Adı:
Resimli Adam
Baskı tarihi:
Mart 2012
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053752240
Orijinal adı:
The İllustrated Man
Çeviri:
İlker Sönmez
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Resimli Adam
Resimli Adam
"Her resim ufak birer hikâyedir. Onları seyredersen birkaç dakika içinde sana bir öykü anlatırlar."

Resimli Adam'ın vücudundan yansıyan, hepsi birbirinden etkileyici on sekiz öykü… Ray Bradbury'den eleştiren, düşündüren ve dehşete düşüren bir bilimkurgu klasiği... Mars Yıllıkları'ndan hemen sonra, Fahrenheit 451'den bir süre önce yayımlanan bu kitap, Bradbury külliyatının en önemli eserlerinden biri. 

Ölümden inançlara, nükleer savaştan ırkçılığa, dünyanın sonundan uzaydaki yalnızlığımıza kadar insanlığa dair birçok konuya değinen Bradbury, hayallerimizle hakikatin karşı karşıya geldiği, modern bireyin psikolojisine ve teknolojik ilerlemenin karanlık yanına ışık tutan öyküleriyle bize yine bizi anlatıyor.
bilim kurgu sevenler kesinlikle ama kesinlikle sevmeyenler bile mutlaka okusun...
Kitap çok güzel bir hayal gücüyle kurgulanmış..
Fantastik bilim kurgu olmasına rağmen hikayeleri İçine merak uyandırarak çekti.

Bir vücutta 18 ayrı dövme 18 ayrı hikaye...
Her hikayeden çıkarılacak 18 farklı ders..

Kitap, hem şu anki dünya yaşamından çok uzak hem de çok yakın bir şekilde kurgulanmış
Günümüzün sorunlarını geleceği giderek farklı bir şekilde kurgulanmıs olması ayrı bir hava katmış.

Ve bence okunması gereken bir kitap.
Eveeeet bence ilk incelememi yazma vakti geldi artık. İncelemeyi okuyacak arkadaşlar için önceden uyarayım öyle ağdalı cümleler kurmayı hiç beceremem, uzun uzun paragraflarca yazmaya üşenirim, ve okuduğum eseri çok geniş kapsamlı inceleyecek kapasitede bir okuyucu değilim. İncelemem yalnızca bu kitabı okumak isteyen biri varsa, kendisine ufacık da olsa katkıda bulunabileyim diye yazılmıştır. Evet çok uzattım incelemeye geçiyorum hemen.

Resimli Adam, Ray Bradbury'den okuduğum ilk kitap oldu. Kitap 18 öyküden oluşuyor, tabii eğer Resimli Adam'ımızı da sayarsak belki 19 diyebiliriz. Şaka şaka. Öhöm, arka kapağı belki yanlış okudum belki de doğru okuyup yanlış yorumladım bilmiyorum ama kitaptan beklentim bambaşkaydı, ayrı ayrı birbirinden bağımsız öyküler beklemiyor kitabın tümünde Resimli Adam'ın da yer alacağını düşünüyordum. Siz siz olun bu beklentiye düşmeyin :) Resimli Adam'ımız yalnızca öyküler havada kalmasın bir yerde bağlansın, hatta adamcağızın bedeninde toplanabilsin diye varmış meğer.

Öykülerin neredeyse her biri biribirinden güzel. Çok kıymetli mesajlar içeriyor ve müthiş bir hayal gücünün ortaya koyduğu öyküler bunlar. Eee malum insanız, sıkıldığım anlamadığım öyküler de oldu ancak bütün olarak bakınca epey beğendim. "Bozkır", "Roket Adam", "Belirli Bir Gece veya Sabaha", "Tilki ve Orman", "Kuklalar A.Ş." ve "Başlama Saati" benim favorilerim.

