17 Kasım 1794'te, on iki yaşındaki Sophie ve yirmi iki yaşındaki Novalis nişanlandı. Eski dönemin normalleri, her neyse. Nişanlanmalarından sadece yarım yıl sonra, Sofi'nin ölümcül hastalığı patlak veriyor; karaciğer iltihabı ve akciğer tüberkülozu.
Dante için ölüm, yeraltı dünyasına, cehenneme bir inişti. Veremli romantiğimiz Novalis için ise, geceye, bilincin yeraltı dünyasına iniş ve Sophie'den ayrılmaktı.
Günceler genel olarak ölümle ayrılan çiftin yeniden bir araya gelmesine yol açması beklenen sevgi ve ölümün anlatımıdır, Novalis'in zihnine açılan bir kapı; mahrem günceler. Sophie'ye olan sevgisini, bilgelik sevgisiyle eşanlamlı olarak adlandırdı. Tabii ki, Sophie'nin ölümüyle ölmedi, hayatta kaldı bir kaç sene. Zira hayat ölümlüdür, ama bundan da öte, hayatta kalmaktır.
Fakat Novalis'in güncelerine göre Sofi, mistik ve romantik geleneğin damgalanmış kadınlarının aksine, yaralarını gizliyor; göksel gelinler gibi çok mutlu bir şekilde kan dökerek Mesih'i takip etme yolunda yürümüş. O dönem kelimenin tam anlamıyla ona "ibadet eden" damat, onu "hastalığı nedeniyle neredeyse daha fazla" sevmeye başladığını itiraf ediyor. Acı ve şefkat, hastalık ve yaklaşan ölüm, kendilerini birbirlerine bağlama güçleri olarak gösterir ve aynı zamanda gelini "yeryüzünde bulunan ve olacak en asil figürlerden biri" olarak stilize eder.
Ölüm yaklaşıyor, bu çok belli; fakat Novalis hala umutlu. Tanrı sevgisi hala Sophie'nin iyileşeceğine dair umutla kabartıyor kalbini. Adını hatırlamadığım bir Türk şairi, sevgi ve ağıtın birbiriyle ilişkili olduğunu söylüyordu. Fakat kesinlikle suçlama değil.
Sophie bir buçuk yıllık acı verici dönemden sonra, 19 Mart 1797'de öldü. Bununla birlikte Novalis, umudun solmasıyla, umutsuzluğa, hatta hayattan iğrenmeye, hayattan bıkkınlığa daldı. Ölümün