Adı:
Merhamet
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
174
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755707549
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A Mercy
Çeviri:
Zeynep Heyzen Ateş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Afro-Amerikan edebiyatının gelişmesinde ve görünür kılınmasında büyük katkısı bulunan Nobel ve Pulitzer ödüllü yazar Toni Morrison, Amerika'da köle ticaretinin palazlandığı 1600'lü yılların sonuna çeviriyor bu kez gözünü; insan hayatının hiçe sayıldığı, özgürlüğün bir kavram olarak bile düşünülemediği bir dönemde, sefalet içindeki yolculuklara ve pazarlıklara konu olan insan bedeninin hayatla, doğayla ve kendisiyle ilişkisine odaklanıyor.

Her şeye rağmen kendini gerçekleştirme adına tutunacak bir dal bulan kadınların dünyasıyla, efendi ile köle, ticaret ile tarım, özgürlük ile kâr arasında ikiye ayrılan erkeklerin dünyası bir çiftlikte çakışıyor. Dini, kültürel, bölgesel, mezhepsel farklılıklar ve insanlığın kölelikle ilişkisi panoramik bir biçimde sunularak tablo tamamlanıyor.

Morrison, beyazların insanı dahi ticari bir unsur olarak gören sınırlı dünyasında ister çiftliğin hanımı, ister hizmetçi ya da köle olsun, hep yan rollere itilen kadınların iç çelişkilerinin, arzu ve sevgiyle mücadelelerinin etrafında masalsı ama bir o kadar gerçek bir hikâye anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
174 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Benim adım bugün KÖLE. 1690 yılındayım, Amerika’dayım, siyahiyim ve kendi türüm tarafından eşya muamelesi görüyorum.

Adım Florens, diğer kölelerin aksine yalınayak gezmeyi sevmiyorum, bu yüzden sahiplerimin eskimiş ayakkabılarını giyiyorum sürekli. “…bu yüzden ayaklarım işe yaramaz, daima fazlasıyla narin olacak, asla kösele gibi sağlam derili tabanlarım olmayacak, oysa hayat böylesini gerektirir. “

Sekiz yaşlarında o zamanki sahibim ve annem (Minha mae) tarafından başka bir sahibe borç karşılığı veriliyorum.

Benim adım KADIN. Ben bugün Efendi’nin iş yaptığı, benim ırkımdan olduğu gözüken, özgür bir Afrikalıya aşık oldum. Gittiğinden beri onu yeniden görebileceğim günün özlemini çekerken, HANIM beni onu bulup evimize getirmekle görevlendirdi. Çünkü Hanım çok hasta ve onu bir tek o kurtarabilir. Onun benim koruyucum olduğuna inanıyorum. Onu bulduğumda artık tüm ürkütücü, incitici, acıyan bakışlardan kaçıp ona sığınabilirim. Beni ve dünyamı şekillendiren sadece o.

Benim adım EMEK. Yıllar önce kabilemin yok olmasına sebep olan çiçek hastalığından kurtulabildiğim için Presbiteryenlerin himayesine verildim. Bana bir isim, yeni bir elbise ve kendi alışkanlıklarını verdiler. Kolumdaki boncukları kesip, saçlarımı kırptılar. Yine de uyum sağlayamadım ve sonunda dayaklar, kırbaçlar ve kesikler kazandım ve ödül olarak EFENDİ’nin himayesine girdim. Efendi ile birlikte yaşadığımız çiftliği yarattım, ona tavukların ne zaman yumurtladığını, mahsul ve zararlı otları ayırt etmesini, hangi gübreyi kullanması gerektiğini ve diğer pek çok şeyi öğrettim. Hanım geldiğinde de birlikte üstesinden geldik sorunların. Ben kendi kendisini yeniden yaratmış Lina.