Bu kitabı bilim kurgu okumayı seven, bilim kurgu okumaya yeni başlayan, ve benim gibi bilim kurgunun hangi seviyesinde olduğunu bilmeyen tüm arkadaşlara tavsiye ediyorum. Okuyunuz efenim :)
  • 1984
    8.9/10 (6.042 Oy)6.392 beğeni16.884 okunma2.764 alıntı86.345 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.482 Oy)8.071 beğeni22.874 okunma847 alıntı90.161 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.350 Oy)19.115 beğeni43.539 okunma3.020 alıntı183.562 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.580 Oy)8.860 beğeni28.808 okunma850 alıntı140.136 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.317 Oy)9.281 beğeni25.735 okunma1.840 alıntı119.229 gösterim
  • Cesur Yeni Dünya
    8.5/10 (1.879 Oy)1.628 beğeni4.342 okunma982 alıntı31.331 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.752 Oy)13.461 beğeni34.652 okunma3.419 alıntı146.565 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.921 Oy)8.880 beğeni26.413 okunma2.686 alıntı115.201 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.436 Oy)3.934 beğeni13.017 okunma1.233 alıntı53.207 gösterim
  • Olasılıksız
    8.5/10 (6.226 Oy)6.931 beğeni20.227 okunma716 alıntı113.865 gösterim
Yazar 18 farklı hikaye ile 18 farklı hayata, 18 farklı düşünceye değiniyor. Her hikaye en az bir mesaj barındırıyor ve hepsi de birbirinden önemli. Teknolojinin doğurabileceği olumsuz sonuçlar, ilerlemenin insanlar üzerindeki etkileri, modern çağ ile birlikte gelen yalnızlaşma ve insanların birbirinden kopması... Olası sorunlar ve şu an bile yaşamakta olduğumuz sorunlar kitapta kendine çok güzel yer buluyor.
Kitaptaki hikayelerin çoğunu sevdim bazılarını çok sevmesem de genel olarak gerçekten güzel ve anlamlılardı. Okunması gereken, anlamlı ve güzel kitaplardan.

http://yorumatolyesi.blogspot.com/2016/02/resimli-adam.html
Beklediğimden çok daha iyi bir kitaptı diyebilirim rahatlıkla. Ray Bradbury son dönemde hep "Fahrenheit 451" kitabıyla öne çıksa da bu kitap da en azından onun kadar iyi, hatta ondan bile iyi diyebiliriz.

Bu kitabın kategorisi kısmına gelince, ilk olarak 'bilimkurgu' olarak düşünülüyor, hikayenin başlama noktası yani vücudunda hareketli resimler olan adam ve hikayelerin çoğunun uzayla ilgili olması düşünüldüğünde öyle bir kategori belirlenmiş. Son dönemde TV'de yayınlanan dizilere de bakarsak "Westworld" ve "Black Mirror" dizilerini hatırlatan yerler olduğunu söyleyebiliriz. Bu açıdan, modern bireyin psikolojik durumu ve teknolojik ilerlemenin karanlık yanını gösteriyor, bir açıdan distopya diyebiliriz. En azından klasik bir bilimkurgu demek haksızlık olur diye düşünüyorum.

İçeriğe geçecek olursak, kitap, Ray Bradbury'nin Resimli Adam ile tanışmasıyla başlıyor. Resimli Adam'ın vücudundaki dövmeler ile 18 tane farklı hikaye çıkıyor. Bu hikayelerin her biri ayrı şekilde incelenebilir, kısa öykülerin birçok uzun hikayeden daha çarpıcı olduğu söylenebilir.

Kitapta beni en çok sarsan hikaye, ilk hikaye olan "Bozkır" oldu. Tamamen "Black Mirror" bölümü gibi ilerleyen bir hikaye. Bu hikâyenin bir bölümünde de teknolojik gelişmeler ile beraber ebeveynlerin yaşadığı varoluşsal kriz güzel bir şekilde ifade ediliyor diyebiliriz:

"Buraya ait değilmişim gibi hissediyorum. Ev; eş, anne ve şimdi de bakıcı oldu. Afrika bozkırıyla yarışabilir miyim? Çocukları otomatik banyo kadar verimli veya hızlı yıkayabilir miyim? Bunları yapamam."


