Kız Ali

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.261
Gösterim
Adı:
Kız Ali
Baskı tarihi:
Kasım 2000
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757809661
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gendaş Yayınları
Baskılar:
Kız Ali
Kız Ali
'' Kız Ali' deki insanı sarsan ve saran heyecan, yapay değil, yaşam gerçekliğinden şiirsel bir anlatımla süzülüyor. Yaralı insan onurunu onarmanın tutkusuyla yazılmış Kız Ali'ye başladınız mı bitireceksiniz; nefes kesercesine sürükleyici romanında Behram, okuruna dinlenme fırsatı vermiyor.''
Chudi Bürgi

''Behram' ın romanının çok güçlü ve etkili olduğunu, Anadolu' nun sokağa atılmış çocuklarını, olağanüstü bir yetkinlikte anlattığını belirtmeliyim. Yazarın etkili, çarpıcı ve şiir yüklü kalemi okuyanı hemen romanın içine çekiyor.''
Oral Çalışlar

''Şiirsel dili ve çarpıcı anlatımıyla Behram, bizi, kendi isteği dışında var olan yaşamın sarsıcı gerçeğine kenetliyor. Sarsılarak ve bir solukta okunması kaçınılmaz bir roman.''
170 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Çoğumuz onu Darağacında Üç Fidan ile tanıyoruz. Peki ya Ataol Behramoğlu'nu tanımayan var mı? Kim tanımaz dediğinizi duyar gibiyim. Ben de öyle düşünmüştüm. İşte Nihat Behram, Ataol Behramoğlu'nun küçük kardeşi. Biz her ne kadar Nihat Behram'ı yazdığı anı kitaplarıyla tanımış olsak da, aslında o da abisi Ataol Behramoğlu gibi sıkı bir şairdir.

Bazı kitaplar bizi bilmediğimiz bilgilere ulaştırıyor. Okuduğum bu kitap da bana hem Nihat Behram'ı, hem Ataol Behramoğlu'nu, hem de üçüncü kardeşleri olan avukat ve yazar Namık Kemal Behramoğlu'nu tanımama vesile oldu. Her ne kadar şairleri, yazarları tanıdığımızı düşünsek bile, okudukça aslında hiçbir şey bilmediğimizi anlıyoruz.

Nihat Behram 1946 yılında Kars'ta doğmuş. Hayatı boyunca sol hareketler içinde aktif bir rol almış. 1972 yılında Gazetecilik Yüksekokulu'nda öğrenimini sürdürürken siyasi gerekçelerden dolayı tutuklanmış ve bir buçuk yıl tutuklu kalmış. Serbest kaldıktan sonra da yarım bırakmak zorunda kaldığı eğitimini tamamlamış.

Nihat Behram, 1975'te ağabeyi Ataol Behramoğlu ile "Militan" dergisini kurup, yönetmiş. Dergide yazdıklarından ötürü 12 Mart Dönemi'nde iki yıl askeri cezaevinde tutuklu olarak yatmış. Ayrıca 1977'de Yılmaz Güney ile birlikte "Güney" dergisini çıkarmış.

12 Eylül dönemi, her muhalif gibi Nihat Behram'ı da vurmuş. Yurt dışına çıkan Nihat Behram, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Bakanlar Kurulu kararıyla, hakkında açılan davadan dolayı yurda dön çağrısına uymadığı için, vatandaşlıktan çıkarılmış. Uzun yıllar Türkiye'den uzakta yaşamak zorunda kalan Nihat Behram, 17 yıllık politik sürgünden sonra, 1996'da Türkiye'ye dönmüş.

Uzun yıllar sürgün hayatı yaşayan şair Nihat Behram'ın araştırma sırasında okuduğum SÜRGÜN şiiri beni çok etkiledi. Sizlerle de paylaşmak istedim.

