Sevda Şiirleri - Zeytin Ağacı

·
Okunma
·
Beğeni
·
792
Gösterim
Adı:
Sevda Şiirleri - Zeytin Ağacı
Baskı tarihi:
Eylül 1993
Sayfa sayısı:
95
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754943672
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sevda Şiirleri - Zeytin Ağacı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
Ahmet Erhan söylemini, imgelerini, temalarını yaşamın kendisi kadar çeşitlendirebilen bir şair. Şiiri o yüzden devingendir: Zamana, duyarlılığa, sevgiye, açılara, doğaya, gelişmeye doğru yürür...
Yine bir Ahmet Erhan yine bir ben.

"Ve şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık bize artık yeter de artar bile"

Yazmadığım ne bıraktım Ahmet Erhan'a dair bilmiyorum ama ben yine yazarım onu sayfalarca hele bir de zamanlardan geceyse.

Ahmet Erhan'a iki özür borcum var. Senelerdir bıkmadan usanmadan dinlediğim oğul şarkısı ve de Gülşiir'in şarkısını Teoman olarak benimseyip geçmişim. Biraz araştırmacı ruhum olsaydı Ahmet Erhan'la seneler önce tanışır ona bu kadar geç kalmamış olurdum. Onu tanımadan sevmişim demek. Sözler bir oğul’un anneye sözleriydi ki ben bir oğul bile değildim ama en çok dinlediğim şarkısıydı. Kan çekiyor dedikleri böyle bir şey sanırım.

Bu kez farklı bir tarz kullanmış şiirlerde. Bir adam sevdaya kapılmıştı ve bu sevda kalpleri her şiirde bin parçaya bölebilme gücüne sahip olan, aşkla dağlayıp inim inim inletip en derin ücralara acılar salan bir sevdaydı.
Ahmet Erhan'ın sevdasıydı bu.
Yüzü suya dönüşen kadınına olan sevdası. Yaşama ilişkin umutlar arayan bir sevda. Yitik bir ülkeyi korur gibi seven bir adam ve bir deniz kızı vardı.

‘’Ve şimdi gece, soluğumu verdim içime’’

Şairin kalbini seyretmeye koyuldum. Sanki zifiri karanlıkta bir deniz kenarı gibiydi. Dalgaların taşlara vuruşundaki fısıltıları duyuluyordu sadece ayaz bir havada. Uzandım o yürekteki acının ateşini almak istedim. Yakmıştı ellerimi ve küllenmiyordu yalnız bir adamın umutsuz aşkı. Sevda buydu işte tıpkı Gülşiir'de anlattığı gibiydi.

Ve Gülşiir,
Gülsün şiir, gülüm şiir
Adına gül demişti oysa, oysa şiir hiç gülmemişti. Güldürmeyip ağlatan şiirdi. Aklımın almadığı bir yerlerde var olmayan birileri olmasa bile varmış gibi hissettirdi. Hem seviyor hem nefret ediyordum işte. Benim yıllardır yaşadığım duyguydu bu. Sanırım Ahmet Erhan'ı çekici kılan işte bu dizelerdi. Dünyanın ölümünü görüyordum şiirin dizelerinde. Karanlık bir bozkırda ışıklar içinde akan bir tren kadar yalnızdık ve bu yalnızlık yetiyor artıyordu bile. Acı çekiyorduk. Yaşımız acıların yaşıydı. Acı neydi; bir beşikle, bir darağacının aynı ağaçtan yapılması değil miydi acı? Bir yaşamın doğuşu ve bir zoraki ölüm. Acı her yeri sarmıştı. Her aşktan böyle bir şiir kalır mıydı hepimize? Çarpar mıydı soluğumuz bir aşkın yıkık duvarlarına, eser miydi rüzgar sevdanın hüznünü dağıtmak istercesine.

Ve Bir Baba İçin

Ben baba acısı bilmem ama babamın acısını bilirim. Taşırım hüznünü. Her baba deyişimde gariplenirdi. Evet konuşurduk babamla iki bilge gibi. Karşılıklı bakışarak. Bazı şeyleri kavrayamasam da dinlerdim.
Nedir baba demek, eksiği nasıl bu kadar hissedilir diye sordum.
Erkekler aslında çok güçsüzdür kızım. Bir erkek için baba güç demektir. Gücü ve kendine güveni sembolize eder. Tek güçlerini arkalarında dağ gibi hissettikleri babalarından alırlar. Babalarına güvendikleri için güçlü hissederler kendilerini demişti. Tıpkı Ahmet Erhan'ın dediği gibiydi işte

"Tökezlersem kaldır beni baba."