Sonraki hikayelere bakarsak ırkçılık (burada dünya ile diğer gezegenlerde yaşayanların birbirlerine uzak olması), şüphecilik, çocuk psikolojisi, kapitalizm, ekonomik dengesizlik ve belki de en önemlisi insan-dışı akıldan ziyade insan-dışı duyarlılık ve vicdanın olması ihtimali Bradbury'nin düşündüğü birkaç tema.
Oldukça güzel bir bilim kurgu romanı. Esas kahramanımız Resimli Adam ile tanışır. Gelecekten gelen bir kadın vücuduna dövme yapmıştır ve buradaki resimler hareket ederek hikayeler anlatmaktadır. Bir yer karalamadır ve kişi orada kendi geleceğini görmektedir. Kahramanımız, adamın üzerindeki hikayeleri izlemeye başlar. Roket Adam, Kuklalar A.Ş., Bitmeyen Yağmur, Roket, Ziyaretçi gibi oldukça güzel hikayeleri takip eder. Acaba Resimli Adam'ın sırtındaki karalamada kendisini nasıl bir son beklemektedir? Soluksuz okunan bir roman. Mutlaka okunması gerekenlerden.
Kitap 18 farklı hikayeden oluşuyor , bazı hikayeler yazarın Mars Yıllıklarında da var , genel olarak beğendim , fantastik ve bilim kurgu
alanına ilginiz varsa sıkılmadan okuyabilirsiniz.
Harika. Harika. Harika. Tek kelimeyle harika. Resimli Adam'ın dövmeleri hareketlenip 18 farklı hikayeyi anlatıyor. Bay Bradbury belli ki gezegenleri ve uzayı çok seviyor ama Mars'a özellikle bir ilgisi var sanki. İlk hikayeyi çok beğendim ama sonraki birkaç hikayeyi pek sevemedim, ne yalan söyleyeyim. 'Bu kitapta herhalde tek favori hikayem olacak' diye düşünmeye başlamışken ardı ardına vurucu hikayeler gelmeye başladı. Bitirdiğimde Resimli Adam'ın kendi hikayesi dahil hepsinin tadı damağımda kaldı. Bu kitaptan "Criminal Minds" dizisindeki 'Dr. Spencer Reid' karakteri bahsettiğinde haberdar olmuştum. (Size bir şeyler katan dizileri de sevin arkadaşlar.) Sonuç olarak yıldızlı tavsiyemdir, okuyun okutun efendim.. =)
Kitap çoğunlukla 2100'lü yıllarda Mars, Venüs ve diğer gezegenlerde yaşam, seyahetleri ve teknoloji çağını anlatan kısa öykülerden oluşuyor. İçinde inanılmaz güzel hikayeler vardı, çoğunlukla hikayelerde gerilip iç ürpertirken bazılarında gülümsetiyordu.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde uzak diyarların birinde bir adam yaşarmış. Bu adam öyle her adama benzemezmiş ama. Devasa boyutta, uzun kollu, kalın elli ve korkutucu olmasını bekleyenleri şaşırtan çocuksu bir yüze sahipmiş. Hı bir de bu adam sürekli uzun kollu gömlekler ve pantolonlar giyermiş. O kadar ki giysilerinden sadece yüzü, elleri ve ayakları görünürmüş.Yazın en sıcak günü de olsa, kışın en soğuk ayazı da vursa hiç değişmezmiş bu. Gel zaman git zaman bir gün bu adamın yolu bir yabancıyla kesişmiş. Bu yabancı ise kendisi kabul etmese de pek meraklı, pek lafbazmış. Yabancı, bu devasa çocuk adamdaki garipliği anlamış olacak ki, onunla konuşmaya, gizlerini çözmeye yeltenmiş. Bizim devasa çocuğumuz da, çocukluğunun hakkını vererek bu yabancıya güvenmiş ve sırrını açmış: "Benim vücudum resimli ve bu resimler geleceği gösteriyor. Herkesin görmek istediğini sandığı ama aslında görmek istemediği geleceği" demiş. Ve işte her şey de böyle başlamış..