Benim adım KADIN. Beyaz olmama rağmen babam tarafından para karşılığı bir damat adayına satıldım. Hiç tanımadığım bir erkekle evlenmek üzere tek başıma yabancı topraklara seyahat ettim. Korktuğum yerlilerle önce dost oldum, sonra çiçek hastalığına yakalanıp ölümün kıyısından döndüm ve değiştim. DOST artık acımasız, kötü kalpli bir SAHİP. Çünkü kilisede Tanrı'nın buyruğunun bu şekilde olduğu öğretildi. Zorlu koşullarda evimde yaşayan siyahi kadınlarla kurulan bağlar bugün yandı.

Benim adım KADIN! Sırf şaşı doğduğum için iblis olduğuma inanıyorlar, iblis olmadığımı kanıtlamak için her gece bacaklarımda kanayan yaralar açıyorum.

Benim adım KADIN! Sırf siyahi olduğum için şeytan olduğuma inanılıyor ve emin olmak için çırılçıplak soyundurulup inceleniyorum bir grup insan tarafından. İçimde bir şeyler kırılıyor.

Ben ÇOCUĞUM. Kiralandığım rahipler meclisindeki rahip yardımcısı tarafından taciz edilen, şehvetle sevişirken basıldığımızda köle olarak satılan bir oğlan çocuğu...

Benim adım KÖLE. Koruyucum tarafından kabul görmeyip, kovuluşumla hüsrana uğrayan, hayal kırıklığıyla sevdiğim adama saldırıp onu yaralayınca korkup koşarak kaçan. “ Ayakkabım yok çarpan bir kalbim yok evim yok. Yarınım yok. Gündüz yürüyorum, gece yürüyorum.” Hayal kırıklığımı, acılarımı, öfkemi evin duvarlarına kusuyorum şimdi. Köle sonunda ÖZGÜR. Annem keşke duyabilseydi söyleyeceklerimi, “ Mae, sevinsene; ayaklarımın tabanları serviler kadar sert artık. “

Ve ben ANNE! İnsan değil zenci olarak satılan, tecavüzden doğan kızının memeleri büyüdükçe erkeklerin ağzının sulandığını görüp; onu farklı bir hayata sahip olabilme ihtimaliyle başkasının merhametine terk eden KÖLE KADIN! #29004189

“Burada kadın olmak sürekli kanayan bir yara olmak demektir.” . Benim kanayan yaralarım ise benim kaderimden farklı bir hayat sahibi olup, zaaf duyduğun ayakkabılarla yaşıyor olduğun düşüncesiyle iyileşmeye çalışıyor.
174 syf.
·Beğendi·9/10
“Merhamet”in Gölgesinde Kadınlara Bakış Açımız Ve Tekerrür

“Korkma. Yaptığım onca şeye rağmen kelimelerim seni incitmez. Arada bir ağlayarak ve tırnaklarımı etime geçirip kendimi kanatarak da olsa, bundan sonra karanlıkta ses çıkarmadan yatacağıma söz veriyorum (S.7)” bu sözlerle başlıyor Toni Morrison kitabına. Bu sözler ilerleyen sayfalarda olacakların habercisidir. Yazarın, Nobel ve Pulitzer Ödülü olması ve kadınlar hakkında yaptığı çalışmalarla bilinse de burada bu ödülleri getiren ve tanınmasını sağlayan temel nedenin; evrensel konulara değinmesinin olduğu unutulmamalıdır. Yıllarca, başta Amerika olmak üzere ırkçılık rüzgârıyla kavrulan dünya -bugün hala tam olarak bu rüzgârdan kurtulamasa da- biraz daha insanların bazı şeylerin farkında olması, şüphesiz bu evrensel konuları yapıtlarında irdeleyen bu yazarlar sayesindedir.
Yazar bu kitabında konuyu kadınlar üzerinde işliyor. Bu kadınların ortak özellikleri ise köle olmaları. Hepsi çeşitli nedenlerden ötürü birilerine satılmış kadınlardır. Hepsinin ayrı bir hikâyesi var, hepsinin ortak bir çatı altında farklı hayalleri var. Hepsi birilerine hizmet eder; Sorrow, Florens, Lina. Rebbaka her ne kadar köle diye satılsa da Jacob Vaark tarafından çok sevilir ve evin hanımı olur. Jacob bu kadınları çeşitli nedenlerden dolayı alsa da kendilerine oldukça iyi davranır. Bu üç kadın karakter zaman zaman birbirleriyle çatışsalar da çoğu zaman birbirlerini kollamaktadırlar.