SÜRGÜN
Uyandırın anamı
Söyleyin gidiyorum
Yolumu gözlemesin
Dönemem belki geri

Arkadaşlarım duysun
Kardeşim bunu bilsin
Söyleyin gidiyorum
Dönemem belki geri

Babama haber salın
Çiçekler onda kalsın
Sulasın günaşırı
Dönemem belki geri

Korulara söyleyin
Dağlara asmalara
Baygın çocukluğumun
Çınladığı kırlara

Söyleyin gidiyorum
Dönemem belki geri
Gelsinler anılarım
Uğurlasınlar beni

Sadece sevdiğime
Söylemeyin duymasın
O kadar körpe ki kalbi
Bilmiyor yitirmeyi
Söylemeyin bu akşam
Sevdiğim ağlamasın
Nihat BEHRAM

Farkındayım, çok uzattım. İstedim ki, öğrendiklerimi sizler de bilin ve Nihat Behram'ı tanıyın. Gelelim iki romanından biri olan Kız Ali'ye (Diğeri ise Gurbet (1987)) Kitap 1991 yılındaki ilk baskısında "Lanetli Ömrün Kırlangıçları" adı ile basılmış, 1998 yılındaki baskısında ise Kız Ali olarak değiştirilmiş.

Kitabı anlatmaya nereden, nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Ali'yi mi anlatsam, Hasan'ı mı anlatsam? İkisinin de hikayesi içler acısı. Tek söyleyeceğim, roman adı altında yazılanlar aslında gerçekler. İçiniz cız ederek okuyacaksınız. 

Ali'nin kaderi daha doğmadan yazılmıştı. İki erkek kardeşi, o daha doğmadan kan davası yüzünden öldürülmüştü. Annesinin karnındayken de babası öldürülmüştü. Kara kara düşünür annesi, ya doğacak çocuk erkek olursa diye. Korktuğu olur ve oğlan doğar. Konu evlatsa, anneler mutlaka bir çare bulur. Herkese doğan çocuğunu kız gibi gösterir. İçinden Ali dese de "Aliye" diye çağırır.

Ali, altı yaşına kadar annesi, ninesi ve ablasıyla yaşadı. Ama onlar Karanlıktaki Kent'in köylerinde yaşayan insanlardı. Her an köyleri basılıp, evler aranabiliyordu. Yine gecelerden bir gece evler basıldı. Hasta, yaşlı demeden kadınların ırzlarına geçildi. Ali ve annesi, ırzlarına geçildiği gecenin sabahında Karanlıktaki Kent'e doğru yola çıktılar. O geceden sonra Ali, ne ablasını, ne de ninesini gördü.

Karanlıktaki Kent'te oturan amcasına sığınan annesi ve Ali için işkence günleri başladı. Tabii Ali'nin kız olmadığı da ortaya çıktı. Yaşadıkları işkenceye dayanamayan annesi iki yıl sonra Ali'yi de yanına alarak ayrılır. Sonra ne mi olur, Karanlıktaki Kent'te anne geneleve, Ali de bilinmezlere doğru yol alır.

"Kaydı, kimliği olmayan bir çocuktu. Ezilmiş, düzülmüş bir çocuktu. On yaşlarında olmasına karşın, sorulduğunda on beş diyen bir çocuktu. Çocukluğundan kaçmaya çalışan bir çocuktu. Çocuk olarak doğmamış bir çocuktu." (s. 32)

Hasan... Diğer adı Güzel Hasan. Hasan, doğduğunda vücudundaki eksiklik nedeniyle hor görülen bir çocuktur. Tıpkı Ali gibi itilmiş, hor görülmüş, ezilmiş, eksik olduğu için dayak yemiş bir çocuktur. Hasan'ın yaşadığı mahalle öyle bir mahalleydi ki, yok sayılmamak, itilip kakılmamak imkansızdır.

"Kendi dillerinden başka dil bilmeyen anaların, cezaevlerindeki çocuklarıyla bile kendi dilleriyle konuşması yasaklanmış bir mahalleydi. Ağanın alıp sattığı, askerin yönettiği, Hoca'nın şifa dağıttığı bir mahalleydi..." (s. 57)

Hasan'ın mahallesi öyle bir mahalleydi ki, doğduğundaki eksikliğini hocanın tedavi edeceğine inanmış insanların mahallesiydi. Hasan'ı tedavi etsin diye hocaya emanet ediyorlardı.