Masal gibi değil mi? Ama değil, yani bence değil. Kitap her ne kadar bilimkurgu/fantastik kategorilernde değerlendirilse de kesinlikle bundan daha fazlası. Belki de bu durum yazarla alakalı. Bilenler bilir yazar, yani Ray Bradbury, bu yıl popülarite kazanan, hatta yeniden filmi çekilen Fahrenheit 451'in yazarı. Genel olarak, teknolojik gelişmelere paralel "olabirliliği yüksek" bir dünya ve dolayısıyla buna uygun insan karakterlerinden oluşan hikayeler yazıyor. Bazen ise tamamen "Ya şöyle olsaydı?", "Ya aslında düşünsene böyle olabildiğini?" gibi, aslında hepimizin aklından geçebilecek fantastik fikirler üzerinden de eserler verebiliyor.

Yaş ilerledikçe, benden yaşça ve deneyimce fazla olan insanlara tanıdık gelecektir, istediğimiz ve istemediğimiz şeyler konusundaki ayrım kesinleşmeye, sınırlar arası mesafe artmaya ve hatta spesifik nitelikler eklenmeye başlıyor. Şimdi bu da nereden çıktı diyebilirsiniz. Şöyle anlatayım: Ray Bradbury benim "bilimkurgu/fantastik roman severim ama şöylesini severim" tanımımın baş kahramanlarından birisi. Kendisi; apayrı, sıfırdan bir dünya kurmayan; insandan ve gerçeklerden çok uzaklaşmayan; teknolojik gelişmeler neticesinde oluşabilecek ortam ihtimalini hayal ettiren ama gereksiz ayrıntılarla okuyucuyu yormayan; anlatmak istediği şeyi mantık dışılığa düşmeden, anlam bütünlüğünü bozmadan, zaman kavramını belirsizleştirmeden ve çetrefilli kelimelere ihtiyaç duymadan ifade edebilen; insan psikolojisini kurguladığı dünya ihtimali üzerine sırıtmadan yerleştirererek, insan davranış analizi konusunda Stefan Zweig'dan daha yetenekli olduğunu düşündüğüm muazzam bir baş kahraman hem de!

Elimdeki kitap Bradbury'nin tam da bu yeteneklerini sergilediği bir kitap. Kitap öykücüklerden oluşuyor. Apayrı olasılıklar üzerine kurulmuş, resimli adamla yabancının öyküsünü de eklersek toplamda 19 öyküden oluşuyor.

Bu öykülerde teknolojik gelişmelerin getirebilecekleri, ölüm, ırkçılık, savaş, uzay, inanç gibi birçok konuya değinilmiş. Var olandaki küçücük bir değişikliğin, aslında hayatımız üzerinde nasıl şaşırtıcı (ya da ürkütücü mü demeliyim) bir etkisi olduğunu kitabı okudukça ayrıntılı bir şekilde anlayabiliyorsunuz. Belki var olageldiği için kıymetini bilmediğiniz bazı şeylerin kıymetini fark edebiliyorsunuz. "Bitmeyen Yağmur" isimli bir hikaye var mesela, onu okuduğunuzda ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

Peki sadece bu mu var, elbette ki hayır! Size şimdi birkaç soru sorayım; belki de yazarın kendisine sorduğu sorular ve verdiği cevaplardır bu hikayeler:

-Teknoloji dört bir yanınızı sarmış durumda ve çocuklarınız teknolojiyi siz ebeveynlerinden daha çok sever hale gelmiş(ya da geldi mi çoktan?). Oh ne güzel, kafanızı şişirmiyorlar değil mi, kendinize zaman ayırabiliyorsunuz, gereksiz gördüğünüz işlerin hepsi makinelerce yapılıyor, dışarıdan bakan birisine göre gayet refah içerisinde yaşıyorsunuz. Bu kadar refah içerisinde başınıza en kötü ne gelebilir ki?

