Giriş Yap

Madam Bovary

7.510 üzerinden
5,6bin Puan · 964 İnceleme
412 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
eyşan+Bihter=Emma
Okuyacağınız kitap bir aşk kitabı değildir öncelikle bunu biliniz. Bir sevgi yoktur ortada. İhtiras vardır. Arzu, bencillik yükselmek ama aşk kesinlikle kesinlikle yoktu. Hakim soruyor şiddetle "Madam Bovary kim?" Üstat durur mu veriyor cevabı "Madam Bovary benim!" Bu sözden sonra serbest bırakılıyor
Gustave Flaubert
Ne demek bu "Madem Bovary benim" ne demek. İşte yazar burada dönemin Fransasının ahlaksızlığını ayna tutuyor ve gözlerde ki perdeyi çekiyor. Hepiniz Emmasınız hepiniz Madam Bovary. Toplum ahlaksız hakim bey. Ben sanatçıyım. Ve öyle bir kitap yazmışki üstat Emma yı öyle bir ruh halleriyle öyle güzel güzel işlemişki Psikoloji de "Bovarizm" diye bir kavram ortaya çıkmıştır. Kendisini gerçekte olduğundan başka türlü tasavvur eden, kaderin çizdiği hayattan tamamiyle farklı bir hayat süreceğine inanan bir kimsenin ruh hâlidir, Bovarizm. Toplumun riyakarlığına bir tekme. Emma ne olursa olsun mutlu değildi. Yaşamı da varlığıda tam bir mutsuzluk üzerine kurulmuş yitik bir kadın ve hiçbir zaman mutlu olmamış bir kadın. Ahhh Emma Ah. Kitabı okurken sürekli bu şekilde yakınıp yakınıp durdum. İkinci kez okumanın mutluluğunu da bir ayrı yaşıyorum şimdi. Neden ikinci kez okudum? İlk okuduğumda kitaplar ile yeni yeni tanışan biriydim. Tabii o zamanlar Klasikler yoktu. Tolstoylar Dostoyevskiler nereden bilelim. Okulda anlatan mı var :) 15-16 yaşlarında edebiyat aşkıyla yanıyorum. Girdiğim kitapçıda bunu gördüm. Ne kitap görmüşüm. Tam psikolojimi dağıtacak türden. Öyle oldu da. O günden sonra benim için birçok şeyin halihazırda değiştiğini farkettim. Sonradan çıktılar. Kızlarla tanışıp aralarını girdikçe ve onlar beni beğendikçe ben gitgide Rodolphe'a dönüştüm. Sonrasıda geldi zaten. Sıkılmıştım. Tüm bunlar canıma tak etti. En sonunda kaçıp uzaklaşmak isteği ağır bastı ve kendimi derin dehlizlere hapsettim. Oralarda, uzayan o geçitlerde sıkışıp kaldım. O denli sıkı hapsettim ki kendimi dünya soluk bir renkle pehdah oldu gözüme. Yani beni bu denli etkileyen Emma, bu kadar iğreti dururken aynı zaman da gözümde neden bir Tanrıça gibiydi? Tabiiki de tutkusu. Ve bir kadının bu denli tutkulu olması aynı zamanda beni neden korkutuyor? Burada da kendimi Leon gibi görmeye başlıyorum. Ve ondan kaçmam, uzaklaşmam gerektiğini hissediyordum. Bu tutku gittikçe saplantıya dönüşüyor Emma da ki de aşırı bir bencillik aşkın "Ben" hali doğuyor işte. Bencil bir karakterdi Emma. Hatta hayır. Bencilliğin bizatihi kendisidir de. Kendisinden başka kimseyi düşünmemesini geçtim. Kızından bile iğrenmesi. #140384844 da Emma gibi değil mi? Tek bir farkla ayrılıyorlar belkide. Sonları dahi aynı şekilde paylaşılırken bunları ayıran tek şey tutkusu ve bencilliği Emma kadar yüce değildi. Annaya da bencil demek kitaba ihanet olur. Emma bencildir. Emma aşk istemiyordu. Emma birazcık gösteriş birazcık şehvet peşindeydi