Umuda kelepçe vurulamaz. Bir ömür köle olarak yaşamaktansa bir gün özgür kalmak daha yüce bir hayat yaşamaktır. Dağların zirvesinde kan donduran soğuk altında dahi ölmelerine müsade etmeyen efendiler kanlarınızda boğalacaksınız.
SpartaküsArthur Koestler · Toplum Yayınları · 1970124 okunma
Besbelli sevginin en güzeli,zincirleri kırmaktır yeryüzünde.
Hiç unutabilir misin Spartaküs, yüzünü Afrika’lı zencinin ?
Gözlerini unutabilir misin ?
Ancak bu denli sevebilir insan;
kılıç-kan ve Romalılar arasında bile...
Gönlü böylesine sevgiyle taşan bu adam seni öldürmemek için kendi öldü.
Ölüm güzeldir böyle yaşamaktan... Kemal Burkay
Spartaküs ile ilgili yazılan birkaç kitaptan bir tanesidir... yazarın kendinisini hiç sevmiyor olsamda. tarihsel süreçlerin kolayca çarpıtılamayacağını bildiğimden okudum mecbur.... adamı sevmiyor oluşumun nedeni tamamen ideolojiktir yani kişisel bir husumetimiz bulunmuyor
Spartaküs her ne kadar tarihte bilinen ilk köle isyanın önderi olarak tanınıyor olsada bu doğru değildir.... aslında ilk köle isyanının önderi bizim Anadolu topraklarından hemşehrimiz Bergamalı Aristonikos'tur...
Aristonikos için güneş ülkesi ideolojisinin babası da diyebiliriz.... Güneş ülkesi düşüncesi başka medeniyetlerde başka isimlerle birçok defa hayat bulmuştur.
Bizim ülkemizde de köleliğe başkaldırısı ile her dönemde ezilenlerin, tüm haklı başkaldırıların sembolü olan Spartaküs, proletaryanın haklı başkaldırısı içinde bayrak olma niteliğini korumuştur…
Spartaküs’ün ve diğer kölelerin özlemini duydukları kaybedilmiş cennet, insanlığın o güzel ve özgür çocukluk yılları, elbette ileride, zamanı olgunlaşınca, tüm sınıf, cins ve soy farklarının yokolduğu bir dünyada en ileri teknolojilerin üzerine basarak ve en üst düzeyde gerçekleşecektir…
Kaçak bir köle oldu. Bir mutfak bıçağıyla silahlanıp kaçtı ve Vezüv Yanardağı’nın eteklerinde daha sonra gitgide büyüyerek bir orduya dönüşecek olan kaçaklar birliğini kurdu.
İsa’dan yetmiş iki yıl önce bir sabah vakti Roma titredi. Romalılar Spartaküs’ün adamlarının şehri gözlediğini gördüler. Şehrin dışındaki tepelerin
SpartaküsArthur Koestler · Toplum Yayınları · 1970124 okunma
Tarihin “adalet ve eşitlik” yolundaki en eski ve en önemli isyanı yazar güzel dile getirmiş. Birbirleriyle ve hayvanlarla dövüştürülen 60 gladyatörün başkaldırısı ve hiç hesapta yokken özgür, eşit ve insanca yaşama mücadelesi için Spartaküs’ün kendisine katılan insanlarla birlikte kurduğu
Güneş Şehri ve sonrasında hazin bir yokoluş hikayesi.
Okurlara kesinlikle tavsiye ederim. Yazar kişileri ve olayları felsefik ve psikolojik yönden ama fazla da boğmadan dile getirmiş.
SpartaküsArthur Koestler · Toplum Yayınları · 1970124 okunma
Roma ordusunda bir gladyatör olan Spartaküs'ün başlattığı köleliğe karşı isyanın öyküsüdür. Kendisini takip eden binlerce köle ile birlikte verdiği mücadelenin sonu hazin olsa da kölelerin eşitlik ve özgürlük talebine liderlik yapan Spartaküs'ü okumak gerek...
Esirlik hayatı üzerine başlayan bir kalkışmayı öyküleştirerek anlatan başarılı bir yapıt. Tarihin ilk gerillası Spartaküs ve yanındaki 50 gladyatörün başlattığı ve süreğen olarak kalabalıklaşan esirler ordusunun,politik olarak çalkantılı bir dönem geçiren Roma ordusunu savaşlarla hezimete uğratması romanın ana konusu olarak dikkat çekiyor. Kitabı okurken bu sözler de aklıma gelmedi değil. "Cennette hizmet etmektense cehennemde hükmetmeyi tercih ederim." Dönemin Roma'sında cehennemde hüküm sürmeyi cennette köleliğe yeğleyen 50 cesur adam.