-Şimdi şöyle düşünün: Artık uzaya çıkabilmek çok kolay ve sadece astronotlara has bir yolculuk değil uzay yolculuğu. Dolayısıyla gezegenler, uzay ve farklı ırklar eskisi kadar yabancı, bilinmez ve ürkütücü değil. Gezegenlerin üzerinde yeni yaşamlar kurabiliyor, farklı ırklarla iletişime geçebiliyor, ışık hızındaki roketlerimizle bir gezegenden diğerine kolaylıkla gidebiliyoruz. Bunların hepsini yapabiliyoruz ama hala "insanız", çok şey görüp geçirmişiz ama yine de insanız. Uzayda ya da yabancı bir gezegende insan olmak nasıl bir şeydir sizce? Dünyada ne isek uzayda da o olmaya devam eder miyiz, aynı şeyleri ister ve ayni şeyleri mi hissederiz?

-Peki, ölüm nasıl bir şeydir uzayda; ne hiçliğin altında ne hiçliğin üstünde tam da hiçliğin ortasında "hiç" olabilmek nasıl bir duygudur? Ölüm korkusu hala Dünyadaki gibi mi hissedilir, hala aynı şekilde mi yaşanır? Şu anki açlık, susuzluk, yanmak, boğulmak gibi gelir geçer korkularımız dışında başka korkularımız var mıdır?

-Sevmediğimiz şeyleri/kişileri başımızdan atmak, hatta yeryüzünden silmek istediğimiz zamanlar olur ya bazen, diyelim ki artık yapabiliyoruz. Problemin asıl sebebi olarak düşündüğümüz kişileri ya da "olmasalar daha iyi bir yer olurdu bu Dünya" dediğimiz her şeyi başka bir gezegene gönderiyoruz. O zaman dünya nasıl bir yer olurdu? Ütopya dediğimiz ideal Dünya hayali gerçekleşir miydi?

-Filmlerde gördüklerimiz gerçek olsa mesela. Ya da onun tam aksi olsa, başka gezegenden gelenler (biz bunlara klişe bir şekilde Marslılar dyelim) ile savaşmasak da bir arada yaşamaya çalışsak, başka bir ırkla Dünyayı paylaşsak? Böyle bir şeyi nasıl kabul ederiz sizce elindekini koruma içgüdüsü çok yüksek bir ırk olarak? Marslıların gözünden bakacak olursak Dünya nasıl bir yer, insanoğlu nasıl bir ırk? Bizim onları tanımladığımıza benzer bir şekilde, onlar bizi nasıl tanımlardı?

-Pekiiiiii, teknolojimiz bu kadar ilerledi, başka gezegenlere yolculuk yaptık, oralara yerleştik, yukarıdak ihtimallerin hepsini deneyimledik. Böyle bir hayatta dini inançlarımız ne şekilde değişirdi? Bilimle ilerleyen insanoğlu, tüm dini inançları safsata olarak adlandırıp inanılacak tek gerçeğin bilim ve insanın kendisi olduğuna mı karar verirdi? Ya da farklı nedenlerle ya da aynı nedenlerle inanmaya devam mı ederdi? İnandığını kabul edelim, dinini yaymak isteyen misyonerler öteki gezegenlerde "insan dışı" varlıklarla nasıl iletişime geçer, onları nasıl kendi dinleriyle tanıştırırdı? Günah ve sevap kavramının içi başka bir ırk için nasıl doldurulurdu? Ya da sadece dini inançla sınırlamayalım. Batıl inançtan tutun da bilime dayanmayan kurgu ürünü olan her şeye karşı bakışımız nasıl olurdu? Bilimle ispatlanmayan hiçbir şeye inanmamamız ihtimalinde hayatımızda, ruhumuzda, psikolojimizde neler değişirdi? Yoksa aynı mı kalırdık?

Ne çok ihtimal değil mi? Çok mu uzak ihtimaller? Zannımca değil. Kitabın 1950li yıllarda yazıldığını düşünürsek, o zamanların bilimkurguları (bir kısmı en azından) şimdilerin gerçeği olmuş durumda . Yarın bir gün, ya da bir 200 yıl sonra bu kitaptaki ihtimalleri yaşamayacağımızı kim söyleyebilir? Belki de bu resimler (kitaptaki hikayeler), arkayüzde de denildiği gibi gerçekten geleceği gösteriyordur.