ve dediğim gibi bunları verecek olan herkeslede olabilirdi. Anlaşılmak ise iin cilvesi. Emma kendinden başla kimseyi sevmedi. #96741331 peki Aksinya için aynı şeyi söyleyebilir miyim? Bu 2 bin sayfalık kitabı çocuğu kişi bilmez. Bırakın kitaplarınızı da kendinizi Don'un durgun sularına salın. Ne dediğimi anlayacaksınız. Emma ne istediğini bilmeyen bir kadının hali değil ne istediğini bilen ama bunu ayrı ayrı kişilerden isteyen biri. Tabiiki de Emma yetinecek gibi değil. Emma toplumda yükselmek isteyen bir kadın. Düşkünlüğün farkında olan ve bunu ihtiraslarıyla yok etmek isteyen, kendisine, ne denli yüksek vasıflar yüklenmiş olsada bu, istenci yücelik olan bir kadın için elbette azımsanacak şeyler. Emma son ana kadar son anda dahi yüreğindeki coşkunluğu o yüceliği (evet Emma yı yüce olarak görüyorum. Kötülüğün, çirkinliğin, ahlaksızlığın her türlü şeytanlığın efendisi. Yücelik hep iyiye yorulmaz ya) bir yere bırakmıyor. Büyük bir dirençle devam ediyor buna. Çektiği acılar gördüğü zevkin yanında nafile kalıyor. Emma nın aradığı tabiiki de aşk değil sevgi değil ki öyle olsa Charles kadar sevilmedi bu dünyada. Emma daha yüce olanın gösterişin, şehvetin, okşayışların, şatafatın peşindeydi. Emma okuduğu kitapların etkisiylede buna yöneldi. Ahlakını bozdu kitaplar. Anlaşılmadığını düşündü. Ve uzaklaştı herkesten. Kendisini okşamayan herkesten. Asla tatmin olmayan bir kadındır Emma. Hep daha fazlasını isteyen, verilse dahi daha fazlasını. Doymak bilmeyen bir ihtiras bir arzunun kadını Emma. Kimi çevrelerce aptal olarak görünsede benim için tam anlamıyla farklı. Belkide beni bu denli etkilemesindendir. Özellikle son peder o hayaller o beslenilen umutların zayıf bir mum ışığını dönüşüp bir çöküşe uğraması ve bua çok erken yaşlarda şahit olmam bana olağanüstü gelmişti. Ahlak kalmamış memlekette diyorum. Ahlak kalmamış. Ağzımda acı bir tat bıraktı yine. Yine üzüldüm. Yine hayır hayırla bitti kitap. Flaubert bir eseriylede 21.yy hatta yetmez nice yıllara ışıklar tutuyor. Bir insan toplum içinde ne kadar öne çıkmak isterse ahanda o kadar dibe batıyor. Daha tersini görmedim. Hiçbir zaman görülmeyecek. Hayaller kurarak ve hayatımızı kitaptaki karakterin şatafatıyla yaşarsak işte şekil A. Gerçekler tokat gibidir. Modern insan daha fazla daha fazla demek nedir? Hepimizin içinde bir Emma yatıyor aslında. O yüzden yaşasın minimalizm... Hep daha az daha az diyeceğiz. Sadece 100 sayfa dayanırsanız. Gerisi çok güzel gelecek. Betimleme üstüme betimleme. Tabii dini boyutunu ve yazarın ahlaksızlığı yüce gösterip topluma aşıladığı için ve dini, toplumu eleştirmesinden dolayı da mahkemeye çıkmasını ama muhteşem tek cümlelik savunması ile bu işten sıyrılmasını es geçmemek gerek. Daha konuşmak isterdim. Ama uykum var. Zaten kimsede okumayacak. Okuyanlara selam olsun. Allah okuyanı bu dünyada darda bırakmasın. Amin. ne yaptımsa kendi ihtiraslarımdan dolayı yaptım, ne kocamın, ne de toplumun bir suçu yoktur
·
4 yorumun tümünü gör
Reklam
408 syf.
