Seneca'nın öfke üzerine düşüncelerini paylaştığı, öfkenin hem kendimize hem çevremize zararlarını tartıştığı, Aristo ile fikir ayrılığını okuyacağınız kısa cep boy ve yormayan bir kitap.
"İnsanlar çok büyük bir kötülük etme yarışına girmiş gibi. Alçak gönüllülük her gün azalırken, günaha gittikçe daha çok istek var. Neyin daha iyi ve adil olduğuna duyulan saygıyı bir kenara atan arzu, nereye isterse oraya koşuyor; suç, gizlenerek değil, gözümüzün önünde işleniyor ve ahlaksızlık öyle normalleşti ve herkesin gözünde öyle bir yer edindi ki masumiyet artık ender bir şey değil, tamamen yok olmuş durumda." s.57
Stoacı filozof Seneca, bu kısa ama derin metninde öfkeyi “geçici bir delilik hali” olarak tanımlar. Ona göre öfke, aklı gölgeleyen, hem bireyi hem toplumu yıpratan en yıkıcı duygulardan biridir. Seneca, öfkeyle başa çıkmanın yolunun bastırmak değil, onu başlamadan önce tanımak ve durdurmak olduğunu söyler. Sabır, ölçülülük ve özdenetim; öfkeye karşı felsefi bir panzehirdir.
Her sayfası, çağlar öncesinden bugünün insanına sesleniyor. Duygularla baş etmenin, düşünceyle direnmenin bir yolunu arayan herkes için sade ama sarsıcı bir metin.
“Öfkenin eğitilmesi değil, engellenmesi gerekir.”
“Kısa süre sonra şu son nefesimizi vereceğiz. Bu anda, henüz nefes alıp verirken, henüz insanların arasındayken insanlığı onurlandıralım. Kimseye korku salmayalım, kimse için tehlike arz etmeyelim, kayıplarımızı, uğradığımız haksızlıkları, suiistimalleri, sataşmaları hiçe sayalım ve zaten kısa ömürlü olan aksiliklere yüce gönüllülükle katlanalım. Dedikleri gibi, biz hesap kitap yapıp kaygılanmakla meşgul olurken ölüm her an bizi bulabilir.”
Hayatın her an kaybolacak gerçeğini duyguların yıkımına vermeyelim. Başarabiliriz.
İlişkilerimizi çıkmaza koyan, bizi bir birinizden uzaklaştıran, bizi kişiden korkmaya iten şey; öfke!
Seneca bu eserinde ‘tutkuların en kötüsü’ olarak nitelediği öfkenin kaynağını, türlerini ve çarelerini araştırıyor. İnsanların kötülüğe olan meylinin ancak mantık yoluyla dizginlenebileceğini savunan Seneca, öfke kontrolünde de mantık yürütme sonucunda ortaya çıkması gereken yüce gönüllülüğü, hoşgörüyü ve telkinleri ön plana çıkarıyor. Tüm insanlığı ilgilendiren bir sorun olan öfke üzerine yazdığı bu eser, evrensel çapta uygulanabilecek pek çok öğüdü de içermektedir.
Öfkenin her halini anlatırken değindiği bir ayrıntı önemlidir. Öfke insan doğasına tamamen karşıdır. Bunu şöyle açıklar.
“İnsan karşılıklı birbirine yardım için doğmuştur, öfke karşılıklı yıkımı amaçlar.
Biri birliği arzular diğeri parçalamayı.
Biri yardım etmeyi diğeri zarar vermeyi.
Biri yabancılara bile yardım edecektir, diğeri en sevdiklerine bile zarar verecektir.
Biri başkasının iyiliği için kendini harcamaya hazırdır, diğeri eğer başkalarını kendisiyle birlikte düşürebilecekse tehlikeye atlamaya hazırdır.”
Ve tabiata aykırı davranışların kayıpları.
“Hiçbir bela insan ırkına bu kadar pahalıya mal olmamıştır.”
Öfke hem sorundur hem de tüm sorunların nedeni.
Duygular arasında
Filozof Seneca’ya ilgim, özellikle Stoisizm ile ilgili okumalarımdan sonra arttı. Bu eseriyle birlikte (kendi içinde 3 kitaptan oluşuyor), iki kitabını daha okumayı düşünüyorum. ‘’Öfke Üzerine’’yi tamamlayacağına inandığım ‘’Hoşgörü ve Ruh Dinginliği Üzerine’’ ile ‘’Yaşamın Kısalığı Üzerine’’yi okuma listeme aldım bile. Öfkeyi tanımak, onunla neden ve nasıl baş etmek gerektiğini öğrenmek isteyenler için faydalı bir cep kitabı olduğunu söyleyebilirim. Bana göre, felsefe iyileştirir...
İlişkilerimizi çıkmaza sokan, sevdiklerimizle aramızda düşmanlık oluşturan, insanoğlunu kendinden bile tiksinir hale getiren duygu: Öfke!
