·
Okunma
·
Beğeni
·
988
Gösterim
Adı:
Paris Köylüsü
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750839092
Kitabın türü:
Çeviri:
Ayberk Erkay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
“Duymayan kalmasın, haberdar olsun herkes bu mühim hadiseden: Yeni bir maraz doğmuş bulunuyor, bir baş dönmesi daha bahşedildi insan evladına: “Sürrealizm”, çılgınlığın ve karanlığın oğlu.”

İlk kez 1926 yılında yayımlanan Aragon’un başyapıtı tam 91 yıl sonra nihayet Türkçede...

Gerçeküstücülüğün öncü metinlerinden sayılan Paris Köylüsü, yazıldığı zamandan bu yana, “rüzgârda kuruyan çamaşırlar, atların kişneyişi, kuşlara atılmış yem, okunup bitmiş bir akşam gazetesi!” gibi olan hayatlarımızı büyülemeye devam ediyor ve tam anlamıyla bir edebiyat şöleni vaat ediyor...

Yapı Kredi Yayınları’nın Ayberk Erkay’ın özenli çevirisiyle edebiyat tutkunlarına sunduğu “Paris Köylüsü” için söylenecek tek söz var:
“Ne mutlu biz mürekkep hokkalarına.”
168 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Uzun bir aradan sonra bu modern mitolojinin Türkçe çevirisine ulaşabilmenin mutluluğunu ve Ayberk Erkay'ın başarılı çevirisiyle okumanın keyfini yaşadım. Çok önemli sürrealist metinlerden biri olmasının yanında Louis Aragon'un değerli felsefi dokunuşlarıyla benzersiz bir eserle karşılaştım. Bu kitabın ismini ilk Walter Benjamin hakkında bir incelemede rast gelmiştim ve alıntılardan çok etkilenmiştim.(Hatta çevirmen bir arkadaşıma neden böyle kitapların çevirisi yapılmıyor diye yakınmıştım - teşekkürler Ayberk Erkay). Walter Benjamin, Theodor Adorno'ya yazdığı mektubunda Paris Köylüsü hakkında şöyle bahsediyordu; "Geceleri, yatağa uzandığımda, iki üç sayfadan fazla okuyamıyorum çünkü kalbim o kadar hızlı çarpmaya başlıyor ki kitabı bırakmak zorunda kalıyorum. Ne müthiş bir uyarı!"
Kitabın düzeni diğer kitaplardan çok farklı olduğundan dolayı içeriğinden bahsetmeyeceğim, sadece "sürrealizm!" demekle yetiniyorum. Kitabın sonuna dair yazar kendi sözleriyle ele veriyor; "Hoşunuza gitmeye başlayan bu kitabı asla bitirmeyeceğim. Hayal etmek zorunda kalacaksınız bu Sibirya'yı, demiryolunun geçtiği Crimée sokağına komşu Ural'ı. Kapıları, girişleri, çıkışları, şiirleri, siz beylik mekanların müdavimlere uzak olan şiirleri, oysa bana... inanmazsınız ki bana."
Yazmaz kahramanlarımdan biri Louis Aragon'un başyapıtı, ileri yaşlarımda tekrar tekrar okuyacağım kitaplar arasında olacak.
168 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Dada, Dadaizm veya Dadacılık 1. Dünya savaşı yıllarında başlamış kültürel ve sanatsal bir akımdır. Dada Dünya Savaşının barbarlığına, sanat alanındaki ve gündelik hayattaki entelektüel katılığa ve erotizme bir protesto olmuştur. Mantıksızlık ve var olan sanatsal düzenlerin reddedilmesi Dada'nın ana karakteridir. Bu akım, dünyanın, insanların yıkılışından umutsuzluğa düşmüş, hiçbir şeyin sağlam ve sürekli olduğuna inanmayan bir felsefi yapıdan etkilenir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından gelen boğuntu ve dengesizliğin akımıdır. Dada’cı yazarlar, kamuoyunu şaşkınlığa düşürmek ve sarsmak istiyorlardı. Yapıtlarında alışılmış estetikçiliğe karşı çıkıyor, burjuva değerlerinin tiksinçliğini, pisliğini, iğrençliğini, berbatlığını, rezilliğini vurguluyorlardı.
Gerçeküstücülük ya da sürrealizm, Avrupa'da birinci ve ikinci dünya savaşları arasında gelişmiştir. Temelini, akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat için çalışan ilk dadaistlerin eserlerinden alır. 1924'te "Manifeste du Surrealisme"i (Sürrealizm Manifestosu) hazırlayan şair Andre Breton'a göre gerçeküstücülük, bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur. Gerçeküstücülük akımı, gerçek dışı anlamında değil aksine gerçeğin insandaki iz düşümü şeklinde bir yaklaşımdır.
Sigmund Freud'un teorilerinden etkilenen Andre Breton için, bilinçdışılık düş gücünün temel kaynağı, deha ise bu bilinçdışı dünyasına girebilme yeteneğiydi. Gerçeküstücülük, yöntemli bir araştırma ile deneyi ön planda tutuyor, insanın kendi kendisini irdeleyip çözümlemesinde sanatın yol gösterici bir araç olduğunu vurguluyordu.