Ve günden sonra babasız çocuklara baba olmak isterim. İmkansız olsa da.

Son Olarak Oğul.
Dünya sandığım bahçenin ayrık otları ve dikenlere büründüğünü gösteren şiir.

Yine abarttım değil mi? Siz okumayın Ahmet Erhan şiirine özel bir ruh vermek gerek. Veremeyen bilemez.
İnceleme yazmayı bilmiyorum. Yanılmıyorsam bu ilk incelemem olacak. Yazmayı düşünmüyordum ancak sevdiğim bir ablamın ricasını kıramadım. Kendisi bu kitabı çok güzel incelemiş olduğundan benim saçmalamamın hiç lüzumu olmadığını söylemem fayda etmedi. Ahmet Erhan ilk kez okuduğum bir şair. Zaten pek şiir okuyan birisi değilimdir. Ancak bu şiirlerin çoğunu beğendiğimi ifade etmem gerekiyor. İlk etap Şiir 4, şiir 6, şiir 8, şiir 9, şiir 10, şiir 11 ve şiir 14'ü çok beğendim. Özellikle gece okuma tavsiyesi işime çok yaradı şiirler üzerinde fazlaca düşünme ihtiyacım oluştu. Sonrasında ise değişik ve etkileyici hissiyatlarla yazılmış şiirlerle karşılaştım. Çoğunlukla çaresizlik, pişmanlık ve yalnızlık gibi duygularla dolu şiirler içinde zaman zaman kendime ait hissettiğim yerlerle karşılaştım. Deniz Unutma Beni kitabını pek kendime ait hissedemediğim için inceleme yazamadım. Bu kitabı çok beğendim. Tekrar okumayı düşünüyorum. Umarım incelemeye yetecek kadar cümle kurabilmişimdir. Etkinlik için teşekkürler.
Herşey Mete Özgür ün Burada gömülüdür 1. Cilt kitabına yaptığı incelemeyi okumamla başladı.
İncelemeden o kadar etkilendim ki kim bu Ahmet Erhan dedim ve açıkçası bunca zaman nasıl bilmem diye kendime kızdım. Sonra tabiki araştırmam başladı.
İlk olarak sadece Öteki şiirler kitabının PDF sini okudum. Daha sonra sahaflar kitabevleri maalesef hiç bir yerde bir kitabını bulamadım. Kütüphanede Deniz Unutma Adını bulduğumda eve dönerken kitabı bitirdim nerdeyse. Kitap hakkında yoruma geçmeden önce tekrar teşekkürler DUA
Bu kitabın PDF sini paylaşmış fakat silinmiş isteğim üzerine tekrar yükleyip linkini attı
Bir şiir kitabına nasıl bir yorum yapabilirim bilmiyorum ama herkesin hayatında kayıpları kabuk bağlamayan yaraları vardır. İşte Ahmet Erhan tam orayı buluyor. Bolca paylaştığım alıntılardan da anlaşılacağı üzere tabiki beğendim okuyun okutun
Başta kitabın pdf için emek harcayan ve bu güzel pdf 'i bizlerle paylaşan DUA' ya teşekkür ederek başlamak istedim.

Ahmet Erhan 'nin üçüncü şiir kitabı oldu "sevda şiirleri ve zeytin ağacı" şiir kitabı.
Aslında fark ettim ki bağımlılık yapar oldu. Bütün akış sayfam neredeyse Ahmet Erhan alıntılari.. . Tabii bu beni fazlasıyla mutlu ediyor.

Ahmet Erhan doğaya yeşile maviye ve denize dair her şeyi ustaca nakşetmis satırlara. Şiirlerin genel konusu doğa oldu bu kitapta. Onun tadına vardım. Şiire ve Şaire olan yaklaşımıni da az çok bu kitapla ortaya atmaya çalışmış.
Okuduğum her satırda vavv bunu nasıl düşünebilmis dedim. Şaşkınlığımi bir türlü koruyamadım.
Şiirler gerçekten hissetmeye ve anlamaya değer şiirler. Mutlaka okunmalı..

