Bir yaşama ne kadar acı sığdığının kanıtı. Her on yılda bir değişen siyasal rüzgar, insanların hayatlarını da savuruyor. Küçük bir dünya, her kapının ardından tanıdık biri çıkıyor ve Ülkü, kapılarını kaybediyor. Ne çok acıya dayanıyor. Siyasetin, devlet terörünün ve katlinin ne derece çirkinleştiğini de görüyor ve gösteriyor. İnançlarının arkasında durmak her daim zor, ama size inandığınızın tam aksini yapmanız gerektiğini söyleyen devletse, boku yediniz. Aynı süreçten geçiyoruz aslında. Ne yiyeceğimize, inanacağımıza ve hatta kimi seveceğimize yine devlet karar veriyor. İsimler değişiyor ama istekler aynı; Birey olmayın!! Düşünmeyin!! Yazar, ülkü üzerinden her yere değiniyor aslında. Her karekteri tanıdığımız, nasıl başladı-nasıl bittisini gördüğümüz bölümleri var. Bu sebebten kitap sığ bir karşıt görüşlüler aşkı değil. Eril aklın hiç değişmediğini de görüyoruz. Kim olursa olsun özgür kadın herkes için çok fazla. Bir de cinsel devrim nedir ya ? Kadın istediği ile sevişiyor diye neden devrim oluyor bu ? Bu devrim için neden erkek onayına gerek var? Bunu savunup; ‘karım ilk benle birlikte olsun.’ İkiyüzlülüğü peki? Ne çok anlamlar yüklendiniz gerçekten. Bırakınız sevişsin isteyen istediğiyle efendim, size mi düştü derdi.
Ülkünün satırlarca geliştiğini de görüyoruz. Her sayfası on sayfa gibi, anlattığı hayatı dolu dolu anlatıyor. Ben üzülerek okudum. Çünkü gerçekleri ve gerekçeleri hala aynı öldürenlerin.
Oya Baydar’ın çok beğenerek okuduğum romani.
Ülkü, Arın , Ömer adli kahramanların ve siyasi ve aşk yaşamlarını anlatmaktadır.. Kurgusu cok gelismis , post-modern anlatim tarzi insani romana surekli bagli kirmaktadir. olay-durum benzetmeleri romandan surekli haz almayi sagliyor. okunmasi gereken surukleyici, yogun ve bilgilendirici bir roman.
Okuması ilginç bir kitap daha. Başarı hırsı olan genç bir erkek ve ona aşık deli dolu genç bir kadının siyasi dönemdeki hikayeleri. Okurken cok üzüldüğüm sayfalarda oldu ;(
Şimdiye kadar bu kitabı nasıl okumadım diye oldukça hayıflandım.Cunku bu kitap benim ilgi duydugum konularla ilgili orulmus bir roman.Kitap;Türkiye'nin yakın dönem siyasetini anlatıyor.Öncelikle şunu belirtmekte fayda var.Bu kitabı okumak için yakın dönem siyasetimize vakıf olmanız oldukça önemli.Başka türlü kitabı okurken tüm nesnelliğinizi kaybedebilirsiniz.
Kitap zaman dilimi açısından 60'lardan 2000'lere doğru uzanıyor.Siyasi sürgünler,yanlış politikalar,faili meçhuller,aşklar ve iktidar meselesi oldukça kapsamlı ve yalın bir anlatımla ele alınmış.Ve her türlü iktidar sevdasının hayatları nasıl yok ettiğini.
En kötüsü de kitapta geçen olayların bu ülkede yaşanmış olması...
Platon'un dediği gibi;İktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir.
Mimozalar ve papatyaların savaşı
Roman,70 li yılların Türkiye’sinde nasyonalizmin sosyalizmin kitleler üzerindeki etkisi,sınıf çatışmaları, bu iklimde tarafların iktidarı ve gücü ele geçirme çabası ve imkansız bir aşkın öyküsünü anlatıyor.
