"Herkes göç etmişti, kaçabilen tüm canlılar kaçmış. Geriye alıştırılmış hayvanlar ve kuşlar kalmıştı kanatları yapışık. Sahipli atlar, inekler, koyunlar, kapatıldıkları bahçelerde yutuluyorlardı. Sayılmış, aşılanmışlardı, can havli kalplerinden çekilmişti.... Nasıl kaçılır bilmiyorlardı, hiç kaçmadıklarından değil kendilerini hep bağlı sandıklarından." (Syf. 37)
"Gerideki tek tük kuş en uzağa vardığında
solukları tükenmek üzereyken suyun ortasında görünen bir adaya inmeye mecbur kaldılar. Alçalıp yaklaştıkça devleşen bir çöp kabuğuna çaresizce kondular. Yüzebilen tüm çöplerin birbirine yapışıp karaya dönüştüğü naylondan bir adaydı bu, çöp ada." (Syf. 44)
"... insan dünyaya dört elle tutunup dağları, suları tersyüz etti, değmedik yer, ellenmedik şey bırakmadı. Sonunda adım atmadığı yerde dahi parmak izleri." (Syf. 45)
Kitabın içeriğini anlatmaya yetmez belki bu cümleler ama benim için en çarpıcı olanlarıydı. İnsanın doğaya, diğer canlılara yaptığının bir kaç cümlelik özeti sadece.
Deniz GezginYerKuşAğı' nda, kendine has üslubu ve anlatımıyla insanların yüzyıllardır dünyada yaptığı tahribatı 91 sayfaya sığdırmaya çalışmış. Bunu da; duyamadığımız sesleri duydu diye av sofrasından kovulan Moy, kanadını bir ağızdan güç bela kurtaran kara kuş Şuri ve yarı sarmaşık yarı toynaklı Hagrin' in yokyere yaptığı yolculukla anlatmaya çalışmış bizlere.
İçimize sinen ve zorla diğer canlıların da içine sindirdiğimiz acımasız beşeri sökmek, biraz da olsa kendimize gelmemizi sağlamak istemiş. (Anlamak isteyen için!!!)
Benim gibi ilk defa Deniz Gezgin okuyanlar başta biraz zorlanabilir yazarın anlatımına alışmakta. Ama alışınca da bir çırpıda bitiyor kitap. Tavsiye ediyorum.
Hayal gücünün sınırlarını aşan imgelerle doluydu. Kitabı bitirdiğimde Yabani meyve tadında bir aroma hissiyatı kaldı ağzımda. Çok tavsiye ederim. YerKuşAğı
YerKuşAğıDeniz Gezgin · Sel Yayıncılık · 2017387 okunma
Köşeleri olmayan bir hayatın tuhafları. İnsan dilinden kurtulmaya çalışıp doğaya, ağaca, hayvana, cansıza kulak vermenin hikayesi. Yokyer diyor yazar hayal gücünü zorlayan hikayenin yerine. Dikkat edin bu büyülü bir hikaye! Katıksız bir özgünlük buluyorum kitapta, okuması zor olsada. Doğa ve insan ele alınıp bugüne kadar üzerlerine yüklenmiş bütün suçları göstermeye çalışıyor, ikna etmeye çalışmadan. Bu çağ artık umutların tükendiği, çöküşün kabullenildiği çağ. Doğayla ne zaman kopardık bağımızı, ne zaman yabancılaştık, nerede vedalaştık?
“Ölüsünü gömmeyi kargadan öğrenen öbürünü soysuzlukla karalar. Leş yiyenin gagasıyla açtığı çukur, insanın dilini ısırıp da koyduğu ayraç. Yerini şaşırmamak için eğilip o çukura bakmaz, birbirine karışanları görmez. Yemeğine çukur açana hayvan, ölüsüne çukur açana insan der. Kendini bilen beşer, kimin ölü kimin diri olduğunu şaşırır, mezarların başında nöbet tutar, ölüleri rehin alır, ekmek yerine ceset gömer.”
.
Çok bereketli ama her daim eksik. Tam’lanmayan ama gittikçe çoğalan. Değişen, dönüşen, özle kavuşan.