"Şeytan kovalama törenleri sırasında bayılttıkça tecavüz ediyor ve dövüyordu. Tecavüz edilmesinin ve dövülmesinin, birbirinin parçası olduğunu, Hoca'dan öğrenip kanıksamıştı Hasan..." (s. 65)

Hasan, babası tarafından sadece dayak yerken dokunulan, her şeyin suçlusu o sayılan bir çocuktu.

"Yağmur yağmasa, yağmayan yağmurun, duvar yıkılsa yıkılan duvarın sorumlusu, suçlusu Hasan sayılıyordu. Hastalığın, zelzelenin, ölen tavuğun, şişen dişin, parasızlığın, dedikodunun, can sıkıntısının suçlusu, sorumlusu Hasan'dı!" (s. 64)

Bütün bunlara dayanamayan Hasan evden kaçar ve kaçtığı yerde Ali'yle arkadaş olur. İki kader kurbanı aynı evi paylaşır. Günlerden bir gün Hasan'ın ölüsü Karanlıktaki Kent'in çöplüğünde bulunur. Aynı evi paylaştığı (ev dediğime bakmayın siz, dört tarafı battaniyelerle kapatılmış kerpiçten bir yer) arkadaşları içeri alınır.

Tırnak Sami'nin eline düşen işkencenin en alasını yaşar. "Tedavi" adını verdiği eğlence işkenceleri yapar içeri düşenlere.

"Sonra onun "Sigara içirin!" komutuyla, çocukların kıçlarına sigara takıp ateşlemişlerdi. Sigara ateşi etlerinde sönene dek, çocukları, köpek gibi el ayak üstünde dolaştırmışlardı. Daha sonra, kıçlarına reçel sürülen çocuklar, içinde kurtların, karıncaların kaynaştığı bir leğene oturtturulmuştu. Sonra da ağızları bantlı, kolları bağlanmış olarak, zamanın acılarla ölçüldüğü mahzene atılmışlardı.." (s. 37)

Hasan'ı kimlerin öldürdüğü ortaya çıkınca Ali ve arkadaşları serbest bırakılır.

Zavallı Hasan, hocanın kışkırtmasıyla, ailesi tarafından öldürülmeye karar verilmiş ve öldürülmüştür. Sanki doğuştan eksik olması onun suçuymuş gibi...

"Namusunuzu temizlemeniz günah değil, sevaptır. Tanrı'nın verdiği canı almak günahtır, fakat haşaratın ve şeytanın canını almak günah değil, sevaptır!" (s. 55)

Çok sıkıldınız farkındayım. Ama insan yazmaya başlayınca duramıyor. Ali'ye ne mi oldu? Bir yolunu bulup Almanya'ya kaçtı. Ali Aydınlıktaki Kent'e nasıl kaçtı? Orada neler yaşadı, neler oldu? Kaderi orada da peşinden gitti mi? Benden bu kadar. Ben daha fazla yazamayacağım. Ali'nin akıbetini merak edenler okusun. Sadece Ali'nin akıbetini değil, Nihat Behram'ın şair olduğunu her sayfasında hissettiren o şiirsel romanının güzelliğini merak edenler de okusun.

Bu arada yazmadan edemeyeceğim bir şey daha var. (incelemeyi iki günde yazdığım için ekleme gereği hissettim) "Sürgün" adlı şiir meğer aşinası olduğumuz bir şarkıymış. Okuduğum zaman bana yabancı gelmemiş olması bundan kaynaklanıyormuş. Ben bütün gün dinledim. Dinledikçe ağladım. Ağladıkça tekrar dinledim. Dinledikçe Ali'yi, Hasan'ı düşündüm. Ali Aydınlıktaki Kent'e giderken annesine bile haber verememişti. Biraz da Nihat Behram'ı düşündüm. Ülkesinden uzak yaşadığı zamanları ne kadar zor geçirmiş ki, böyle bir şiir yazmış. Sanırım biraz da kendimi buldum.

Keyifli okumalar demek isterdim ama içiniz yana yana okuyacaksınız. Keyif alacağınız tek şey Nihat Behram'ın o eşsiz şiirsel dili. Kitapla kalın sevgili dostlar, en önemlisi de mutlu kalın.