Romanda kronolojik bir düzen bulunmuyor, yazar zaman zaman bizi bulunduğu noktadan geçmişe götürüyor.Dört karakter üzerine tesis edilen romanın
ana karakteri, Ülkü memur bir ailenin, iyi okullarda bursla okuyan, özgürlüğüne düşkün, sorgulayan genç kızıdır.Arın Murat, asil varlıklı bir aileden gelen, devlet kademelerinin basamaklarını hızla çıkmış hırslı bir burjuvadır.Ömer Ulaş, devrime inanan ve bu uğurda özel hayatını ve ihtiyaçlarını davasının gerisinde bırakan , orta sınıf mensubu bir akademisyendir.Mehmet İliç işçi sınıfının örgütlenmesi ve sendikalılaşması yolunda çaba gösteren yoksul bir öğrencidir.
Arın, Ülkü nün tutkulu aşkı, Ömer ise dava arkadaşı ve kocasıdır.Mimozalar Arın’ı, papatyalar Ömer ‘i simgelemektedir.Mimozalar ve papatyalar savaşında günün sonunda kazanan olmuyor.Çünkü “eskiyi aramak nafile ,eski öldü,gömüldü.Kimseyi bulamazsın, bulsan da bulduğun aradığın değildir“diyor yazar.
Yazarın mekanları anlatış biçimi o kadar sahiciydi ki adeta kendimi orada hissettim.Kâh adada rüzgar estikçe ağaçların dalları titreşiyor sümbül ve mimoza kokularını duyuyorum kâh sonbaharda Paris’te birden boşalan yağmur yüzünden koşarak Saint Michel ‘de ünlü bir kafeye sığınıyorum kah Moskova Kızıl Meydandayım kah puslu kasvetli kederli şehir Leipzig’de bir tren istasyonundayım.Kitap
bir dönemin bütün dinamiklerini , iktidar kavramını sorgulamama vesile oldu.Keyifli akıcı mitoloji ve şiir referansları içeren başarılı bir eser, kitap severlere tavsiye ederim.
Sicak külleri kaldı hepimizin hayatinda mutlaka tanık olduğu, duyduğu, gözlemlediği ucundan kıyısından aşina olduğu yaşadığımız topraklardan eksik olmamis olaylari bir kez daha anlatıyor bize. Hayatlari başka yönlere çeviren gencecik bedenleri toprağa gömen siyasal olaylar darbeler ve aşk..çok cesur yazılmış bir metin kalemi cok güçlü canim oya baydarin bizi içine ceken hikayesi. kurgusu karakterlerinin verdiği gerceklik hissi muhteşem. Ülkü, mehmet ,arın,cem,ömer,umut hepinizi tanıyorum sanki.. kesinlikle daha cok okunmayı hakediyor..
Nâzım’ın o çok sevdiğimiz dizeleri vardı: Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli belini sarmayalı gözünün içinde durmayalı aklının aydınlığına sorular sormayalı...
Oya Baydar || Sıcak Külleri Kaldı
82 yaşında edebiyat dünyasında yaşayan bir çınar olarak kabul edilen ve hem araştırmacı hem de bir eylem kadını olarak bilinen 68 kuşağına mensup sosyalist bir yazar olan Oya Baydar'ın bu romanı siyasi roman türünde. 2000 yılında yazılan ve 2001 yılında 31. Orhan Kemal Roman Armağanı ödülünü alan roman Türkiye tarihinin son 40 yılının siyasi ve sosyal olaylarını anlatıyor.