Artık cümlelerimi bitirme vakti geldi. Benim gibi olasılıklara dayalı kurguları sevenlerdenseniz, kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Bazı yazarlar iyi ki varlar!

Keyifli okumalar.
Ray Bradbury, Fahrenheit 451'den sonra yine harikalar yaratmış! Resimli Adam'ı, Fahrenheit 451'den çok daha fazla beğendim. 18 ayrı dövmenin, 18 ayrı hikayeyle okura anlatılması akıllıca bir detaydı. Her bölümde kitabın uyandırdığı merak arttı, son birkaç hikayeyi okurken "keşke hiç bitmese" demekten kendimi alamadım. Her hikayede birbirinden farklı bir sürü olağanüstü teknolojik icatlar, araçlar ve aletler işlenmiş. Örneğin fazlasıyla aklımda kalan, yansıttığı şeyler gerçeğe dönüşen bir projektör... Gerçek olsaydı ne kadar güzel olurdu, istediğimiz zaman, istediğimiz yerde hissedebilirdik kendimizi. Resimli Adam'ı kimse sevmiyor çünkü dövmeleri, insanlar incelerken hareket etmeye başlıyor ve onlara gelecekte olacak kötü şeyleri gösteriyor. Kesinlikle bir başyapıt, herkes okumalı!
Hepimiz aptalız.

Hem de her zaman. sadece her gün farklı türden aptalız.

Sanıyoruz ki bugün aptal değiliz, dersimizi aldık.
Dün aptaldım bu sabah değilim, ertesi gün anlıyoruz ki, evet, o gün de aptaldık.
Sürekli arayıştayız, hep gerginiz. Hiç dinlenemiyoruz.

"Belki de huzur ve sükunet arıyoruzdur. Bunları dünya da bulamayacağımız açık".
Bence bu dünya da büyümenin ve ilerlemenin tek yolu mükemmel olmadığımızı kabul edip buna göre yaşamaktan geçiyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Resimli Adam
Baskı tarihi:
Mart 2012
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053752240
Orijinal adı:
The İllustrated Man
Çeviri:
İlker Sönmez
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Resimli Adam
Resimli Adam
"Her resim ufak birer hikâyedir. Onları seyredersen birkaç dakika içinde sana bir öykü anlatırlar."

Resimli Adam'ın vücudundan yansıyan, hepsi birbirinden etkileyici on sekiz öykü… Ray Bradbury'den eleştiren, düşündüren ve dehşete düşüren bir bilimkurgu klasiği... Mars Yıllıkları'ndan hemen sonra, Fahrenheit 451'den bir süre önce yayımlanan bu kitap, Bradbury külliyatının en önemli eserlerinden biri. 

Ölümden inançlara, nükleer savaştan ırkçılığa, dünyanın sonundan uzaydaki yalnızlığımıza kadar insanlığa dair birçok konuya değinen Bradbury, hayallerimizle hakikatin karşı karşıya geldiği, modern bireyin psikolojisine ve teknolojik ilerlemenin karanlık yanına ışık tutan öyküleriyle bize yine bizi anlatıyor.

Kitabı okuyanlar 95 okur

  • Salih Vatansever
  • Damla
  • Arif kılınç
  • Hilal Aslan
  • Ece Özbek
  • Tuğba Karaca
  • Yadigar Soydan
  • Tuğberk Asoğlu
  • Dinara
  • Veysel Kurkut

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.7
14-17 Yaş
%3.2
18-24 Yaş
%29
25-34 Yaş
%32.3
35-44 Yaş
%16.1
45-54 Yaş
%6.5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%39.3
Erkek
%60.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.7 (12)
9
%20 (9)
8
%22.2 (10)
7
%13.3 (6)
6
%2.2 (1)
5
%0
4
%4.4 (2)
3
%0
2
%0
1
%0