geçmiş zaman parkta oturmuş kitap okuyorum. ağaçların yanında olmak bana yetiyor kafamı kitaptan neredeyse hiç kaldırmıyorum. yan bankta yaşlı bir kadın “kızım ne kafanı yoruyorsun kitapla böyle” gibi bir cümle kuruyor. bana kuruyor, içimden kahkaha atıyorum, beni tanımıyor ki. neyse kafamı kaldırıp kibarca “ben böyle dinleniyorum” diyorum gülümseyerek. aslında onun isteğinin sohbet edecek biri olduğunun farkındayım. ben sohbet etmek istemiyorum, böyle durumlarda asosyalliğim zirveye çıkar, kitabımla arama kimsenin girmesini istemem. sonra o susuyor ben kitabıma dönüyorum.
parkta romanı bir şehir parkında geçen 20 yaşında genç bir kadın ile ondan yaşça büyük bir adam arasındaki sohbet üzerine bir kurgu. pek çok şey konuşuyorlar. hayat, seçimler, ilişki, aşk, yolculuk, yalnızlık üzerine. cümleler sade ancak bir felsefe metninden alacağınız kadar yoğun anlamlar, sorular taşıyor, düşündürüyor.
hayatı deneyimlemiş öyle veya böyle kendi için seçimler yapmış bir adam ile henüz seçim yapabileceğinin bile ayırdında olmayan, seçilmeyi bekleyen genç bir kadının sohbeti. marguerite duras okuyucuya inanılmaz düşünme alanları bırakmış. yaşadığın güne gelip ayrı düşünüyorsun, geçmişe gidip ayrı düşünüyorsun.
benim gibi doğrudan felsefe metinleri okuyamayıp kurgu içinde okumayı sevenlerdenseniz bu kitabı seversiniz.