Ahmet Erhan ile kalın
Geceyarısı, karanlık bir bozkırda
Işıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım
İçinde onca insan, içinde dünya...
Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum
Ve bilmeyen sonsuzluk nedir,
Haklı olan kim bu kargaşada?
Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir
Ucu bucağı olmayan bu çığlığın
Ortasında nasıl barışılabilir?
Anlamak isterim, hangi yasa
Bir beşikle bir darağacını
Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir?

Sorular sormak için geldim şu dünyaya
Yaşım acıların yaşıdır
Boynumu üzgün bir çiçek gibi kırıp da
Yollara düştüğümde, başımda deniz köpüklerinden
Ya da sabah yellerinden bir taçla
Yürüdüğüme inanırdım - yanılırdım
Geceyi günle, acıyı sevinçle kardığım
Bu söylencenin bir yerinde durakladım
Ve anlatamadım, konuşamadım bir daha.

Acını ödünç ver bana, gözyaşlarını
Damarlarında uyuyan sevinci ödünç ver
Yitirdim çünkü onları da..
İlenmiyorum, el çırpmıyorum artık
Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler
Ne de geleceğe ilişkin bir tasa.
Gelirken çan çalmıyor yalnızlık
Bir adam, bir sokak, bir ev
Yüzle, gülüşler, susuşlar boyunca

Soruların vardı senin, ne çok soruların
Gözlerin dünyayı eleyip dururdu boyuna
Bir fısıltı gibi başladı sevgim
Çığlık oldu, kağıtlarda çiçek açtı sonra
Sonrası...Mutlu bile olduk bazı
Artık sen yadsısan da ne kadar
Ya da ben bilmiyorum mutluluk nedir
Anlatsın yollar, yollar, yollar...

Şimdi gece, soluğumu verdim içime
Az önce kağıtlara gül kuruları serptim
Dolaplardan kekik, nane kokuları çıkardım
Öylece serptim, seni yazacağım diye
Sen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısın
Aklımın almadığı bir yerde, öylesin

Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın
En yakın dostlarımın birer birer
Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların
Ölümünü gördüm, ama kimse
İnandıramaz beni öldüğüne sevgilerin!
Yaşam ki bir kum saatidir usulca akan
Dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkca
Yaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdır
Vereceğimiz tek şey budur dünyaya.

Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenen
Yüreğimi bir gün yollara atarsam
Bir gün bir nehir yataklarına dolarsam, korkarım
Suyumun çoğu senden yana akacak
Bütün sözcüklere adını ekleyeceğim
Güldeniz, Gülekmek, Gülyağmur, Gülsarap
Gülaşk, Gülsiir, Gülahmet, Gülerhan
Ey gül yaşamım, yitip giden düşlerim!

Gecelerdi, solgun - sessiz tüterdi yüzün
Yatağımda bir kımıltıydın, dilimde türkü
Uykusunda konuşurken sesini öptüğüm
Varmak için beyninin kıvrak dağ yollarına
Kokundu, bedenimi saran o ince buğu
Esintisinde usul usul yürüdüğüm
Ki değişmem yaseminlerle, portakal ağaçlarıyla..

Sanki bir kız yürürdü yollarda
Evimin sokağına girer, paspasa ayaklarını silerdi
Kapımı açardı gümüş bir anahtarla
Sanki hep gelirdi, sevişirdik bazı, konuşurduk
Tozlu kitapların yığıldığı odalarda
Kalırdı duvarlarda gülüşünden bir tini
Yatağımda bedeninden bir oyuk.

Benimse ellerim titrerdi, alnının aklığından
Saçlarına saçlarına doğru titrerdi
Şimdi kağıtların üstünde gidip gelen ellerim
Titremiyor artık , yolunu biliyor şimdi
Geceyarılarını çoktan geçti
Bu şiir bitmeyince varolmayacak ellerim
Ellerim uykusuz, ellerim geberesiye yalnız
Süzülüp alçalıyor karanlığa doğru.

Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden
Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık
Bir akdeniz kentinde limon koklayan
Ve hep ufkun ardına bakan çocuk
Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden
Çaldı yüzünü bir yaşamlık
Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından
Şaire çıkar adı - az buçuk kaçık.

