Kağıt Medeniyeti

·
Okunma
·
Beğeni
·
418
Gösterim
Adı:
Kağıt Medeniyeti
Baskı tarihi:
Kasım 2014
Sayfa sayısı:
182
Format:
Karton kapak
ISBN:
9759952341
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Denemeler kitabımın adını “Kağıt Medeniyeti” koyarken belki birçokları için çağımızın bilgisayar çağı olduğunu düşünmedim değil. Bilgisayar, “genel ağ” teriminde kullanıldığı gibi gerçekten bir ağ gibi dünyamızı belik kainatımızı sarmış (…) Medeniyetimize hala ve ısrarla kağıt medeniyeti demeye devam etmek istiyorum.
182 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Kitap üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm “Kültür” bölümüdür, ikinci bölüm kitaba ismini veren “Kâğıt Medeniyeti”, son bölüm ise kitabın teknoloji, siyaset ve toplumla aralarındaki bağları içeren “Teknoloji, Siyaset, Toplum” bölümüdür.
Kültür bölümünü üç alt başlıkta incelemiştir Orhan Okay: Kültür ve Medeniyet, Millî Kültür ve Halk Kültürü, Yol Düşünceleri. İlk başlıkta, kültür ve medeniyet konusunda fikirlerini dile getirmiştir yazar. Bu kavramları tarihsel açıdan karşılaştırmıştır. Dilimizde kültür kelimesinin kullanılışının medeniyet kavramından çok daha yeni olduğunu belirtmiştir. Kültür kelimesinin etimolojik kökenine değinen yazar, bu kelimenin Latince kökenli olduğunu, dilimize Fransızcadan girdiğini, öncelikle maddî olarak kullanılmakta olup sonra ise mecaz olarak güzel sanatlar, ilimler ve insan zekâsının bütün mahsulleri için kullanıldığına dikkat çekmiştir. Ziya Gökalp ise kültür kelimesi yerine hars kelimesini önermiş, bir toplumda geçerli olan ve gelenek hâlinde devam eden her türlü duygu, düşünce, dil, sanat ve yaşayış unsurlarının bütünü demek olduğunu ifade etmiştir. Diğer bölümlerden farklı olarak fikirlerini destekleyen şiirlere de yer vermiştir.
Millî Eğitim Dergisi’nin 1989 basımında yazmış olduğu Millî Kültür ve Halk Kültürü bölümünde ise kültürlülük kavramının topluma nasıl yansıdığıyla konuyu açmıştır. “ Halkımız arasında umumiyetle okur-yazar insanlara, bir topluluk içinde güzel konuşan, sözü dinlenen, fikirlerine önem verilen insanlara kültürlü denildiğini görüyoruz. Yahut da mesleği ne olursa olsun birbirinden farklı konularda fikir yürütebilen insanlar hakkında da kültürlü denildiği dikkati çekmektedir.” s.16. Bir milletin kültürünün, onun bütün fertlerinin sahip olduğu hadiseleri karşılayan duyuş şekilleriyle bütün tarihi içinde meydana getirdiği değer yargıları, yaşama tarzı ve bütün sanat eserleri olduğunu ifade etmiştir. Halk kültürünün içerisine neleri aldığına ve nakış kavramına dikkatleri çeker. “Dümdüz bir halı, bir kilim söz konusu olduğunda diğer milletlerden farkımız yoktur fakat nakış bizim kendi varlığımızı millet olarak yaşama irademizi bu nesne üzerinde gösterecektir.” s.18. Atasözlerimizin de dilimizin nakışı olduğunu, milletimizin felsefesini bir halk hikmeti olarak ifade ettiğini söyler. Modern hayat ve tekniğin getirdiği birtakım kolaylıklar, halk kültürünü yozlaştıran, yok eden sebeplerin başında gelir. Ama yine de bazı yapılan çalışmaları da olumlu bulduğunu belirtmiştir: “Son yıllarda eski sokak ve evlerden başlayarak artık kullanmadığımız bir yığın ihtiyaç ve süs eşyasının toplanması, bilhassa ses ve söze dayalı musiki ve edebiyat malzemesinin derlenmesi, korunması, yeniden yaşatılması, hiç değilse müzelerde görülebilecek hâle getirilmesi, millî varlıklarımızın muhafazası açısından memnuniyet verici bir gayrettir. Bu gayret, milletimizi millet yapan değerlere ve o değerleri vücuda getirenlere bir borcun ödenmesidir.” s.19.
Yol düşünceleri bölümünde, yapmış olduğu yolculukların ona kazandırdıklarını anlatmıştır. Yola atfettiği değerleri sıralamıştır. Yolun gaye değil vasıta olduğundan söz eder. Yol kelimesiyle hayat bulan deyimlerden bahseder: Yol erkân bilmek, yol iz yapmak, yol yordam, yola düşmek, yola düzülmek, yolcu Abbas, yolgeçen hanı. Yola dair şiirler de kendine yer bulur. Yol Düşüncesi şiiriyle bölümün kapanışını yapar.

