Çok değer verdiğim bir meslektaşımın kitap hakkındaki yorumumu istemesi üzerine yazdığım satırları burada da paylaşmak isterim:
Phaedra, üvey oğluna yönelen, ensest niteliği taşıyan yasak bir aşkın hikâyesidir.
Phaedra bu duyguyu inkâr etmez; farkındadır, hatta dile getirir. Ancak arzu, ahlakla ve kimliğiyle uzlaşamadığı için onun için taşınması zor bir yüke dönüşür. İtiraf burada bir rahatlama sağlamaz; tam tersine çatışmayı hızlandırır. Çünkü dile gelen bu aşk, kabul edilebileceği bir ruhsal zemin bulamaz.
Arzu bastırıldıkça sakinleşmez; suçlulukla iç içe geçer, yön değiştirir ve giderek yıkıcı bir hâl alır. Bu süreçte zarar gören yalnızca Phaedra değildir; arzu nesnesi de bu çatışmanın içinde sürüklenir. Felaketi doğuran şey aşkın kendisi değil, bu aşkla birlikte yaşanamayan içsel düzenin yarattığı baskıdır.
Bir psikanalitik psikoterapist olarak Phaedra bu aşkla karşıma gelse, amacım onu susturmak ya da ahlaki olarak düzeltmek olmazdı. Asıl mesele, bu duygunun onda nasıl yaşandığını; hangi korkularla, hangi suçluluklarla ve hangi iç çatışmalarla örüldüğünü birlikte anlamaya çalışmak olurdu. Çünkü Phaedra sadece âşık değildir; aynı anda anne, eş ve kraliçedir. Bu aşk, sevdiği kişiden çok, kim olduğunu tehdit eder. Çalışma, arzunun kendisini hedef almak yerine, onu taşıyamayan benliğe alan açmayı amaçlardı.