Dadaizm ve sürrealizm iç içe geçmiş iki kavram ve bu iki akımın öncülerinden yazar. Bu noktada metin kısa olsa da anlaşılması biraz zaman alıyor. Bu iki akıma çok ciddi göndermeleri olan bu kısa romanda. Pek çok kitap ve akıma göndermeler olan kitap; bir yazıcı Ben’in bir pasajdan başlayıp etrafa yayılan gözlemlerini duygularını anlattığı kısa bir romana dönüşüyor. Bu süreçte insan var oluşunu ve meta ile ilişkisini bu iki akım doğrultusunda irdeliyor. Bilinçdışı ve düzensizlik kavramını zıttı ile yani bilinç ve düzenle anlatmanın o ince yolunda geziniyor yazar. Çevreyi pasajı anlatırken insan doğasını modernleşme denen yeni akımı ve ibadet yerlerinin yer değiştirdiğini anlatıyor sürrealist bir yaklaşımla.
Kah tuvalete konuk oluyor kah bir pul satan antikacıya. Politika, rüşvet ve haksızlığın bir harmanı yaşanırken Paris sokaklarında buna tepkisini dile getiriyor. Oynak bir zeminde kabul ettiğimiz şeyler üzerine inşa ettiğimiz dünyanın kirini pasını aktarıyor. Tabiattan insan tabiatına geçerken parçalıyor insan düşün süreçlerini. Hayal gücünü cisimleştiriyor tıpkı sıkıntıyı anlatırken yaptığı gibi. Beyhude çabaları anlatıyor satır aralarında. Ve en çok tabiata hasret insan doğasında bahçelere dem vuruyor:
“İnsanda tuhaflığa, başıboşluğa, divaneliğe dair olan ne varsa, tümüne şu iki hecede rastlamak mümkündür: Bahçe. Kendini elmaslarla süsleyecek yakut bakırın içine yükleyecek kadar ileri gitmiştir insan, lakin bahçeleri icat etmekten daha tuhaf, daha beklenmedik bir fikre hiç sahip olmamıştır. Bir keyif imgesidir ağaçların dibine yaslanıp, çimenlerin üzerine yayılan. Kendini bulur o Serapta, Çağlayan çeşmeleri, Çakıl taşları ile bezeli yollarıyla, zihninden asla bütünüyle yitmemiş efsanevi cennette görür kendini. Bahçeler, kavisleriniz, sadeliğiniz, kırılan gerdanlarınız, yumuşak buklelerinizle, zihni mesken bellemiş kadınlarsınız sizler, çoğu zaman budala, çoğu zaman habis fakat her daim sarhoşluktan, her daim yanılsamadan ibaret. Taflan hudutlarınızın içinde, şimşir çitlerinizin ardında, dermansız düşer insan, okşayışların dilinden anlar olur ancak gerisin geri döner su kovalarıyla müsemma çocukluğuna. Biz zat su kovasıdır artık güneşin altında islak saçlarıyla. Tırmıktır, kürektir. Çakıltaşıdır. Bahçeler, siz samur kürk manşonlara, dantelli mendillere Likörlü çikolatalara benzersiniz. Dudaklarınızı cam balkonları yapıştırırsınız bazen, çatıların üzerini örten siz olursunuz hayvanlara özenip, miyavlarsınız avluların kuytuluklarında. Ben kütük kayıtlarınızda uyudum sizin: kolum düştü yana, kaçıştı küçük karıncalar toprağın altına. Çiçekler iyi oluyordu göre karşı. Kızgın toprağın üzerinde büyük beyaz örtüler kaçışıyor, yeşil kıyı Nil’i özlüyordu. Çimlerinizde oynadım, ağaçlıklı bir yoldan geçerken, yüreğimi tekmeledi ayağım, cennetle cehennemin arasına düştü yüreğim. Sıra sıra çiceklerinizin önünde, güvertedeki bir göçmen gibi mendilimi salladım. Gemi demir aldı çoktan. Bahçede yığınla alet, aralarında vasat arzular, akşamın huzuru, kuruyorlar güneşte gömleğimle birlikte. Güneşin gönlünden bir saksı sardunya kopmuş bizlere.”
Gerçeküstü bir yaklaşımı anlatmak elbette o kadar kolay olmuyor. Uzun ve çetrefilli cümleler kullanıyor. Sizi zora sokan yaklaşımlar ve çıkarımlarda bulunuyor. Hayal gücü ise en çok gönderme yaptığı alan oluyor bu zaman zaman ağdalı olabilen anlatımda:

“Bütün bir hayal gücü faunası, denizler altındaki bütün bu nebati hayat, gölgeden örülmüş bir saç misali, insan eyleminin ışık almayan bölgelerini mesken tutmuş sürdürüyor yaşamını. Orada beliriyor zihnin dev fenerleri, şekilleri, saflıktan yana fakir sembolleri andıran. Gizemin kapısı, insani bit zafiyet açıyor o kapıyı ve içindeyiz nihayet, karanlığın krallığında. Yanlış bir adım, sürçen bir hece kafi ele vermeye insanın aklındaki düşünceyi. Mekanların tekinsizliğinde, vazifesini yapmaktan aciz kilitler vurulmuş sonsuzluğun üzerine. Yaşayanların en muğlak eylemlerini ifa ettikleri bu yerde, an geliyor, cansız olan, onların en mahrem dürtülerinin yansımasına bürünüyor...”

Gerçeküstü yazım dünyasının temel taşlarından ve en önemli metinlerinden sayılan bu roman felsefe dünyasının simge isimlerinden psikolojinin babası Freud’dan bahsediyor açık açık. Kurgusal bütünlüğü çok olmayan ve karakterlerin isimlerinden çok varoluşlarının doğa ve şehir manzarası eşliğinde sunulan roman sizi kişisel ilişkilerinizi düşünmeye, yanınızdan akıp giden insanları ve hayatı tekrar gözden geçirmeye zorluyor sizi. Kurgusal dünyanın içinde var olan tüm kavramlara sözcük içinde yer veriyor. Kelimelerin kısıtladığı dünyanın coğrafyasında sizi bir sürrealist gezintiye çıkarıyor.
Keyifli okumalar!
Deli, aklını yitirmiş insan değildir: Deli, aklı hariç her şeyini yitirmiş insandır.Delilik yalnızca bir ilişkidir, akılcı olan, gerçek olan gibi. O bir gerçekliktir, bir nedendir.
Masum bir kılıftır edebiyat, rakipsiz bir fiyata satarlar size bu ölümcül enzimi fakat artık zamanı geldi herkesin bundan faydalanmasının.
Unutmuştum ben seni. Unutmuş dolaşıyorum eve dönmem gerektiğini, iyi yürekli kahyam benim, dönmem gerek kaselerde çorbaların soğuduğu, gözün kapıda turpları dişlediğin, etinden sıyrılmış parmak kemiklerinle masa örtüsünün uçlarıyla oynadığın eve. Tamam, kapılma telaşa, bir avuç fıstık daha benden sana, bütün bir mahalle bulvarlarla dolu, o minik dişlerini bilemen için. Sıkboğaz etme beni: Geleceğim.
Geberin hepiniz, başkalarının sırtından geçinenler, başkalarının sevdiklerinden, onların sıkıntılarından istifa edenler. Elleri kalemle delinmişlere ölüm, dediklerimi çarpıtanlara ölüm.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Paris Köylüsü
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750839092
Kitabın türü:
Çeviri:
Ayberk Erkay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
“Duymayan kalmasın, haberdar olsun herkes bu mühim hadiseden: Yeni bir maraz doğmuş bulunuyor, bir baş dönmesi daha bahşedildi insan evladına: “Sürrealizm”, çılgınlığın ve karanlığın oğlu.”

İlk kez 1926 yılında yayımlanan Aragon’un başyapıtı tam 91 yıl sonra nihayet Türkçede...

Gerçeküstücülüğün öncü metinlerinden sayılan Paris Köylüsü, yazıldığı zamandan bu yana, “rüzgârda kuruyan çamaşırlar, atların kişneyişi, kuşlara atılmış yem, okunup bitmiş bir akşam gazetesi!” gibi olan hayatlarımızı büyülemeye devam ediyor ve tam anlamıyla bir edebiyat şöleni vaat ediyor...

Yapı Kredi Yayınları’nın Ayberk Erkay’ın özenli çevirisiyle edebiyat tutkunlarına sunduğu “Paris Köylüsü” için söylenecek tek söz var:
“Ne mutlu biz mürekkep hokkalarına.”

Kitabı okuyanlar 31 okur

  • Arda Yıldız
  • Sinem
  • Idil Beril ERTUNÇ
  • Nevzat Çetin
  • Ruveydâ
  • Gamze K
  • Janset Karakaş
  • Mustafa
  • Sazlık_Otu ㅅ
  • Meltem Şentürk

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20 (2)
9
%30 (3)
8
%30 (3)
7
%10 (1)
6
%0
5
%10 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0