Kâğıt Medeniyeti bölümü de on dokuz alt başlıktan oluşmaktadır. Bu bölümün ilk başlığı “Okumayan Toplum” adlı bölümdür. Okumayan Toplum’da kâğıdın tarihçesine, ne kadar önemli olduğuna, tüm insanlığın kâğıdın üzerinde kurulmuş bir medeniyetle yükselip asıl medeniyete kavuştuğuna değinmiştir. Okuryazarlığın yıllara göre yükseldiğini ancak okuma oranının ters bir gelişme gösterdiğiyle ilgili önemli tespitler vardır. Bir öneride bulunur. Geçmiş yıllarda önemli eğitimcilerin fikri olan “Tûba Ağacı Nazariyesi”nin yeniden benimsenmesi gerektiğini ifade eder. Yani işe okuryazarlıktan, ilköğretimden başlamak yerine üniversiteden, yüksek seviyeli eğitimden başlamak gerekmektedir. Okuryazarlığın çok okumaktan ziyade nitelikli okumak olduğu da ifade edilmiştir. Asıl okumanın sanat eserlerini ve düşünce ürünü eserleri okumak olarak düşünmüştür. Ona göre edebiyat veya felsefe kitaplarını okumak nitelikli bir okuyucu olduğunun göstergesidir.

Kitap baskılarının 1995’ten itibaren düzenli bir artış gösterdiğini de kaydeder. 1940 -1950 yılları arasında Türkiye’de yıllık kitap basım ortalaması 2 bine ancak ulaşabilirken 1960’ta 4 bin, 1965 yılından başlayarak 1995’e yani bundan on yıl öncesine kadar da ortalama 5 bin ile 7 bin arasındadır. Bu büyümenin dünya ölçüsünde çok gerilerde olduğunu belirtmesine rağmen memleketimiz açısından önemli olduğunu söyler.

Amerikan orjinli eğitim sisteminin getirdiği yeni okuma telkinini olan süratli okumayı eleştirir. Sözde zamanda tasarruf etmek gibi masum bir gayenin maskesi arkasında zamanı da emeği de insanı da sömürme sisteminin bir yüzü olduğunu dile getirir. “Yoksa o kadar emekle, her kelimesi tartılarak, ölçülerek yerlerine yerleştirilmiş bir edebî metni dakikada elli sayfalık bir süratle bitirmek ve anlamak, böylece hayat boyu meselâ elli bin kitap okumuş bir entelektüel olmak mı? İstenen ve beklenen gerçekten bu mudur?” s.37. Asıl söylemek istediğinin dakikada altmış hatta yüz sayfa okuma gibi kapitalist dünyanın insana teklif ettiği o baş döndürücü sürate yalnız iş evraklarını emanet edip hiç olmazsa her biri birer sanat eseri olan edebî eserleri, felsefeyi, ilmî eserleri ise o süratin esaretinden kurtarmak olarak ifade eder.
182 syf.
·10/10
Prof. Dr. Orhan Okay hocamızın Kağıt Medeniyeti kitabı biz gençlere sunmuş olduğu pek çok bilgi, tecrübe ve yönledirme ile güçlü bir cevherdir.Fakat ne yazık ki bu güçlü cevheri yeni keşfetmiş bulunuyorum. Zararın neresinden dönsem kârdır. İnşallah herkes bu cevheri görür.
Orhan hocamızın yazdıklarında kulağıma küpe olan bir husus var (pek çok husus var ama bu husus başka). O da üniversite gençlerimiz ve üniversite eğitimimiz... Tahsil hayatı boyunca sadece dersleri geçmek için okumuş, fotokopi sıralarında dirsek çürütmüş (!) nice genç kardeşlerini uyarmaktadır hoca. Oysa bir üniversite talebesi derslerinde bahsedilen konuları ve okunan kitapları, makaleleri okunmakla yetinmeyecek ve kümülatif bir araştırma okuma tekniği ile kendine yeni yollar açacaktır. Bu bir zaruriyettir. Eğitim camiamızın en büyük eksikliği de bu değil midir? Okumayan bir nesil, okumayan bir üniversiteli?
182 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
"Çünkü insana en çok kitap yakışıyor ve mürekkebin kuruduğu yerde kan akıyor."

