 gösterim
Şehir, bir yaranın kabuğuna benziyordu. Altını kazımak için can attığınız bir doku ama bunu yapmak doğru olmayabilir. Sahiden iyileşmesini umsak bile asla iyileşmeyecek bir yara, zedelenmiş bir canlılık. İnsanın dünyada aldığı ilk soluk onu annesiyle ayıran yaranın taze olduğu sıradadır. Aralarındaki bağ kesilmiştir. Doğmanın ilk koşulu kendisini var eden bütünden sıyrılmaktır. Bebeğin bilincini ayırmak, tek başına yaşamasını sağlamak için onları ayıran bu kesi, geriye kalan yaralar, zamanla iyileşir ama iz, hep oradadır. Göbek deliği işte bunu hatırlattığı için bazılarınca çirkin bulunur. İnsanlar, yaşadıkları şehre görünmeyen bir kordonla bağlıdır. Oradan beslenir, onu anlamaya çalışır, kendini onun içinde tanımlar, terk ettiği şehri bile yalnızca doğduğu yer olduğu için aidiyetini tanımlayan bir kanıt olarak kullanır. Sonuç olarak şehir, yaşayan bir şeydir. Ancak çoğu kez, daha küçük ölçekte de olsa, tıkanan kendi yaşamımız yüzünden bunu pek fark etmeyiz. Bununla iftihar etmiyorum ama bazen, o kazınması gereken kabuğun bizler olduğunu düşünüyorum.

Elinizdeki roman, kitaptan yaratılan bir şehirdir ve bir şehri tanımanın en iyi yolu orada kaybolmaktır. Tüm kayıpların birleştiği karanlık bir cennet: KAFKA OTELİ

(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2017
  • Sayfa Sayısı:
    256
  • ISBN:
    9789752206861
  • Yayınevi:
    Bilgi Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Kitapkadın 
03 Eki 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bitirdikten sonra etkisinden kurtulamadığım, sürekli kafamda tarttığım, altını çizdiğim satırları tekrar tekrar okuduğum bir kitap oldu, Kafka Oteli. Yazar karekterlerin herbirini çok güzel analiz etmiş; hepsinin yalnızlığını ensenizde hissediyorsunuz. Mutluluk, yalnızlık, psikoloji ve hatta Tanrı hakkında derin, sağlam fikirleri var. Kafka Otelinde gerçek dışı bir dünyada, şöyle bulutların üstünde bir yerde konaklıyorsunuz. Yaşamdan ve kendinizden bir şeyler bulmanız mümkün ve bunlardan kopmanız da... Kitap bilmediğimiz bir Ankara'da geçiyor. Romanın tarzını tanımlayabileceğimiz bir sözcük bulamadım.
4 bölümden oluşuyor kitap;
-iskambil destesi
-unutkanlık yasası
-dayan minora
-fil kasesinde kıyamet böceği. İskambil destesini kafa karışıklığıyla atlattıktan sonra roman sizi içine hapsediyor, adeta sizinle nefes alıp vermeye başlıyor. Ve en sevdiğim kısmı Kafka'ya kocaman bir selam çakıyor. Dilerim ilk kitabı gibi nicelerini yazar, kalemine sağlık
Keyifli okumalar