Öfke üzerine düşünmediğim ve bakmadığım açılardan bakmamı sağladı bu çok güzel bir duygu ancak okurken biraz dağılabiliyor insan
Kitabı begendim, kolay okunan bir kitap ve cevirisi de güzel, sade, anlaşılır.Okundugunda öğrenilecek çok şey bulunabilecek bir kitap.Okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Farkında olmadan felsefe okumaya başladım.
E kitap serüveni her yere götürebiliyor sanırım. Öfke üzerine en temel şeyler yazılmış diyerek özetlerim. Çok bilgim yok o yüzden tek diyebileceğim fazla ilkel hissettirdi :) ama düşünceleri en saçma olmayanlardan diyebilirim. (daha fazla da belli edemezdim felsefe cahilliğimi ^^)
Seneca, çoğu olay ve durum karşısında öfkelenmememiz gerektiğini, öfkenin akıllı bir usun en büyük düşmanı olduğunu söylüyor. Öfkenin kontrol altında tutulması için de üç öneri sunuyor. Bu konudaki reels yayınımızı İnstagram hesabımızdan izleyebilirsiniz. İG: kitapvekadavra
youtu.be/37pBXZMIWz4
Konuk güvende değil ev sahibinden, kayın baba damadından; Kardeşler arası hürmet bile artık nadiren, Koca karısının, karı kocasının mahvına teşne.
Korkunç zehirler karıştırıyor rezil analıklar.
Babalarının kalan yıllarını hesaplıyor evlatlar.
Herkeste artik bir öfke hali.
Iste bu Öfkeyi,asabiyeti en çok besleyen şey ölçüsüz ve tahammülsüz bir rahat yaşamdır. Gönül meşakkat çekerek yontulmalıdır.
Haklı ya da haksız bir gerekçeyle de olsa öfke, insanın kendini kontrol etmekte zorlandığı bir duygu durumu. Seneca da öfke halini şöyle tanımlıyor: "Bu yüzden, en bilge insanların bazıları öfkeye kısa bir delilik adını vermiştir. Çünkü aynı derecede kendini denetlemekten yoksun, nezaketten uzak, yakınlarını tanımayan, yapmaya başladığı herhangi bir şeye inatla dalmış, mantık ve öğüde kulakları sağır, önemsiz sebeplerden heyecanlanan, neyin doğru ve adil olduğunu algılamada beceriksiz ve sanki bilinci olan bir kayaymış gibi, çarpıp ezdiği şeyin üstünde kendini de parçalara ayıran bir yapısı vardır." Bir kitap okuyarak öfkenin kötülüğü anlaşılıp, öfkelenmekten korunulmayacaktır ama en azından bir farkındalık katabilir. Stoa Felsefesinin geç dönem düşünürlerinden Seneca'nın yazdıkları, her okura bir şeyleri fark ettirecek güçte.
Roma’ya küçük yaşta teyzesi tarafından getirilmiş ve Mısır valisinin eşi olan bu kudretli kadının gözetiminde büyümüştür. Babası atlı sınıfına (equites) üyedir ve derlediği söylevlerle Latin edebiyatında Rhetor Seneca ve Stoacı ahlak görüşleriyle tanınan Seneka, ahlakın temeline doğaya uygun yaşama ilkesiyle, bir bilge idealini yerleştirmiştir. Zamanın toplumunu bir vahşi hayvanlar topluluğu olarak gören Seneka, bilge kişisini, kendi kendine yeten, hazza olduğu kadar eleme karşı da duygusuz, korku bilmez, evrenin gerçek efendisi, erdemi özgür iradesinin sonucu olan ve ölümden korkmayan kişi olarak tanımlamıştır.
Her ne kadar Stoacı maddeciliği benimsemiş olsa da, Tanrı'nın aşkın olduğunu öne süren Seneca, pratik felsefeyi öne çıkarmış ve gerçek erdemle değerin, dışarıda değil de, insanın içinde olduğunu belirtmiştir. Ayrıca harici iyiler ve zenginliklerin, insana mutluluk sağlamayacağını da söylemiştir.