Yeryüzünden silinmiş ırkların sonuncusuyum ben
Oturup da şimdi aşk şiiri yazmam bundan
Gülsün köpek sürüsü, lime lime edip
Bu dizeleri, satsınlar haraç-mezat
Doğru, benden sonra da tufan kopmayacak
Ama haykıracağım laflarını tuzla kesip
Yitip giden bu aşkı, nefesim tükenene dek.

Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorular
Neresinde yanıldık biz bu yaşamın?
Hangi el bozdu büyüyü, hangi yazı
Acılara hüküm verdi, soldan sağa taşarak?
Kalbimde yıllardır kabuk bağladı yaralar
Ödüm kopuyor, bir gün hepsi birden kanamaya başlayacak diye
Yenilmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim hiçbir şeye
Hep direnen bir yanım kalacak
Adımın soluk izi, acının seyir defterinde.

Şimdi gece, bindokuzyüzseksenikiyle
Üçyüzaltmışbeşi çarp - oradayım işte
Yorgun değilim, umarsızım yalnızca
Geçmişle geleceğin öpüştüğü yerde bir nokta
Gibiyim ve çoktan dürüldü defterim
Uçurumlar üstünde uçuşur dizelerim
Onlara köprü olacak bir beden yoksa da..

Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benim
Kana kana içtiğim çeşmelerden susayarak ayrılmak
Titreyen bir ışık karanlıklarda
Onu kim görebilir, kim tanıyabilir?
Sonuda hep bir soruyla karşı karşıya kalmak
Boynumun borcu bu, ödenmedi yıllardır.

Her aşktan böyle bir şiir kaldı bende
Yaşamımın bir dilimini özetleyen
Unutuşun çiçekleri bunun için hiç açmıyor
Donuyor bir gülüş tek bir dizede
Yaşanmış yüzlerce anı, buruk bir özlem
Çivileniyor beynimin bir yerlerine
Geride -hayır- acılar filan da kalmıyor
Bir boşluk yalnızca, uçurumlara özenen.

Nefret ediyorum ve seviyorum seni
Girdiğin bütün kapıları açık bırak
Birazdan git diyebilirim çünkü..
Çağım yalnız bırakmıyor beni, ellerini
Tutuşumda, usulca öpüşümde dudağını
Çağım aramızda çekilen kanlı bir bayrak
Uzayan, akan bir irin yolu gibi.

Sözcükleri güden çobanları var kalbimin
Beynimin yaşamı saran kıskaçları
Bitsin dediğim yerde bunun için başlıyorum
Yitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundan
Sensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeri
Ama şu anda içimde öyle çoğulsun ki
Böyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam.

Çapraz yalnızlıklar astım göğsüme
Yollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudur
Gözlerle, dillerle kuşatılmış bir ülke
kalbimdir ona tek sınır
Susmayı bunun için severim bir çığlık gibi
Donup kalır sesim kendi göğünde
Onu ne anlayan, ne de duyan bulunur.

Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor burada
Kendi içimde ya da uzak yollarda
Bulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklar
Bir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce..
Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyor
Irmakların birleştiği o nokta benim
İtilip tekmelendiğim bütün kapılarda
Bana atılan her taş şimdi çiçek açıyor.

Bir gün anlarsın beni neden suskunum
Dünya içimde konuşurken böyle
Bedenimi aşıyor yorgunluğum
Karşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyor
Bu öyle bir çığlık ki, susuşlar kalıyor geride
Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor.

Adını çoktan unuttun yüzün aklımda
Ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum
Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur
Bunun için ben Gül dedim sana..
Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa
Kökleri toprağı saramaz olur
Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan

Söylenecek bir tek sözüm kalmazsa
Çizerim yüzünü kuşların kanatlarına
Her çırpınışta gökyüzüne dağılır
Yüzün, hücrelerine varana dek uçuşur.

Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyor
Parklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözler

Yazdıkça biraz daha unutuyorum seni
Ve her yerde düş tacirleri, şiirseviciler
Bir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalca
Büyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzü
Ben aşkın son hasatçısı, son peygamber
Gülünç, soyu tükenmiş bir varlığı oynuyorum boyuna.

