Merhaba kitap severler! Bugün sizlere çok sevdiğim Vampir Akademisi yorumu ile geldim. Richelle Mead kalemine aşık olduğum bir yazar. Anlatımı sade ve güzel, hele ki kurgusu bir başka güzel! Kısaca konusuna geçecek olursak;
İnsan ve vampir kanına sahip olan Rose Hathaway -annesi vampir, babası insan hatta bir Türk!- bir dampirdir. Moroi prensesi Lissa ise koruması gereken bir vampirdir. Lissa, Rose'un en yakın arkadaşı,dostudur. Bir gün Rose ve Lissa Vladimir Akademisinden birlikte kaçarlar. İki sene sonra gardiyanlar tarafından yakalanıp akademiye geri götürürler.
Dampirler, vampirler gibi kan içmiyor. Normal insan gibi besleniyorlar ama refleksleri bir insana göre on kat daha güçlü ve akademide gardiyanlık eğitimi alıyorlar. Koruma gibi düşünelim. Veeee asıl konuya gelecek olursak, bu serimizde vampir, insan aşkı yok, gardiyan- gardiyan aşkı var. Rose, kendisinden çokça büyük olan Lissa'nın diğer gardiyanı olan Rus Dimitri Belikov'a gönlünü kaptırıyor. Aşkları imkansız gibi gözüküyor çünkü ikisininde asıl amacı Lissa'yı korumak olduğu için eğer bir strigoi saldırısı olursa öncelikleri birbirleri olacakları için biraz zor.
Rose gerçekten efsane bir kadın! Verdiği cevaplar olsun, davranışları olsun çok hoşuma gidiyor. Dimitri hayranı fazlasıyla var ama benim gönlüm tabiki de Canım Adrianda! Dimitri ve Rose aşkı her açıdan çok güzel hatta yan karakterler Christian Ozera, Eddie, Mason hepsi ayrı ayrı güzel karakterler. Adriancıma değinmiyorum çünkü Kan Bağı serisi yorumumu okuyan bunu çoktan anlamıştır.
Hatta bu serimizin ilk filmi çekildi ama malesef kendileri bir çöp oldu. Keşke daha güzel bir kadro ve efektler kullansalardı belki de böylelikle ikinci kitapta olaylara dahil olan Adrian'ı kanlı canlı görme şansına sahip olurdum :)
Kısacası okuyun, okutturun pişman