M. Orhan Okay okumalarına üçüncü kitap Kağıt Medeniyeti ile devam ediyorum.

"Kültür" , "Kağıt Medeniyeti" ve "Teknoloji, Siyaset ve Toplum" olarak üç kısımda neşredilen eserde ağırlık kitaba da ismini veren "Kağıt Medeniyeti" nde.
Sıklıkla karıştırılan Kültür ve Medeniyet' in ne olduğuna dair bir açıklama ile başlayan kitap kağıdın kültürle ve medeniyetle olan ilişkisiyle devam ediyor.

 "Medeniyet ve kültür kavramları birbirine karıştırılsa da, asıl karıştırılmaması gereken şey şu olmalıdır: Maddi yaşama vasıtalarıyla, manevi değerler. Birincisi milletlerarasıdır ve adı medeniyettir; ikincisi millidir ve adı kültürdür."

"Medeniyetimiz kağıt medeniyetidir. Bunu Türk, İslam veya Doğu medeniyetini değil, bütün insanlık medeniyetini düşünerek söylüyorum. Beşeriyetin bugüne kadar eriştiği ve bundan sonra da elde edeceği bütün bilgiler, düşünceler, ahlak ve mutluluk formülleri, başta edebiyat olmak üzere sanat eserleri ve bütün sanat eserlerinin yorumları, kağıt dediğimiz maddeye, netice olarak kitaplara emanet edilmiştir."

Kağıdı bir emanetçi olarak gören, değer veren yazar son kısım olan "Teknoloji , Siyaset ve Toplum" da bilgisayarlara sıcak bakmamaktadır.

Okay toplum ve kitap arasındaki ilişkiyi anlatırken aslında "okumayan değil, okumaya ara vermiş bir toplum" olduğumuzu söyler. Eğer şimdi okumadığımız gibi geçmişte de okumuyor olsaydık, mahalle aralarındaki kahvehanelerin adını neden 'kıraathane' koyacaktık? Ahmed Midhat Efendi bu kadar kitabı yazmaya neden devam edecekti? 1862 dergiciliğimizin babası olan Mecnua- i Fünun' dan beri neden pek çok dergi çıkaracaktık ki   " Dergi hür tefekkürün kalesidir."  (Yazar bu söze istinaden şunları söylüyor: " Dergi hür tefekkürün kalesi midir? Buna Türkiye' nin şartlarını düşünerek olumlu cevap vermek kolay değil. Hür tefekkürün kalesi olmalıdır, ama her dönemin şartlarına göre olamadığı da muhakkaktır. Her devirde tedirgin yöneticilerin, açık, kapalı sansürün yüzünden yayınına defalarca ara vermiş, sonunda tamamiyle kapanıp gitmiş ne çok dergi vardır."
Bu durumu dile getirdiği yazısı aslında Hece' nin 100.sayısına tebrik amacıyla kaleme alınmıştır.

