Bilimkurgu ve fantastik türde çok kitap okudum ama Pellucidar, uzun zamandır elime aldığım en yaratıcı ve en sürükleyici eserlerden biri oldu. Dünya’nın merkezinde bambaşka bir uygarlık… hiç bitmeyen bir gündüz… zamanın akmadığı bir gerçeklik… Hem ürpertici hem büyüleyici bir atmosfer. Daha ilk sayfada o “iç dünya” hissi insanı içine çekiyor.İlk olarak 1915’te yazılmış ve 1923’te kitap hâlinde yayımlanmış olmasına rağmen, hâlâ taze, hâlâ heyecanlı, hâlâ modern bir kurgu gibi akıyor.
Fihrist Yayınları’nın bu eseri ilk kez Türkçeye kazandırması bence büyük bir kazanç.Hem fiziksel olarak çok şık bir baskı hem de çeviri açısından çok akıcı bir okuma sunuyor. Çevirmen Furkan Hacet’in önsözünde verdiği bilgi de okumayı daha özel kılıyor: Edgar Rice Burroughs, oyuk dünya (hollow earth) hipotezini tutarlı bir şekilde kurguya uyarlayan ilk yazarlardan biri olarak görülüyormuş. Bu bilgi, kitabın tarihselliğini ve yaratıcılığını daha da değerli hissettiriyor.
Kitapta David Innes ve Abner Perry ile birlikte Dünya’nın içindeki o devasa kıtaları, prehistorik yaratıkları, özgürlük mücadelesini ve sonsuz gündüzün yarattığı zaman algısı karmaşasını takip ediyoruz.
Burroughs’un hayal gücü inanılmaz geniş; sürekli yeni bir canlı, yeni bir tehlike, yeni bir ırk karşımıza çıkıyor ve hikâye tek bir an bile durmuyor. O kadar sinematik ki, okurken kafamda sahneler akıp gitti.
Pellucidar evreni sadece macera sunmuyor; aynı zamanda sömürü, bağımsızlık, liderlik, hayatta kalma ve ilkel bir dünyada insani değerlerin sınanması gibi temalarla da dolu. Bu yönüyle hem “klasik pulp” lezzeti veriyor hem de modern bilimkurgu-fantastik okurunu tatmin eden bir derinliği var.
Benim için kitabın en güçlü kısmı, atmosferi oldu. Sonsuz gündüz fikri, yön duygusunun tamamen kaybolması, dev yaratıklar, iç