Keşke Gerçek Olsa (Et si c'était vrai Serisi 1)Marc Levy

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.789
Gösterim
Adı:
Keşke Gerçek Olsa
Yazar:
Alt başlık:
Et si c'était vrai Serisi 1
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750712821
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Et si c'était vrai...
Çeviri:
Saadet Özen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Hastalarına hayat vermeye çalışırken kendini hasta yatağında derin komada bulan acil servis doktoru Lauren, yaşam ile ölüm arasında sessiz bir mücadeleye girer. Annesi bile farkında değildir bu mücadelenin, servisin bölüm şefi olan hocası ise çoktan fişin çekilmesinden yanadır. Lauren kendini hastanede bırakıp sesine karşılık aramaya başlar, ulaşamadığı yer yoktur ama hiç kimse farkında değildir varlığının/yokluğunun Ve bir gün, artık başkasının oturduğu dairesinde yakalanır. İlk kez görülür, duyulur olmuştur Annesinin evini kiraladığı Arthur, genç ve çok başarılı bir mimardır. Banyo dolabında Laurenı bulmasını, önce yakın dostu ve ortağı Paulün bir sürprizi olarak düşünür. Ancak Laurenın bir süredir gözlemlediği Arthurla ilgili anlattıkları onu ikna eder ve Laurenın var olma savaşına o da katılır Marc Levynin sinemaya da uyarlanan bu çoksatar kitabı (ki sinemalarımızda Cennet Gibi adıyla gösterildi), daha ilk sayfalarından başlayarak okuru kendine bağlıyor. Her ânı bu sevimli ikiliyle birlikte yaşıyor, duygulanıyor, çaresizliğe düşüyor, umutlanıyor, umutlarını yitiriyor ve büyüklere yazılmış bu masal için keşke gerçek olsa diyorsunuz
Güzel bir hikaye olduğunu söylemeden başlamak istemem. Komadaki insanlarla ilgili gizem yıllar boyu daha bizi uğraştıracak gibi görünürken böyle konularda ilginç teorilere dayanan kitapları seviyorum. İnandırıcılığı tartışılır olsa da. Arthur'u Lauren' den daha ilginç bulduğumu söylemem gerek. Lauren için biraz sıkıcı da denebilir. Aralarındaki ilişki de fazla dramatik anlatıldığı için çok samimi gelmedi bana. Ancak Arthur'a ve ortağına, aralarındaki ilişkiye bayıldım. Yazar dili iyi kullanıyor belli ki. Basit ama bu tür kitaplarda böyle olmalı zaten diye düşünüyorum. Rahatsız edici olan şey bazı yerlerdeki duygusal, dramatik anlatımın diyalogları yapaylaştırması bana göre. Tabi bir çoklarına çekici gelebilecek bir özellik de olabilir.
Kitabın arkasında yazan cümleler ilgi çekici duruyordu. Ve gerçekten kitap bayağı akıcı. Sonuna nasıl geldim anlamadım. Bir günde bitirdim. Çok önemli noktalara değinmiş bir kitap. Fakat beni çok etkilemedi, etkisi altına almadı. Ama yine de okunması gereken kitaplardan.
Marc Levy'nin okuduğum ilk kitabı... Ve bu kitabın etkisiyle bütün kitaplarını okumaya karar verdim. Aslında kitap demek istemiyorum çünkü o kadar güzel betimlemeler yapılmış ki kitap değil sanki bir film izliyorsunuz... Okuyucuyu kitaba bağımlı bir hale getiriyor. Bu bölümden sonra bırakırım diyorsunuz ama bırakamıyorsunuz...