Yazar üç kadının hikayeleri üzerinde bir döneme ve topluma ayna tutar. “Kanunlar, mahkemeler ve ticaret bu rahiplerin ve on yaşındaki zencilerin çektiği arabalara binen topuklu ayakkabılı şık elbiseli kadınların kontörlündeydi. (S.19)”, “D’Ortegalar yerçekiminden, sorumluluktan, bu yabani duyguların kendilerine sunduğu şeylerden bahsettiler; dünyanın Tanrı’yla bağlantısından ve Tanrı adına çektikleri çilelerden dem vurdular. Hastalara veya işçi olacak o serserilere bakmak bile cennete gitmemize yeter, dediler. (S.23)”. Yukarıdaki alıntıda da anlaşıldığı gibi toplumun üzerinde büyük bir baskısı olan, toplumu şekillendiren en büyük otoriterlerden biridir kiliseler. Burada, bu köle kadınların cennette gitme şansları bile yokken, onlar aracı iken, yazar metafor kullanıp zamanın etkisiyle yok olduğu sanılan gerçekleri tekrar tekrar hatırlatıyor. Ve “tekerrür” kavramını da hatırlatıyor. Sanırım edebiyatın aslı görevlerinden biri de, bizlere sık sık “tekerrür” kavramını hatırlatıp, zamanı anlamaya sevk etmektir.
Yazarın kitap arasına yerleştirdiği kavram açıklamaları ve uygulamaları her okurun dikkatini çekecektir. “Sorunun şimdi çözülmemesi demek, Maryland’de yaşayan Katolik bir beyefendiye dava açacak olursa asla uzak diyarlardan bir tüccarın lehine karar vermeyecek kraliyet yargıçlarının hüküm sürdüğü bir bölgede yıllar sürecek bir mücadeleye mahkûm olmak demektir. (S.29)”. Bu cümleleri okuyan her dikkatli okurun başını hafifçe kaldırıp günümüze bakmaları yeterli. Yukarıda bahsettiğim “Tekerrür” kelimesi tamda buradan kendini çokça hatırlatıyor. Ve eminim daha iyi anlaşılıyor.
Diğer kitaplarına nazaran zor bir kitap olduğunu kabul edelim evvela. Hem konu olarak hem okuyucu üzerinde etkisini düşünmemiz ve yazarın tüm karakterlerine yaşantılarına değinerek ve onları bir araya getirip okuyucu düşünmeye zorlarken ufaktan zorlanmaların olduğunu göreceksiniz. Yazarın üslubunu ve dillini her zaman beğeniyorum bunun yanında evrensel konuları, sorunları bu derece yetkin bir şekilde dille getirmesi edebiyat ve sanat açısından çok çok önemli.

Yukarıda kadınlar üzerinde çalışmalarından söz etmişken şu alıntıyı buraya dahil etmemek olmazdı. Aslında kadınlarla ilgili, yıllarca anlamak istemediğimiz, anlayamadığımız bir konuyu çok güzel şekilde dille getiriyor yazar. “Sırtlarını dayayacak bir erkek olmadığında ve eş statüsünü kaybettiklerinde, ailelerinin desteğinden ve muhafazalarından mahrum kaldıklarında kanunlar kadınları korumaz. Dullar suçlular gibi muamele görürdü. Yakışık olan da bu değil mi? Önce Âdem, sonra Havva gelirdi ve ilk suçlu da yerini unutup haddini aşan Havva değil mi? (s.105)”
Yazıyı, en çok acı çeken, âşık olan, reddedilen Florens’in annesinin şu sözleriyle bitirelim. “Başkasının kaderini omuzlarında taşımak ağır bir yüktür; başkasının kaderini ele getirmeye çalışmak yanlıştır, kendi kaderini başkasına teslim etmekten hayır gelmez (s.174)”.
174 syf.
·7 günde·Beğendi·6/10
Chloe Ardelia Wofford bilinen adıyla
Toni Morrison, Nobel Edebiyat Ödülünü alan ilk siyahi kadın yazardır. Merhamet, benim yazardan okuduğum ilk roman, yazarın ise dokuzuncu romanı.