MÖ 73'te Trakyalı bir köle, Lentulus Batiatus (Sir Peter Ustinov) tarafından yönetilen bir gladyatör okulunda isyana öncülük eder. Ayaklanma çok geçmeden binlerce kölenin dahil olduğu İtalyan Yarımadası'na yayılır. Plan, Silezyalı korsanlardan gemi satın almak ve onları güneydeki Brandisium'dan başka topraklara nakletmek için yeterli parayı elde etmektir. Romalı Senatör Gracchus (Charles Laughton), Roma garnizonunun komutanı Marcus Publius Glabrus'un (John Dall) Vezüv'de yaşayan kölelere karşı bir orduyu yönetmesini planlıyor. Glabrus, akıl hocası olan Senatör ve General Marcus Licinius Crassus'u (Sir Laurence Olivier) mağlup ettiğinde çok utanır ve kölelere karşı kendi ordusunu yönetir. Spartacus ve serbest bırakılan binlerce köle, Brandisium'a başarılı bir şekilde giderler ancak Silezyalıların onları terk ettiğini görürler. Daha sonra kuzeye dönerler ve Roma'nın gücüyle yüzleşmek zorunda kalırlar.
Arthur Koestler'ın Gün Ortasında Karanlık kitabı ile daha derin anlam kazanın bu kitabı, tarihi karakter Spartaküs'ün hikayesi gibi okumamak lazım geldiğini düşünüyorum. İdeali peşinde koşan idealist insanların, sosyolojik dinamikler karşısında doğaları, içgüdüleri ve idealleri ile boğuşmasını içeriyor.
Ütopyası için merhametsizliği, acımasızlığı göze alamayan Spartaküs ile Gün Ortasında Karanlık kitabının kahramanı Bolşevik Komiser Rubashov'un ütopyası için her şeyi göze alması ve sonunda hedefi uğruna hedefsiz kalması, iki kitabın bir birine bağlantı noktası.
Biri diğerinden tamamı ile bağımsız değil. İkisi de diğer birini tamamlayan eserlerdir.
Arthur üstad iyi ki varmış, iyi ki yazmış.
Gladyatörler
Öncelikle çeviri özenle yapılmış. Kitabın asıl adı "Gladyatörler", ama sanırım satış derdine düşülerek bu isimle basılmış. Kitap bize komünal düşün hep olduğunu ve hiç bitmeyeceğini söylerken bu düşün Spartaküs'ün çağında neden mümkün olamadığını, bu hayaletin gerçek olması için tarihsel/sınıfsal koşulların da olgunlaşmasının gerekliliğini gösteriyor.
Koestler dönemin toplumsal sınıflarını resmederken başka başka karakterler üzerinde sınıfın çeşitli eğilimlerini de ortaya koymuş. Tembel ve umursamaz aristokrasi düzenin toptan yerle bir edilmesi tehlikesi ortaya çıkana kadar kendinden olanların boğazlanmasına önem vermezken onun eteğine tutuanarak yaşayan bir asalak sürüsü de bu büyük sınıf savaşının ortasında hüsrana ve bozguna uğruyor. Kölenin nasıl bilinciyle köle olduğunu ve bu bilinci aşmadan özgür olamadığını anlatırken insan kendine dönüp "Ben ne kadar özgür düşünebiliyorum?" diye sormadan edemiyor.
Ölen Bir Kültür Üzerine İncelemeler'de Caudwell "kahraman"ın ortaya çıkışındaki toplumsal gerekliliklerden söz ederken aslında Spartaküs'ü tarif ediyormuş, anlamış oldum. İmkansızlığın ortaya çıkardığı bir imkan olarak Spartaküs ve gladyatörler bugünün ortaya çıkaracağı imkanlara da ışık tutuyor.
Kitap bittiğinde hem hüzün hem de hınçla doldu içim. Spartaküs, imkansızlıklardan imkan çıkarmanın, devrimin ve hayaletlerinin kitabı.
Okurlarını yüzlerce yıl öncesine götüren, kölelik üzerine düşündüren, gladyatörlerin ayaklanmasını ve mücadelesini anlatan, Roma'yı ve toplumsal yapısını, yönetim zihniyetini yansıtan çok iyi bir roman.
Bir gladyatör dövüştürücüsünün bir başka zengin insana bu işin getirilerinden ve daha ziyade götürülerinden bahsederken gladyatörleri birer mal, olası birer zayiat olarak gördüğünü gösteren ufak bölüm çok çarpıcıydı.
Arthur Koestler (5 Eylül 1905, Budapeşte - 3 Mart 1983 Londra) Macaristan doğumlu çok yönlü bir yazar. Asıl adı Kösztler Artur'dur. Babası Leopold Koestler, Kuzey Macaristan'a göçmüş bir Rus yahudisiydi. Roman, gazete yazıları, sosyal felsefe eserleri ve bilim alanında kitaplar yazdı. 1931 yılında Almanya Komünist Partisi'ne katıldı ama yedi yıl sonra, Birleşik Krallık'a göç edince ayrıldı. 1940'ların sonlarına doğru en tanınmış İngiliz anti-komünistlerinden biri oldu. 1950'ler boyunca da aktif olarak siyasete devam etti. Sovyetler'de 1930'lardaki tasfiyeleri anlatan Gün Ortasında Karanlık romanı Stalinizmin kurgusal temsili olarak George Orwell'ın 1984 romanı ile birlikte anılır. 13. Kabile adlı araştırmasında ise Aşkenaz Yahudilerinin tarih sahnesinden silinmiş olan Hazar Türkleri olduğu savını ortaya atmıştır. Bu sav bilimsel çevrelerde halen tartışılmaktadır. Ayrıca Britannica Ansiklopedisi için de maddeler yazmıştır.