Sana artık bir sığınak olsun bu şiir
Noterlere ver onaylasınlar - her hakkı saklıdır
Düşün, kalemimi sen tuttun yazarken
Yeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibi
Öyle acemilikler yaptım ki ben
Hiç kalır bu şiir onların yanında ve
Nasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen.

Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanın
Çığlığımdan arta kalan bunlar olacak
Aklımın son kırıntılarını da burada harcıyorum
Bundan böyle ibreler hep eskiye vuracak
Yakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyle
Kalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiir
Bir yeniyetmen in altını çizeceği dizeler benden
Senin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak...
Onun dolaştığı yollara yağmur yağmasın
Yıllar sonra bulayım ayak izlerini
Onun saçlarını yel savurmasın
Dursun kıvrımları öyle, öptüğüm gibi
Sevincin yangını
Acının külü
Gittin artık, bu şiirler kaldı bana

Ey kara sevdaların göçmen kuşu
Diyemem istesem de, seni unuttum...
Akşamdır.
Güneş uyuklar evlerin çatılarında
Tasını tarağını toplayıp gitmeye hazırlanan bir gezgindir sanki
Hoşcakal demek için son bir kez uzanır
Gözlerini uzaklara bağlayıp pencereden dışarı bakan çocuğa.

Akşamdır.
Babalar ellerinde ekmeklerle yürürler kaldırımlarda.
Genç bir oğlan ağacın altında şiir okur sevgilisine
Camları titreterek bir kamyon geçer sokaktan.

Akşamdır.
Çocuklar el ele tutuşup dönerler artık okullarından...

Çalar kapı
Görünür annenin sapsarı yüzü
Binlerce kanadı kırık kuş o sıra uçmaya çalışırlar kentin üstünde
Bağırırlar:
-Baba öldü!

Baba bana yürüdüğün o yolları göster
Baba bana dünyanın yüreğine inen geçidi

Baba durursam azarla tökezlersem kaldır beni

Toprağa süre süre arıttım yüreğimi
Ellerim kanıyor bak ısırganlar yolmaktan
Sesim nasıl da kısık
Nehirlerin kaynağında durup da bağırmaktan

Baba bana yaşamın çekirdeğini göster
Baba bana bu yolun sonundaki çiçeği

Güneş giriyor koluma
Ömrüm çağırdı beni
Bu yolda yürürüm ben

Baba şarkılarıma küfret
Bir gün eğer dönersem

Senin düşlerin baba,
Bende bir ad buluyor kendine
Birbiri ardına ekleniyor sözcükler
Nemli duvarlarında kentin
Deniz köpüğü ve tuzdan dilleriyle..

Senin bakışların baba, bende
Sürüyor, filizleri gibi mutsuzluğun
Uzaklara bakan binlerce göz
Ufkun ardını kolluyor boyuna
Güneşin vurulduğu yerde boynunun.

Senin ölümün baba, bende
Bir anafora kapılarak
Yeniden doğuma dönüşüyor
Köklerini toprak altında saklama
Baba, oğlun daha yaşıyor...

Bu şiirleri toprağa gömeceğim
Sözcükleri tohum olacak
Çiçekler fışkıracak topraktan
Sevgilerin dal olacak baba
Uzanacaksın uzaktaki bir ışığı yakalamak için
Işık köklerine dolacak bir gün
Yorgunluğun o çiçekleri sulayan
Koca bir nehir olacak
Baba, acıların sürgün...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sevda Şiirleri - Zeytin Ağacı
Baskı tarihi:
Eylül 1993
Sayfa sayısı:
95
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754943672
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sevda Şiirleri - Zeytin Ağacı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
Ahmet Erhan söylemini, imgelerini, temalarını yaşamın kendisi kadar çeşitlendirebilen bir şair. Şiiri o yüzden devingendir: Zamana, duyarlılığa, sevgiye, açılara, doğaya, gelişmeye doğru yürür...

Kitabı okuyanlar 25 okur

  • who is joseph
  • Boraban
  • Zeynep Yıldırım
  • Rogojin
  • Muhtesim Yiğit
  • MASUM_SiYAH
  • prensesin tacı
  • Esra
  • aslixan
  • Mira Bektaş

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%87.5 (7)
9
%12.5 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0