*Bu kitabında komaya girmiş bir kadının ve normal yaşantısına devam eden mimar bir adamın bir nevi birlikteliğini anlatan yazar, hem karakterlerin bazı anıları derinleştirerek insana bir ders veriyor hem de karakterlerimizin birlikteliği ile duygularımızı alevlendiriyor. Yani açıkçası benim için böyle oldu... :)
Sizin "Keşke Gerçek Olsa"nız varsa, bizim de "Ruhsar"ımız var. Marc Levy"nin "Keşke Gerçek Olsa"sı bizim 90'ların Ruhsar'ı tadında bir kitap. Arthur yeni taşındığı evde bir gece banyo dolabından gelen sesler üzerine dolabın kapağını açmasıyla karşısında evin eski sahibi olan ve 6 ay önce geçirdiği bir kaza sebebiyle hâlâ derin komada olan Lauren'in hayaletiyle karşılaşıyor. İşin ilginç yanı ise Lauren'ı görebilen, duyabilen ve hissedebilen tek kişinin Arthur olması. Tabii sonrasında kitapta Ruhsar'da Mazhar'ın topluluk içinde kendi kendine konuşması ve kendi kendine sarılmasına benzer olaylar yaşanıyor. Bundan sonra da tek amaçları Lauren'ın ruhunu bedenine, bedenini de hayata geri döndürmek oluyor.
Kitabı okurken bundan çok güzel film olur diye düşünürken araştırdığımda zaten halihazırda bir filmi olduğunu ve hatta benim o filmi zaten izlemiş olduğumu fark ettim ki bunu nasıl daha önce fark etmediğimi de hiç anlamadım.
Bu Levy'nin okuduğum üçüncü romanı. Levy tamamen izlediğimiz romantik komediler tarzında kitaplar yazan bir yazar ve oldukça esprili bir dili var. Kitaplarındaki diyaloglarda keskin zeka eseri espriler var ve bir kitapta kahramanların günlük hayattan uzak ağır edebi dilde konuşmalarındansa gerçek hayata yakın esprili dilleri olması çok alışıldık bir şey olmamasına karşın çok güzel bir his bırakıyor okuyucuda. En azından benim açımdan öyle.
Levy'nin kitaplarında dikkat çeken bir diğer unsur da özellikle erkek karakterler arasındaki çok yakın dostluk. Hatta yer yer sevgililiği andıran içinde zaman zaman sıkı bir bağlılık ve kıskançlık da taşıyan bir dostluk. Hemcinsler arasında dahi olsa çok sıkı dostluğun içinde cinsellik barındırmayan bir tür sevgililik hali olduğu konusunda benimle aynı fikirde olmayanların biraz yadırgayabileceği bir durum bu.
Sonuç olarak Levy'nin üçüncü kitabını da okuduktan sonra kesinlikle kendisinin bütün kitaplarını okumaya karar verdim.
Marc Levy’nin okuduğum ilk romanı. Yazarın gerçekten çok içten ve yalın bir anlatımı var, o kadar saf ve naif bir aşk hikayesi anlatıyor ki insan ister istemez romana kaptırıyor kendini; bu itibarla da çok kolay okunan bir roman. Lauren ve Arthur’un ilişkisi çok güzel işlenmiş; Arthur’un en yakın arkadaşı Paul ise herkesin sahip olması gereken en yakın arkadaş adeta. Romanın ucu açık bir finali var ve sanırım devam kitabının adı “Sizi Tekrar Görmek”. Keyifli bir romandı, bence okunmalı.
Gercekten de keşke gercek olsa diye bilecegimiz hikayeye sahip ve okurken film izler gibi etki yaratan bir kitap) Kitapta gecirdigi trafik kazası sonucunda komaya giren Laurenin sıradışı hikayesi anlatılıyor.
Keşke gercek olsa muhteşem bi solukta okunabilecek bir yapıttı. Komada yaşayan Lauren'in ruhunun evinde gezintiye çıkması sonucu kendi evinde yaşamaya başlayan mimar Arthur la yaşadığı olayları duygusal bağlarını çok güzel bir şekilde ele alan bir kitaptı. Kitabın sonu beni etkisini altına almayı başardı herkese tavsiye ediyorum mutlaka okunması gerek :)
Yaşadıkları duyguları ve olayları siz yaşamışsınız gibi, önünüzdeki birkaç gün kendinize gelemiyorsunuz. Muhteşem bir kitap...
Bazan keşke gerçek olsa dediğimiz anlar vardırya kitaptaki konu tam da öyle tekrar okuyabilirim dediğim kitaplardan biri harika bir nefeste okuycağınız bir kitap herkese tavsiye ederim.
- Mən həmişə düşünmüşəm ki, həyatda hər şey mümkündür və nə qədər ki həyat var, ümid də var.
- İki adamın birlikdə yaşaması üçün ən önəmli şey fədakarlıqdır.
...kitaplığımın belli bir köşesi sempatikler adı altında toplanıyor..ve bu canım kitabımda orada yerini almış durumda..
akıcılık hat safhada aynı zamanda Arthur ve Paul arasında geçen küçük atışmavari diyaloglar hoş bir tebessüm bırakıyor insanın yüzünde.. güzel bir film senaryosu olabilir diye düşünürken zaten çekildiğini öğrendim.. ama kitapla aynı tadı bırakır mı derseniz..pek sanmam..
son olarak Marc Levy'nin kitaplarını okuma kararı aldıran "Keşke Gerçek Olsa" romanını tavsiye ederim..
Ne yazsam diye düşündüğüm noktadan Marc Levy'e bir serzenişte bulunuyorum. Neden? Neden hüznü bir anda satırlara yerleştiriyorsun? Ve neden küçük bir gözyaşı bile döktürmeden kitabını okutmuyorsun?

Sorularımdan da anlaşılacağı üzere Marc Levy, yine beni etkiledi ve geçti gitti.

Ondan okuduğum bu ikinci kitap. Gelecek Sefere'nin ardından Keşke Gerçek Olsa.

Evet, kesinlikle adına yakışır bir hikayeydi ve keşke gerçek olsaydı.

Varlığın oluşumuna göre imkansız bir kurgu. Gerçek olamayacak bir yaşam kesiti. Ama bir o kadar hayatın içinden çıkmış taze kokular saçan duygu yoğunluğu var.

Genç bir doktor olan Lauren'in olmayan hayatında yol alıyoruz. Bir trafik kazasına kurban gittiğinde bedeni, aylarca bulunduğu hastane köşesinde yer alıyor. Bir diğer yandan da mimar Arthur. İlginç ve çılgın başlayan olay örgüsünde bir şekilde karşılaşırlar.