Merhamet’i kütüphanede gördüğümde kitap hakkında hiçbir fikrim yoktu. Raftan aldım. İlk sayfasını açtım ve okumaya başladım. ‘Korkma. Yaptığım onca şeye rağmen kelimelerim seni incitemez.’ Aslında sadece ilk paragrafı okumaktı niyetim ama baktım ki ikinci sayfayı bile bitirmiştim çoktan.

Siyahilerin sadece ten renklerinin farklılığından dolayı insan yerine konulmadıkları, parayla alınıp satıldıkları, namuslarının, onurlarının hiç sayıldığı, en zor ve kötü işlere koşturuldukları bir döneme gidiyoruz. 1600’lü yılların sonuna.

Üç kadın. Lina, Florens, Sarrow. Kişilikleri, hikayeleri farklı olsa da kader onları bir çiftlikte buluşturdu. Lina en büyükleri, en gerçekçileri. Florens hayalperest, aşkın peşinde yollara düşen. Sarrow, eksik olduğunu düşünen, bu boşluğu anneliği ile dolduran kadın. Bu üç kadının birleştiği çiftliğin hanımı olan Rebekka. Onun hikayesi de diğerleri kadar acı dolu.

Olaylar, kişiler, zaman biraz karışık. Hangi kadının konuştuğunu, şu an kimin hikayesini okuduğunu anlamak zor biraz. Kitapta ilerleyince aslında her kadının anlatış şeklinden kim olduğunu anlamaya başladım. Lina’nın kendinden emin, her şeye hakim anlatımı, Florens’in duygusal, şiirsel anlatımı, Sarrow’un kendinin ve dünyanın pek de farkında olmayışı okurken kadınları ayırt etmek için gizli gizli yardımcı oluyor.

Kitapta zulümlere, haksızlıklara bir baş kaldırıştan çok, tüm bunların kadınların ruhlarında açtığı yaraları görüyoruz. Kendilerini bulma, var etme, yoluna devam edebilme çabalarını okuyoruz. Bu çabalarının arka planında dönemin siyasal, toplumsal, dinsel özelliklerini okuyabiliyoruz. Kanunların, dinin beyazların tekelinde oluşunu, beyaz ırkın insanı bile bir ticaret objesi haline getirip insan onurunu nasıl köleleştirdiğini okuyoruz.

Anlatılanlar kısa kısa geçmişte, çoğunlukla kısa bir süreci kapsayan bugünde geçiyor. Okuması benim için zor olmadı. Aksine yazarın dilinden, basımının özeninden dolayı keyifle okudum. Ama kitaptaki olay ve kişilerin hafiften ‘havada kalması’ndan hoşlanmayan okuyucular olabilir. Okuyanların görüşlerini merak ediyorum. Okuyacaklara da keyifli okumalar.
174 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Köleliği anlatan, siyahi olmanın sığ düşüncelere sahip insanların arasında nasıl bir kusur olduğunu gösteren güzel bir kitaptı. Okumanızı tavsiye ederim renginiz ne olursa olsun...
174 syf.
Florens, annesinin vazgeçtiği* köle bir kız çocuğu...

Sorrow, denizde boğulmak üzereyken bulunan kimsesiz bir kız...

Lina, köyündeki yangından sağ kurtulan birkaç çocuktan biri...

Rebekka, ailesinden kurtulmak isteyen ve hiç görmediği bi adamla evlenmek için çok uzak diyarlara gönderilen Hanım...

Willard ve Scully, bir şekilde birileri tarafından köleleştirilmiş iki erkek...

Ve Jacob Vaark, çocukken yetim kalmış, merhamet sahibi bir Efendi...