Sağ-sol çatışması, eylemler, sınıf çatışmaları, 1 Mayıs olayları, işkenceler, faili meçhul cinayetler, grevler, derin devlet... Konu siyaset olunca da beğenen ve beğenmeyenler de ayrılıyor tabii. Ben kitabı seven taraftayım. Ucundan kıyısından o dönemi hatırlıyorum. 32. Gün, Siyaset Meydanı, Uğur Dündar vs. izleyerek büyüdüm. 82 Aralık doğumlu olarak o yaşlarda çok anlamlandıramasam da Susurluk olayını, Uğur Mumcu katlini hep hatırlıyorum. Zonguldaklı olduğum ve babam, dedem, dedemin dedesi ve şimdi kardeşim maden işçisi olduğu için grizular ve grevlerle büyüdüm de diyebilirim. Türkiye tarihinin en büyük işçi grevinde, 1991 Zonguldak grevinde babam madende 1 yıllık işçiydi ve köyden kente yeni göç etmiştik. Grev, babam için duyduğum korku ve endişe ile eve gelen paket paket kuru bakliyatlarla hafızamda.. Çocukluk... Ben sol görüşlü bir yazarın her iki tarafın penceresinden bakarak yazdığını düşündüğüm ve her iki tarafı da eleştirerek bir aşkla harmanladığı bu eseri severek okudum.
Ana karakterler Ülkü Öztürk, gönlünü kaptırdığı Arın Murat, ama evlendiği adam Ömer Ulaş... Kitap siyasi roman türünde olsa da olaylar elbette bir aşkla harmanlanmış. Romanda Ülkü'nün hiç unutamadığı, burjuvaziyi temsil eden aşkı Arın Murat mimozaları, sol kesimi temsil eden kocası yoldaş Ömer Ulaş papatyaları temsil ediyor. Papatyalar ile mimozaların savaşını kimse kazanamıyor
540 sayfalık bir kitap. 1. basımı 2000 yılında yapılmış. 2001 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı almış. Benim okuduğum 22. basımdı.
Okuduğum ilk Oya Baydar kitabı idi. Tek kelime ile büyülendim diyebilirim. Hani klasik bi laf vardır. Bazı kitaplar anlatılmaz sadece okunur, diye. Bu kitap tam olarak öyle bir kitap işte.Ben sayfalarca yazsam, kitabın tamamını baştan sona özetlesem de anlatamam size. Peşin peşin söyleyebileceğim mutlaka ama mutlaka okuyun...
Hem Türkiye'nin son kırk yılının siyasal toplumsal panoraması hem de bu güne kadar okuduğum en güzel, en yürek burkan aşk hikayesi...
Arın Murat ve Ülkü Öztürk ... "Noktası bir türlü konulamayan , uzadıkça uzayan ve giderek anlaşılmaz olan bir cümleye benziyordu ilişkileri ... Hep baştan alınan , bir türlü ilerlemeyen ve bir türlü üstü çizilip iptal edilemeyen. Her ayrılıktan sonra küllendiği sanılan ve her defasında küllerinden yeniden doğan..."
Aslında en başından olmayacak duaya âmin demek gibiydi onların aşkı. Çünkü sayın "Arın Murat annesinin seçkinciliğinin ve aristokrat özlemlerinin duvarlara asılı yağlı boya tablolardan etrafı çatık kaşlarla seyreden müşir Ahmed Sabit Paşa'nın Yeniköy'deki yalıya gizlenmiş ruhunun , daha cumhuriyet öncesinden başlayarak devlet kucağında gelişip serpilmiş milli burjuvanın tüm siyasal içgüdülerini taşıyan baba soyunun , çok sevdiği liberal demokrat ve ehlikeyif amcasının meydana getirdikleri karışımın doğal bir sonucu idi". Oysa Ülkü Öztürk , orta halli memur ailenin, öğretmen anne babanın hatta baba genç yaşta ölünce sadece öğretmen bir annenin büyüttüğü Fransız kolejlerinde burslu okumuş bir genç kız. Oğlan iktidara yakın olmak , yükselmek ve yükseklerde kalmak adına kirlenmeye razı gelip , kız tüm olan bitene karşı koyup,insanca
Sıcak Külleri Kaldı, O Muhteşem Hayatınız'dan sonra Oya Baydar'dan okuduğum 2. kitap oldu...