"Mektuplaşma, Mektuba ve Fikret' e Dair" başlıklı yazısında Tevfik Fikret' in İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı' nın vesilesiyle ortaya çıkan mektuplarından bahis var. Bu mektup bahsi üzerine hocası Mehmet Kaplan ile olan mektuplaşmalarını ve bir başka hocanın öğrencisiyle olan mektuplaşmalarını mektuplardan örnekler vererek anlatmaya devam ediyor. Kağıttan olduğunu biliyor olmama rağmen kartpostallara bir "kültür taşıyıcısı " niteliğiyle bakmamıştım. Ki aslında kartpostallar hem içerdikleri resim hem de arkasındaki mektup ile "kültür taşıyıcılığı" noktasında daha ayrı bir muhtevaya  sahip.

Son kısım olan " Teknoloji, Siyaset ve Toplum" da farklı farklı pek çok konu başlığı var. Bilgisayarın hakimiyet alanını genişlettiği o zamanlarda,  teknolojiyi ' iki taraflı keskin bıçak' olarak nitelendirip bir bahisle fayda ve zarar karşılaştırması yapıyor. La Fontaine masalı olan Ağustosböceği ve Karınca Bernard Shaw' ın yeni kurgusu ile toplumdaki iki farklı insan modeli olan üreten ve sanat icra eden kişiye olan ihtiyacı dile getiriyor.
Şiir okumanın ve yazmanın yasak oluşu, gizli oy, açık sayım yapılan seçimler, II. Dünya Savaşı' nın ilk yılında meydana gelen Erzincan depremi sonrası devletin hali, " Ne içindeyiz zamanın ne de büsbütün dışında" dizeleriyle zaman, takvim değişimi...

Teknolojinin hayatımızın her alanına ama öyle ama böyle girdiği şu dönemlerde e- kitaplardan ziyade gerçek kitaplar hala bir medeniyeti taşımaya devam ediyor. Bu vesileyle kitap okuyan herkes bu medeniyetin birer hamisidir. Okumaya, okunanla yaşamaya elimizden geldiğince, ömrümüz yettiğince devam.