Samimi bir anlatımda akıcı bir dille yol alan kitabın üslubundan yaşanılan aşkın, hüznün, dotluğun, sadakatin, bağlılığın, geçmişe bağlılığın izleri hislere dokunarak okuyana sirayet ediyor.

Çoğu zaman altını çizdiğim cümlelerde buldum kendimi. Evet, Marc Levy'nin üslubunu beğendim. İyiydi, hoştu, ilgi çekiciydi. Fakat sanki konularında biraz seçici ve yeniliğe açık olsa diye düşünmüyor değilim.

Okurken kimi zaman Güney Kore dizilerinden 49 Days'i anımsattı bana. Başrollerini Jung Il-woo ve Lee Yo-won'un paylaştığı bu dizide de kitabın konusundaki gidişatla alakalı bir kısım benzerlikler var. (Diziyi izlemediyseniz izlemenizi tavsiye ederim.) Benzerlikler olsa da ikisi de birbirinden farklı alanda, türde eserler olduğu için ayrı tutmak da gerek tabi.

Marc Levy, benim gözümde 'Duyguların Adamı'
"Yaşamın bir yılının ne olduğunu mu merak ediyorsun: Bu soruyu yıl sonu sınavında başarısız olmuş bir öğrenciye sor. Yaşamın bir ayı: Bu konuda erken doğum yapmış, bebeğini sağ salim kollarına almak için kuvözden çıkmasını bekleyen bir anneyle konuş. Bir hafta: Ailesine bakmak için bir fabrikada ya da maden ocağında çalışan bir adama sor. Bir gün: Kavuşacakları günden başka bir şey düşünemez olmuş aşıklara sor. Bir saat: Asansörde mahsur kalmış bir klostrofobiğe sor. Bir saniye: Bir araba kazasından kıl payı kurtulmuş bir adamın yüzündeki ifadeye bak. Ve saniyenin milyonda birini olimpiyatlarda uğruna ömrünü verdiği altın madalya yerine gümüş madalya almış atlete sor."
Anne babalar, bir gün rollerinin bize kalacagını anlamadan, ömrümüz boyunca aşmaya çalıştığımız dağlardır.
Kimse mutluluğun sahibi değildir, bazen şansımız yaver giderse bir kira sözleşmesi yapıp mutluluğun kiracısı oluruz. Kirayı ödemekte çok titiz davranmak gerekir; yoksa çok çabuk kapı dışarı edilirsin.
Çünkü insan her şeyi yaşayamaz, o zaman esas olanı yaşamak önemlidir; ve her birimiz için 'esas olan' farklıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Keşke Gerçek Olsa
Yazar:
Alt başlık:
Et si c'était vrai Serisi 1
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750712821
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Et si c'était vrai...
Çeviri:
Saadet Özen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Hastalarına hayat vermeye çalışırken kendini hasta yatağında derin komada bulan acil servis doktoru Lauren, yaşam ile ölüm arasında sessiz bir mücadeleye girer. Annesi bile farkında değildir bu mücadelenin, servisin bölüm şefi olan hocası ise çoktan fişin çekilmesinden yanadır. Lauren kendini hastanede bırakıp sesine karşılık aramaya başlar, ulaşamadığı yer yoktur ama hiç kimse farkında değildir varlığının/yokluğunun Ve bir gün, artık başkasının oturduğu dairesinde yakalanır. İlk kez görülür, duyulur olmuştur Annesinin evini kiraladığı Arthur, genç ve çok başarılı bir mimardır. Banyo dolabında Laurenı bulmasını, önce yakın dostu ve ortağı Paulün bir sürprizi olarak düşünür. Ancak Laurenın bir süredir gözlemlediği Arthurla ilgili anlattıkları onu ikna eder ve Laurenın var olma savaşına o da katılır Marc Levynin sinemaya da uyarlanan bu çoksatar kitabı (ki sinemalarımızda Cennet Gibi adıyla gösterildi), daha ilk sayfalarından başlayarak okuru kendine bağlıyor. Her ânı bu sevimli ikiliyle birlikte yaşıyor, duygulanıyor, çaresizliğe düşüyor, umutlanıyor, umutlarını yitiriyor ve büyüklere yazılmış bu masal için keşke gerçek olsa diyorsunuz

Kitabı okuyanlar 199 okur

  • nalan açan
  • Hacer İmre
  • Ayten Zekaqizi
  • Almina
  • Elçin Alçın
  • Aygül
  • Glsh
  • Aylin KOKOZ
  • Margarita Pesadilla
  • Minerca

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.3
14-17 Yaş
%1.4
18-24 Yaş
%15.9
25-34 Yaş
%34.8
35-44 Yaş
%30.4
45-54 Yaş
%10.1
55-64 Yaş
%2.9
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%81.4
Erkek
%18.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%36.3 (29)
9
%18.8 (15)
8
%27.5 (22)
7
%7.5 (6)
6
%3.8 (3)
5
%2.5 (2)
4
%2.5 (2)
3
%0
2
%1.3 (1)
1
%0