Eserde bu yedi kişinin hayatları birleşmeden önce yaşadıkları ve hayatlarının birleştiği dönemdeki olaylar, yedi kişi açısından tek tek anlatılıyor. Yani hayatın belli bir bölümü her biri yönünden yorumlanıyor, herbirinin penceresinden bakılıyor.

İnsanların ırkı, dini, rengi, yoksulluğu veya cinsiyeti yüzünden yaşadığı / yaşabileceği sıkıntılar gözler önüne seriliyor.

Üslub olarak biraz zorluyor insanı fakat etkileyici hayat hikayelerine şahit oluyorsunuz. İlk üç bölümü okuduktan sonra daha akıcı gelmeye başlıyor ve kahramanları tadıkça merak uyandırıyor.

*acaba?
174 syf.
·4 günde·7/10
Kölelik ve ırkçılık insanoğlunun yüzyıllardır kapanmayan bir yarası. Bu yara günümüzde ne kadar kapansa da hala kanamaya devam etmekte. Nobel ve Pulitzer ödüllü yazar Toni Morrison bizi 1600’lü yılların Amerikasına götürüyor ve sanki köleliği yaşamışcasına farklı insanların gözünden okuyucusuna aktarıyor.

Öykünün geneli bir çiftlikte geçiyor. Çiftlikte çalışan köle kadınların hayat hikayeleri insanın içini acıtıyor resmen. Yazar; köle ticaretinin, cahilliğin, acımazlığın, hastalığın, pisliğin ve haksızlığın oldukça fazla olduğu bu dönemi köle kadınların gözünden okuyucularına çok etkili bir şekilde aktarıyor.

174 sayfalık bu kitap 12 bölüme ayrılmış. Bölümler arasında zaman farklılığı ve anlatıcılarının farklı olması biraz kafa karıştırıyor. Kitapta geçen bir cümle bu konuyla alakası olmasa da duygularıma tercüman olmuş. “Rebekka’nın düşünceleri karman çormandı, olaylar ve zamanlar birbirine karışıyordu.”
174 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kitabın bir hikayesi var elbet fakat ne olduğunu tam olarak soyleyebilmek çok güç. :) Şaka bir yana, hikayede kopmalar, zaman kaymalari, karisikliklar var.
174 syf.
·6 günde·4/10
Bu kitap Hakkında iyi yazabilecek bir şey bulmayı istersem eğer o da sadece sözlerinin etkili olduğudur. Daha önce dediğim gibi konular o kadar iç içe geçmiş ki, konusunu bile anlamakta zorlandığım bir kitap oldu. Bilinç akışı gibi olaylar belli bir sırayla yazilmamis hissi uyandırdı bende. Gerçekten okuması çok zor kitap. İttire kaktira ancak bitirebildim. Sonuç olarak ortada bir hikaye var ama ben anlamadım.
174 syf.
“İnsan sağlıklıyken bile aynaya bakmamalı, çünkü yansımalar insanın ruhunu tüketir.“

Kesinlikle çok değişik,
büyülü bir anlatımı vardı.
Aktıkça hikayenin büyüsü artmıştı... kederi şiir gibi sunmuştu yazar,
her satırı içtikçe içesim gelmişti .
Kitabı bitirince
dünyanın , insanı olmak istediği insandan nasıl da kolayca uzaklaştırdığını daha iyi anlamıştım...

Yazarın dediği gibi “Dünyayı biz şekillendiremeyiz. Dünya bizi şekillendirir.”
174 syf.
#okudumbitti
#kitaptanıtım

Merhamet
Toni Morrison
SEL YAYINCILIK
Sayfa Sayısı: 174

Afro-Amerikan edebiyatının gelişmesinde ve görünür kılınmasında büyük katkısı bulunan Nobel ve Pulitzer ödüllü yazar Toni Morrison, Amerika’da köle ticaretinin palazlandığı 1600'lü yılların sonuna çeviriyor bu kez gözünü; insan hayatının hiçe sayıldığı, özgürlüğün bir kavram olarak bile düşünülemediği bir dönemde, sefalet içindeki yolculuklara ve pazarlıklara konu olan insan bedeninin hayatla, doğayla ve kendisiyle ilişkisine odaklanıyor.