·
11 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Uzun bir aradan sonra daha doğrusu kitap okumakta zorlandığım bi dönemde yapmış olduğum en iyi tercih diyebilirim bu kitap için. Evli ama hayattan beklentileri hiç bitmemiş olan (asla onaylamadığım beklentiler) bi kadının öyküsü. Her klasikte olduğu gibi betimlemeleri , olay örgüsü ile zaman ayırmaya değecek bi eser.
402 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
Nihayet Biten Bir Klasik... Emma ve Kararları Benim İçimi Darladı...
Herkese Merhabalar, Yine kitaplığımda yıllardır bekleyen bir kitabı bitirmiş olmanın (en çokta bitmiş olmasının) mutluluğu ile geldim. Yani kitabın konusu çok farklı değildi elbette yazıldığı yıl ve döneme bakarsak gayet iyiydi. Ancak yazarın yersiz uzun uzun hiç ilgimi çekmeyen konuları betimlemesi yüzünden okurken çok ama çok zorlandım. Betimlemeler ile o dünyayı kafanızda canlandırmanız gerekir ama ben uzunluğu, sıkıcılığı, gereksiz anlatımları yüzünden kitabı okurken çok zorlandım ve yer yer bırakmayı düşündüm. Ama inat edip bitirdim. :) Kitabın ana karakteri, Emma Bovary ve Eşi Charles ama daha çok, ezcacı olan adamın veya orada yaşayan hikayeye genel anlamda hiçbir katkısı olmayan komşularının gereksiz durumlarını okuduk. Bunlar da benim kitaba karşı olan beklentimi hızla düşürdü ve bir noktadan sonra artık bitsin demeye başladım. Ayrıca yazarda sanırım kendi karakteri Emma yani Madam Bovary’i sevmedi ki, hiç onu anlamamız için savunmaya girişmemiş karakterini ve ben hiç sevmedim :) Kısa Konusuna Gelirsek; Emma hayattan büyük beklentileri olan ve romanlarda okuduğu aşkı bulup hayatının mutlu mesut geçeceğini düşünüp hayaller kuran bir genç kız olarak karşımıza çıkıyor. Babasının rahatsızlığı sonucu çiftliğe gelen doktor Charles ile zamanla aralarında bir ilişki gelişiyor. Charles bu sırada kendincen oldukça büyük dul bir kadınla evli ama karısı şans eseri öldükten sonra Emma ile evleniyor. Emma başta mutlu olduğunu düşünüp iyi bir eş olsa da zamanla kocasının çok düz ve vasat bir doktor oluşu, hayata karşı heyacanının olmaması sonucu boğucu bir girdabın içine düşüyor. Charles ise karısına tapıyor ve bir türlü mutsuz olduğunu anlamıyor. Karısını mutlu edebilmek için başka bir vilayette iş bulup oraya taşınıyorlar ve asıl olaylar bu yeni kasabaya taşındıklarına başlıyor. Emma evliliğinden iyice bunalmış, kocasının ona dokunmasını bile istemiyorken, kasabada bulunan önce Rodolphe ile daha sonra ise Leon ile gizli aşk yaşamaya başlıyor. Pek tabi her iki ilişkide de ne hikmettir ki ikisi de Emma’yı elde ettikten sonra başından savıyor. Emma bu sırada bir yandan einden gizli borçlara giriyor ve yaşadığı buhranlar sonucu o makus son ile kendini cezalandırıyor… Öncelikle Rodolphe, senin baştan beri uçarı olduğun yazıldı ve Emma görmüyor olsa da senin böyle bir döneklik yapacağını biliyorduk ki sürpriz olmadı… Ancak Leon, karakteri beni acayip şaşırttı, Emma için ölüp bitiyordun, aşkından kendinden geçiyordun madem arkasında duramayacaktın neden kadını o raddeye getirdin. He sonunda ise pat diye bıraktı çünkü istediğini almıştın ve Emma artık