Carlo Collodi, 1880’lerde oturmuş ve demiş ki: “Ben öyle bir çocuk karakteri yazacağım ki, yalan söylediğinde burnu uzayacak, tilkiyle kediyle takılacak, cırcır böceğinden hayat dersi alacak.” Bu cümleyi kurarken muhtemelen uykusuzdu, kafeini fazla kaçırmıştı ya da... sadece İtalyandı.
Pinokyo sıradan bir çocuk değil. Zaten çocuk da değil. Bildiğin sandalye bacağı. Gepetto denen marangoz amcamız, yalnızlıktan mıdır bilinmez, bir tahta parçasına çocuk yapmaya karar veriyor. Yani düşün, adam kuklayla “baba-oğul ilişkisi” kurmaya çalışıyor. Modern psikoloji bu ikiliyi görse kitabı değil, acilen terapi randevusu yazardı.
Pinokyo doğar doğmaz koşturuyor, yalan söylüyor, okula gitmiyor, bütün dolandırıcılara kanıyor. Kısacası her şeye maydonoz olan ama hiçbir şeyden anlamayan bir karakter. Yani günümüz sosyal medya fenomenlerinin atası olabilir.
Burnu uzuyor çünkü yalan söylüyor. Bu çok güzel bir özellik. Düşünsene, sınavdan düşük aldığını saklayan öğrenciye “Kaç aldın evladım?” deyince burnu bir anda masa lambasını deviriyor. Ya da sevgilisine “Sadece arkadaşız” diyenin burnu minibüs aynasına çarpıyor. Ah be Pinokyo, niye bizde bu sistem yok?
Yanında da sürekli "iyi ol, düzgün yaşa" diyen bir cırcır böceği var. Bu böcek, mahalle teyzesi gibi sürekli nasihat veriyor ama hiçbir zaman eğlenceli değil. “O yola girme, şu çocuklarla takılma, annen üzülür” vs. Bazen okurken içimden “şu böceği susturun biri!” demedim değil.
Ama ne oldu? En sonunda, Pinokyo tüm saçmalıkları yaptıktan sonra “Aaa, ben insan olsam daha güzel olurmuş” dedi. Geç olsun da, tahtadan olmasın!
Özetle: Pinokyo, hepimizin yalan söylediği, hata yaptığı, ama sonunda biraz akıllandığı tarafımız. Ama kabul edelim, gerçek hayatta o kadar hata yapan biri olsa büyük ihtimalle haber bülteninde ‘şüpheli şahıs’