Tutsak ~ Anne Michaels
Merhaba sevgili kitapseverler, 2024 Booker Prize Finalisti. Edebiyat dünyasının selamladığı, sayfalarının altı çizile çizile okundu denilen türden. Bende bu yüzden merak ettim. Ama her kitap her okura aynı kapıyı açmıyor. Tutsak, tam da bu yüzden kutuplaştırıcı bir roman.
Kitabın övülen yanı ne? Kesinlikle anlattığı hikaye değil, kelimeleri nasıl dizildiği. Şiir gibi. Anne Michaels ödüllü bir şair ve bu romanını da bir şair gibi yazmış. Birinci Dünya Savaşı sonrası, bir fotoğraf karesinin etrafında gelişen; hafıza, yas, aşk ve zaman üzerine uzun, yoğun, lirik bir meditasyon diyebilirim.
Ruh fotoğrafçısı dediğimiz Marie Curie gibi büyük ve entelektüel temalar işliyor. Ama bunu doğrudan bir hikaye anlatarak değil bölük pörçük, zamanlar ve nesiller arası savrulan anlarla yapıyor. Anlatılan parçalar havaya fırlatılıyor ve okurun o parçaları yakalaması bekleniyor.
Sevilmeyen yanı ne? Olay örgüsü yok, atmosfer var. Metin çok dağınık ve yorucu. Ve en önemlisi kitaptaki herkes çok bilge ve çok şiirsel konuşuyor. Kitap aforizmalarla dolu(ben hiç sevmem). Yazarın o güçlü, entelektüel sesi, karakterlerin kendi sesini bastırıyor adeta. Karakterler, yazarın felsefi söylevlerini taşıyan birer megafona dönüşüyor. Bu yüzden, onların acısını anlıyorsunuz ama içiniz onlara acımıyor.
Kısacası Tutsak, hikayenin kalbine dokunmayı, karakterin nefesini ensesinde hissetmeyi seven okur için fazla mesafeli, fazla soğuk. Ama cümlelerin içinde kaybolmayı, bir paragrafı üç kez okuyup her seferinde yeni bir şey bulmayı sevenler için farklı bir deneyim. Siz hangi taraftasınız? Ona göre okuyun derim.
Herkese keyifli okumalar dilerim, sevgiyle