senin için bayağı bir kadın oldu… Halit Ziya Uşaklıgil’in bu kitaptan esinlenerek ‘’Aşk-ı Memnu’’ kitabını yazdığını okumuştum. Şimdi düşündüm de evet Leon bildiğin Behlül, Kendini o sona götüren kararıyla Emma ise Bihter olarak benzerlikler gösteriyor…. Kitabı okurken, Emma’ya kızdığım çok yerler oldu ve hala da sevemiyorum. Tamam hatalar yaptın ama nasıl kendinden vazgeçip ki hiç değmeyecek iki tane aşağılık adam yüzünden çocuğunu öyle arkanda bırakıyorsun. Charles ise, küçüklüğünden beri sevdiğim bir karakter olmadı. Fazla alık ve gözünün önünde ki hiçbir şeyi görmemesine sinir oldum. Emma gibi biri yüzünden neden kendini o kadar kaybettin anlamadım… Olan çocukları Berthe’ye oldu. Son 2 sayfada arka arkaya herkes gitti hayatından ve uzaktan bir akrabanın yanında fabrika da işe gittiğini okuduk. Yazar ne düşünerek başladı bilmiyorum ama o son tam Yeşilçam sahneleri gibiydi… Son olarak, aslında Emma’nın hayatını batıran ve borçlandıran Lheureux’u zerre anlamadım. Hayır neden bu aileyi bu kadar batırmak için elinden geleni yaptın be adam. Cezasını da bulmadı orası ayrı sinir bozucu durum… Diğer yandan ezcacı Homais ve ailesi de tamamen gereksiz yer tuttu kitapta ki son sayfalarda onları okuyorduk hala bir an daraldım ki bitti kitap… :) Puanım : 5 :)
408 syf.
·
7/10 puan
Açgözlülük...
Uzun zamandır okumak için can çekiştiğim ve adeta elime yapışmış olan bu kitabın incelemesini yapmak için can atıyorum. Belki de daha önce hiç bir kitabı okurken nefret ede ede, sıkılarak ve bit artık diyerek okuyup, bittikten sonra da nihayet bitti diyerek derin bir nefes aldım diyebilirim. Böyle düşünmemin tek sebebi ise ne kitabın konusu, karakterleri, geçen olaylar yahut diyaloglar. Tek sebep inanılmaz fazla uzunlukta ve detaydaki tasvirler, betimlemeler! Okurken adeta cümlenin başını unutuyor ve yoruluyorsunuz desem sanırım abartmış olmam. Bunların yanında kitabın konusuna gelecek olursak; okurken bana Türk edebiyatının ölümsüz eserlerinden biri olan Aşk-ı Memnu'yu anımsattı ve aralarında büyük benzerlik oldukça ilgi çekiciydi diyebilirim. Kitaba ismini veren Emma Bovary, yaptığı evlilikten beklediği aşkı, hazzı ve sıcaklığı bulamayarak "gerçek aşkı" aramak pahasına evliliğine ihanet eden bir kadındır. Hem de bir kez değil, defalarca kez... Kitap beni büyük bir ikilemde bıraktı diyebilirim. Bir yandan Emma'nın aşkı arıyor oluşu ve gittiği iki adamın da ona sırt çevirmesi, sevdiği kadar sevilmeyişi oldukça üzücü geldi. Ancak öte yandan eşinin sadakati, iyi niyeti ve her ne olursa olsun Emma'ya asla kötü hiçbir tavır sergilemeye müsaade etmeyen büyük aşkı da oldukça dramatikti. Bunun yanı sıra Emma'nın gün geçtikçe açgözlü ve şatafat düşkünü bir kadın olması, hem kendisinin hem de ailesinin sonunu göz göre göre getirmesi de insanda sinir krizlerine sebep olacak cinsten durumlardı. Başta da bahsettiğim ultra uzun betimlemeleri ve gereksiz uzatılan anlatımı bir kenara bırakırsam, tahammül edebilecek kişilere büyük bir dram romanı olarak önerebileceğim bir kitaptır.
·
2 yorumun tümünü gör
Reklam
2
99
986 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42