Nihat Behram'ın yazdığı dizelere yapılmış o eşsiz yorumu dinlerken Kız Ali'yi, Güzel Hasan'ı, yıllarca sürgün yaşayan Nihat Behram'ı ve daha nice aydınlarımızı düşünmeyi unutmayın.

https://youtu.be/xQAQj1Yj41o
170 syf.
·9/10 puan
Kan davası yüzünden parçalanan hayatlar.
Acılı bir annenin korkusu, ya doğacak bebek erkek olursa, “erkek doğarsan can borcu olarak doğarsın, kız olursan ilişmezler!” Her anne gibi dua eder çocuğu için, kız olsun ister, ama kabul olmaz dileği. Anne yüreği herkesten gizler oğlunu, Ali olmuştur Aliye!
Binbir cefa sonrası karanlık kentde’de yer yoktur Aliye, değil oraya, dünya‘ya sığmayan çocuk, çocukluk‘tan kaçmaya çalışan çocuktu Ali.
Ötekidir.
Aydınlık dünya’da sığdıramaz Ali’yi.

Ali’nin şiddet’den keder’den kurtulamayışının sarsıcı öyküsü.
Kitap bittiğinde hislerimi, düşüncelerimi toparlamakta çok zorlandım, sarsıldım...yüreğim acıdı!
170 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Kitabı okurken insanın boğazı düğümleniyor, çaresizlik duygusunu bu denli hissettirecek başka bir kitap okumadım. Şu dünyada acı, zülüm ve çaresizliğin hep bir köşede yaşanacağı gerçeği..
(Kitap hakkında kısa bir not anlatışını beğenmedim)
Herkes,
kendi ömrünün dikenlerinde açmış çiçeklerin
kelebekleriydi biraz:
anlaşılmaz derecede
anlaşılmak için çırpınan:
çırpındıkça
kendi yemişine yem olan...
Nihat Behram
Sayfa 7 - EVEREST
Candan çok cansızlık, yandan çok yansızlık, inançtan çok inançsızlık, yüzden çok yüzsüzlük, düşten çok düşsüzlük geçerliydi. Kanlı hücreler unutulmuş, başkaldırı küçümsenir olmuştu...
Nihat Behram
Sayfa 4 - EVEREST 47
Yağmur yağmasa, yağmayan yağmurun, duvar yıkılsa yıkılan duvarın sorumlusu, suçlusu Hasan sayılıyordu. Hastalığın, zelzelenin, ölen tavuğun, şişen dişin, parasızlığın, dedikodunun, can sıkıntısının suçlusu, sorumlusu Hasan'dı!
Nihat Behram
Sayfa 64 - EVEREST 47
Dini günlerde sessizliğine sarınan genelev, kentte "kerhaneye yeni mallar gelmiş" haberi duyulduğu günlerde kalabalıklaşıyordu..
Nihat Behram
Sayfa 31 - EVEREST 47

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kız Ali
Baskı tarihi:
Kasım 2000
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757809661
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gendaş Yayınları
Baskılar:
Kız Ali
Kız Ali
'' Kız Ali' deki insanı sarsan ve saran heyecan, yapay değil, yaşam gerçekliğinden şiirsel bir anlatımla süzülüyor. Yaralı insan onurunu onarmanın tutkusuyla yazılmış Kız Ali'ye başladınız mı bitireceksiniz; nefes kesercesine sürükleyici romanında Behram, okuruna dinlenme fırsatı vermiyor.''
Chudi Bürgi

''Behram' ın romanının çok güçlü ve etkili olduğunu, Anadolu' nun sokağa atılmış çocuklarını, olağanüstü bir yetkinlikte anlattığını belirtmeliyim. Yazarın etkili, çarpıcı ve şiir yüklü kalemi okuyanı hemen romanın içine çekiyor.''
Oral Çalışlar

''Şiirsel dili ve çarpıcı anlatımıyla Behram, bizi, kendi isteği dışında var olan yaşamın sarsıcı gerçeğine kenetliyor. Sarsılarak ve bir solukta okunması kaçınılmaz bir roman.''

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0