"İki ömrüm olsun isterdim: biri okumak diğeri yaşamak için." diyen Goethe' ya hak vermemek mümkün mü?
182 syf.
·20 günde·8/10
Okur yazar oranımızın geçmiş zamanlara göre arttığı ama kitap okuma oranımızın buna zıt olarak yaşadığı düşüşü anlatan medeniyetimize inatla teknoloji medeniyeti değil de Kağıt Medeniyeti diyen bir kitaptı. Kesinlikle tavsiye ederim hem kitaplar hakkında hem teknoloji hakkında hem de Türkiye tarihi hakkında bilgi veren bir kitaptı. Denemelerin birinde Fahri Bilge'den de söz edilmekte, büyük heyecanlarla topladığı kitaplarının ölümünden sonra dağılmasını, kimisinin kütüphanelere kimisinin de oraya buraya gidişini hüzünle anlatmaktaydı. Bu denemeyi okuduktan sonra kendi bir avuçluk kütüphanemi düşünür oldum, benden sonra ne olacak diye...
182 syf.
·10/10
Şimdiye kadar okuduğum en rafine denemelerin bulunduğu kitap. Abartı kabul edenler muhakkak olabilir ama Montaigne'in denemelerinden bile keyifli bir tarzı var. Eski İstanbul'u, kültür sanat meselelerini incelikle işlenmiş billur bir Türkçe ile anlatmış -Beşir Ayvazoğlu'nun deyişiyle- Erzurum'un İstanbullu hocası.. Deneme okumayı sevenler muhakkak okumalı.
182 syf.
Prof. Dr. Mehmet Orhan Okay, Türk edebiyatı ve kültürü konusundaki yazıları ve kitap sevgisi ile bilinen bir akademisyen idi. Bu yılın(2017) Ocak ayında, kütüphanesindeki bir kitaba uzanırken dengesini kaybetmesiyle kalbi durdu ve vefat etti. Bu kitapta, Okay'ın 1998-2004 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış denemeleri bulunmaktadır. Çoğunluğu edebiyat ve kültür olmak üzere, nadiren toplum ve siyaset içeriği de bulunur. Yayınlandıkları yıllar itibariyle denemelerin içeriği bugün için eskimiş durumda olduğunu düşünüyorum fakat yazarın dili sade ve okuması kolaydır. İlgilenen bakabilir.
Yol, şüphesiz gaye değil vasıtadır. Asıl gaye varılmak istenen hedeftir. Gerçek yollarla, yani somut yollarla hedefe varılır veya varıldığı zannedilir. Aslında belki hedef dediğimiz de başka bir yolun başlangıcıdır. Yolun mecazi kullanışlarında zaten hedefe hiç varılmaz. O, Eflatun' un yıldızı gibi hep ufkumuzda kalmaya devam eder.
Medeniyetimiz kağıt medeniyetidir. Bunu Türk, İslam veya Doğu medeniyetini değil, bütün insanlık medeniyetini düşünerek söylüyorum. Beşeriyetin bugüne kadar eriştiği ve bundan sonra da elde edeceği bütün bilgiler, düşünceler, ahlak ve mutluluk formülleri, başta edebiyat olmak üzere sanat eserleri ve bütün sanat eserlerinin yorumları, kağıt dediğimiz maddeye, netice olarak kitaplara emanet edilmiştir.
Fransız ihtilalinin tam yüzüncü yılında, 1889' da Paris' i gören Ahmed Midhat Efendi, öteden beri şöhretini işittiği Bibliothèque Nationale' i yani Fransız Milli Kütüphanesini de ziyaret eder. Dillere destan olan merakının tahrikiyle kendisini gezdiren görevliye: "Kütüphanenin kataloğu nerede satılır? Bir tanesini edinmek isterim." der. Niyetini kataloğu cebine koyup İstanbul'a dönünce dostlarına göstermektir. Görevlinin cevabı Ahmet Mithat' ı hayatında duymadığı kadar mahcup edecektir. Yalnız onu değil, aradan bir yüz küsur yıl daha geçtikten sonra Ahmed Midhat Efendi' nin biz torunlarını da utancımızdan yerin dibine geçirmelidir. Ahmed Midhat' ın sorusunu garipseyen kütüphane görevlisinin cevabı şudur:
"- Mösyö! Otuz beş senedir kataloğun tanzimine bir komisyon vazifeli olup aralıksız çalıştığı halde hala dörtte birini tamamlayamadı. Kütüphanenin mevcudu beş milyon parçadır. Bitmesi nasip olursa Akademi Ansiklopedisi' nin ciltleri gibi yirmiden fazla cilt olacağı tahmin ediliyor. "
Sürekli değiştirilen sistemden sonra eğitim, ektiği fidanı her gün topraktan çıkarıp "bakalım tutmuş mu?" diye köklerini seyreden acemi bahçıvana dönmüştür.
Hayatımızın fevkalade konforlu, fakat kitaplardan tamamen mahrum olacağını tasavvur ediniz. Derhal korku ve sıkıntı duyacaksınız.
Georges Duhamel

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kağıt Medeniyeti
Baskı tarihi:
Kasım 2014
Sayfa sayısı:
182
Format:
Karton kapak
ISBN:
9759952341
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Denemeler kitabımın adını “Kağıt Medeniyeti” koyarken belki birçokları için çağımızın bilgisayar çağı olduğunu düşünmedim değil. Bilgisayar, “genel ağ” teriminde kullanıldığı gibi gerçekten bir ağ gibi dünyamızı belik kainatımızı sarmış (…) Medeniyetimize hala ve ısrarla kağıt medeniyeti demeye devam etmek istiyorum.

Kitabı okuyanlar 21 okur

  • Nur
  • Gözde Durhat
  • neftî
  • senem bulut
  • Bsrsn
  • Tahir EŞKİL
  • Ayşe Çelik
  • Emine Taze
  • Deruhte Dergi
  • Aydolu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (4)
9
%16.7 (2)
8
%41.7 (5)
7
%8.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0