.
Ağırlıklı olarak sosyalist bir çerçevede 70'li yıllar ve sonrasında yaşananları, kayıpları, kaçışları, ölümleri, Ülkü Öztürk ve Arın Murat'ın imkansızlaştırılan aşkıyla harmanlayıp anlatmış yazar...
.
Çoğunlukla geçmişe dönük anlatımıyla karakterlerin yaşadıklarına, düşüncelerine, siyasi kimliğine, aile yapısına değiniyor... Siyasi roman okumak isteyenlere öneririm...
.
.
Okuma sürecinde benim için çok değerli bir şey öğrendim. Yazar Oya Baydar rahmetli dayımın arkadaşıymış... Ve Sıcak Külleri Kaldı'nın devam kitabı olan Erguvan Kapısı'nın son sayfalarını dayıma ayırmış... Kitabı okumadım henüz ama o sayfaları okudum elbette... Çok kıymetli gerçekten ve tabii ki kitabı baştan itibaren okuyacağım ...
Kitap Dünyam ile #günceliKEŞFET 'meye devam ediyoruz...
Oya Baydar (1940, İstanbul), Türk yazar, sosyolog. Uzun zaman sosyalist siyasetin içerisinde yer almıştır. T24 internet gazetesinde yazarlık yapmaktadır.
Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi'nde okudu. Lise öğrencisi iken Fransız yazar Françoise Sagan'dan etkilenerek ilk romanını yayımladı. Lise son sınıfta iken yazdığı Allah Çocukları Unuttu adlı gençlik romanını hem Hürriyet gazetesinde tefrika oldu hem de kitap olarak yayımlandı. Bu roman yüzünden neredeyse okuldan atılıyordu. Lise yıllarında yazdığı ilk romanlarından sonra yazmaya ara verdi, uzun zaman siyasetle uğraştı, olgunluk çağında yeniden edebiyata döndü.
1964'te İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi ve bu bölüme asistan olarak girdi. "Türkiye'de İşçi Sınıfı'nın Doğuşu ve Yapısı" konulu doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine, öğrenciler olayı protesto için üniversiteyi işgal ettiler. Bu olay ilk üniversite işgali eylemi oldu. Baydar, daha sonra Ankara Hacettepe Üniversitesi'nde asistanlık yaptı.
1971'deki 12 Mart Darbesi sırasında, Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) üyesi olarak, sosyalist kimliği nedeniyle tutuklandı ve üniversiteden ayrıldı. 1972-1974 arasında Yeni Ortam, 1976-1979 arasında Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Eşi Aydın Engin ve Yusuf Ziya Bahadınlı ile birlikte İlke dergisini kurdu. Sosyalist yazar, araştırmacı ve eylem kadını olarak tanındı.
12 Eylül Darbesi sırasında yurtdışına çıktı ve 12 yıl boyunca Almanya'da sürgünde kaldı. Burada, sosyalist sistemin çöküş sürecini yakından yaşadı. Bu süreci 1991'de yayımladığı Elveda Alyoşa adlı öykü kitabında anlattı.
1992'de Türkiye'ye döndü. Tarih Vakfı ve Kültür Bakanlığı'nın ortak yayınları olan İstanbul Ansiklopedisi'nde redaktör ve Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi'nde genel yayın yönetmeni olarak çalıştı. Türkiye'ye döndükten sonra ardı ardına yayınladığı öykü ve romanları ile çok sayıda ödül kazandı ve sevilen bir yazar oldu.
Ödülleri
- Elveda Alyoşa ile 1991 Sait Faik Hikaye Armağanı
- Kedi Mektupları ile 1992 Yunus Nadi Roman Ödülü
- Sıcak Külleri Kaldı ile 2001 Orhan Kemal Roman Ödülü
- Erguvan Kapısı ile 2004 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü
- Hiçbir Yere Dönüş ile 2011 Akdeniz Kültür Ödülü