Seneca, ailesinin varlıklı olması sayesinde ünlü felsefeciler ve söylev ustalarından (rhetor) eğitim almış ve bilgelik sevgisi yüzünden genç yaşta retorikten (söylev sanatı bilgisi) sıyrılmış ve felsefe eğitimine ağırlık vermiştir. Pythagorasçı Sotion’dan dersler alarak onun gibi etyemez olmuş ve ruhun ölümsüzlüğüne inanmıştır. Daha sonra Attalus’a bağlanıp güzel kokulardan, şaraptan, istiridye ve mantar yemekten ve yumuşak bir yatakta uyumaktan vazgeçmiştir. Kynik Demetrius’u ve Papirius Fabianus’u da hararetle dinleyen Seneca’nın felsefeye olan aşırı düşkünlüğü babasını telaşlandırmıştır; çünkü İmparator Tiberius gençliği saran bu felsefe akımlarına hiç sıcak bakmıyor, garip kılıklı ve tavırlı bu kişileri Roma’dan uzaklaştırıyordu. Ayrıca Seneca’nın, yaptığı perhizlerden dolayı zaten narin olan bünyesi daha da bozulmuştu, sağlığı iyice kötüye gidiyordu. Babası, oğlunun sağlığını düzeltmek ve felsefeden uzaklaştırmak için onu ilk önce Pompei’ye, sonra Mısır’a gönderdi. Roma’ya MS 31 yılında dönen Seneca, kendini siyasete verdi ve quaestorluk (idam cezası vermeye yetkili hakim) elde ederek mahkemede avukatlık yapmaya başladı. Quaestor oldu, senato üyeliğine seçildi. Fabianus’tan öğrendiği keskin çelişkiler içeren, imalarla dolu kısa cümleli ifadeler kullanmada oldukça başarılıydı. Kıskanç İmparator Caligula’nın deyimiyle “kum taneleri” gibi akıp giden üslubu ölüm nedeniydi. Böyle başarılı bir konuşmacının kendi Roma’sında yeri yoktu. Ancak saraydaki bazı kişiler Seneca’nın hasta bir insan olduğunu ve çok az bir ömrü kaldığını söyleyerek İmparatoru zor ikna etti ve ünlü bir düşünürün yaşamını bağışlattı. İmparatoriçe Messalina, Caligula and Agrippina'nın kızkardeşi Julia Livilla ile Seneca arasında bir ilişki olduğuna ilişkin dedikodular çıkarınca, Seneca MS 41’de Korsika’ya sürgüne yollandı. Livilla ise öldürüldü. Seneca sürgündeki yaşamını felsefe yapıtları yazarak, bilim ve şiirle uğraşarak geçirdi. İlk yıllar kolay geçti, ama sonraki yıllarda Roma’ya dönme arzusu yüreğini iyice kaplayınca, Cladius’un azatlısı Polybius’a kardeşinin ölümünden dolayı yazdığı Ad Polybium De Consolatione (Polybius’a Teselli Üzerine) başlıklı yazısında hem ona hem de imparatora adeta yalvarmıştır. Ayrıca yine aynı ruh durumuyla annesine yazdığı Ad Helviam Matrem De Consolatione (Annem Helvia’ya Teselli Üzerine) yazısında da annesinden çok kendini teselli eder gibidir. Bütün bu yakarılarına karşın Seneca Roma’ya ancak Livilla’nın kardeşi Agrippina zamanında dönebilmiştir. Genç Prens Neron’un annesi Agrippina, tanınmış bir edebiyatçının, oğlunun eğitiminde önemli bir rol oynayacağını düşündüğü için Seneca’yı sürgünden çağırtmıştı. Neron’un tüm eğitimini üstlenen Seneca, ona çağının önemli kültür konularıyla ilgili dersler vermiş, ancak Agrippina’nın felsefeye pek sıcak bakmaması nedeniyle bu konulardaki derslerine bazı kısıtlamalar getirmek zorunda kalmıştır. M.S 54 yılında Claudius öldüğünde Neron on altı yaşında İmparator ilan edilince, Seneca muhafız kıtası komutanı Afranius Burrus ile birlikte idarede söz sahibi olmuştur. Ama filozoflara yakışmayacak yaşam tarzı ile savunduğu düşünceler uyuşmadığı için hakkında dedikodular çıkmasına engel olamamıştır. Bu arada Neron tümüyle anormal davranışlar içine girmiş ve annesi Agrippina’yı öldürtmüştür. Bunun ardından Burrus’un zehirlenerek öldürülmesi Seneca’yı saray yönetiminde tek başına bırakmıştır. Bunun üzerine tüm servetini imparatora bırakarak özel yaşamına çekilmeye karar veren Seneca, bu düşüncesini Neron’a açmış, ancak reddedilmiştir. İS 64’te meydana gelen büyük Roma yangınından sonra bu önerisini yinelediği halde imparator tarafından ikinci kez reddedilmiştir. Ancak Seneca bu kez kararlı davranmış, Neron’dan aldıklarının bir kısmını geri vererek siyasetten ayrılmıştır.
M.S 61-65 yılları Seneca’nın kendini tümüyle felsefeye verdiği en verimli dönemi oldu. Ancak M.S 65’te C. Calpurnius Piso’nun başı çektiği, Faenius Rufus, Plautus Lateranus ve şair Lucanus'un adının karıştığı Neron’a karşı düzenlenen bir suikast girişimine onun da adı karıştığı için, İmparator tarafından kendini öldürmesi emri verildi. Bütün yaşamı boyunca ölümün hiçe sayılması gerektiğini savunmuş olan Seneca, bu emri metanetle karşıladı ve M.S 65’te damarlarını keserek intihar etti.
Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Lucius_Ann...