İnanılmaz etkileyici bir kitap. Anlattığı hikaye tek kelimeyle mükemmel. Azınlık olmanın, öteki olmanın iç burkan hikayesi... Benim adım KÖLE... Benim adım KADIN...

https://www.facebook.com/...51282/?ref=bookmarks
https://zebramo.com/users/323273809
https://tr.letgo.com/...cf-ae68-907bd57c8ca5

#kitapokumak #bookstagram #kitap #kitaplar #kitapsevgisi #kitapaşkı #bookworm
#kitapkardeşliği #kitaplayasamak #kitaptutkusu #kitaplarheryerde #kitapsatiskurdu #kitapkurdu #kitapkurduyumben #kitapokuyanlar #kitapönerileri #kitapvekahve #eskikitapkokusu #okuyorum #okuyoruz #kitapokuyorum #kitapsepeti #neokudum #okudumbitti #kitaplaryolda #indirimlikitapsatis #okumadanasla #neokumalı #kitaptavsiyesi #instakitapkurdu
174 syf.
Kadınları, aşkı, koleligi, kişiliğin parçalanmasını ve sonra bütünleşmesini, bir annenin ihanetini ve merhametini, özgürlüğün korkulu yüzünü anlatan kitap. Anlatımı çok akıcı olmamakla beraber okunabilecek bir kitap.
Utangaç insanlar kendileri yerine intikam alacak bir Tanrı hayal ederdi.
Toni Morrison
Sayfa 80 - Sel Yayıncılık, 2015
Sana olan açlığım kaybolma korkumla birleştiğinde bayılacak gibi oluyorum.
Toni Morrison
Sayfa 8 - Sel Yayıncılık, Ekim 2015

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Merhamet
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
174
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755707549
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A Mercy
Çeviri:
Zeynep Heyzen Ateş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Afro-Amerikan edebiyatının gelişmesinde ve görünür kılınmasında büyük katkısı bulunan Nobel ve Pulitzer ödüllü yazar Toni Morrison, Amerika'da köle ticaretinin palazlandığı 1600'lü yılların sonuna çeviriyor bu kez gözünü; insan hayatının hiçe sayıldığı, özgürlüğün bir kavram olarak bile düşünülemediği bir dönemde, sefalet içindeki yolculuklara ve pazarlıklara konu olan insan bedeninin hayatla, doğayla ve kendisiyle ilişkisine odaklanıyor.

Her şeye rağmen kendini gerçekleştirme adına tutunacak bir dal bulan kadınların dünyasıyla, efendi ile köle, ticaret ile tarım, özgürlük ile kâr arasında ikiye ayrılan erkeklerin dünyası bir çiftlikte çakışıyor. Dini, kültürel, bölgesel, mezhepsel farklılıklar ve insanlığın kölelikle ilişkisi panoramik bir biçimde sunularak tablo tamamlanıyor.

Morrison, beyazların insanı dahi ticari bir unsur olarak gören sınırlı dünyasında ister çiftliğin hanımı, ister hizmetçi ya da köle olsun, hep yan rollere itilen kadınların iç çelişkilerinin, arzu ve sevgiyle mücadelelerinin etrafında masalsı ama bir o kadar gerçek bir hikâye anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 60 okur

  • Müphem
  • alev
  • Pessoaden
  • Aslı Gökcen
  • Merve Uzunoğlu
  • Ziniş Atuğ
  • Kitap her yerde okunur
  • SihirliFlut
  • Burcu Ünlü
  • derda

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.9
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%17.6
25-34 Yaş
%35.3
35-44 Yaş
%41.2
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.6
Erkek
%48.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10.3 (3)
9
%17.2 (5)
8
%10.3 (3)
7
%27.6 (8)
6
%20.7 (6)
5
%3.4 (1)
4
%3.4 (1)
3
%6.9 (2)
2
%0
1
%0