Topraktan havaya, sudan bedene.
Bir’den çok ama bir’e yakın.
Her renk ve her biçemden.
Sesleri duydu Moy.
Ve kendi sesine vardı.
Yanında buldu kanadı titrek Şuri’yi ve yöresine ilişti Hangrin’in.
.
Ahraz ile tanıştım Deniz Gezgin ile. Çok sevmiştim.
YerKuşAğı da bir o kadar sevilesi, içe sindirilesi..
Biraz masal biraz kehanet.
Ne zaman başlayıp ne zaman sonlandığını anlamadığınız türden..
.
Kapak tasarım ise Gülay Tunç çalışması
Bu senenin en nadide kitaplarından biriydi sanırım bu kitap. Çünkü konusu bakımından olsun, yazımı bakımından olsun çok farklı ve özel bir yere sahip oldu kapağını kapattıktan sonra.
Yazarımız, insanların hayvanların dünyasına yaptığı kötü müdahaleleri metaforik bir şekilde ele almış ve bize öyle bir yansıtmış ki okurken farkında olmadan doğaya yaptığımız kötülükleri gördüm ki bu yaptığımız kötülükler sanırım bilerek yaptıklarımızın yanında solda sıfır kalıyor diyemeyeceğim çünkü insanlar için rant sağlamak o kadar önemli bir hale geldi ki gözleri hiçbir şeyi görmez oldu ve bunun sonuçlarıyla hayvanlar başbaşa bırakılıyor. Sonuçlarının neler olduğunu düşünmüyor insanoğlu, sesi çıkmayan, tepkilerini gösteremeyen, doğada kendi başlarına yaşayan hayvanlardan insanlar ne istiyor bilmiyorum ama sanırım kendileri için istedikleri tek şey para, şan, şöhret ve nicesi. Sanırım artık yaptığımız şeylerin gerçekten farkına varmamız gerekiyor çünkü şimdiye kadar ne küresel ısınma bizi durdurdu ne buzulların erimesi ne hayvanların nesillerinin tükenmesi... yaptığımız sadece dile getirmek. İcraat yok, herhangi bir hareket yok ama bolca laf bolca içi boş vaat var. Ne diyeyim ki...
Neyse... gelelim kitabımıza. Kitabımızda Moy, Şuri ve Hagrin vardı ki hepsi de içimi sızım sızım sızlattı. Karakterlerimiz yokyerde buluşurlar. Yokyerde her şey olsa bile tek bir şey yoktur o da gerçeklik. Metaforlar burada başlıyor işte. Küçük bir kız çocuğudur Moy Şuri ise kanadını zorluklarla dişlerin arasından kurtaran bir kuş ve Hagrin her şeyden bir şey taşıyan her şeyden daha çok şeydir.
Hepsinin hikayeleri bambaşkaydı ve 30 sayfalık kısımda hiçbirini tam olarak oturtamadım zihnimde metaforlar o kadar ağır geldi ki bir paragraf okudum 2 dakika ne olduğunu çözmeye çalıştım. Daha sonra hepsi oturdu ama
Yerkuşağı;
Seslerden, bize dayatılan kurallardan, doğayı hiçe sayışımızdan kaçışın romanı. MOY isimli küçük kız ile elele tutuşup mitolojik bir yolculuğa çıkıyorsunuz, YOKYERe, doğaya, içinize. Ve bu yolculukta size petrole batmış, bir insan tarafından hırpalanmış kuş ŞURİ, hayvan mı bitki mi insan mı belirsiz HAGRiN ve bir geyik türü CİCE eşlik ediyor.
Kolay okunur bir roman değil, her cümlede, her kelimede bir durup soluklanmanızı istiyor yazar.
Okuduğu bölümün, yazdığı araştırma kitaplarının büyük etkisi olan ve ilk kitabı Ahraz ile dikkatimi çeken Deniz GEZGİN kendine has kalemini daha da besleyip büyütmüş Yerkuşağı’nda.
Ocak ayı okumalarım içerisinde en beğendiğim kitaplardan biri oldu. Okumayanlar için Ahraz ve Yerkuşağı tavsiyemdir
YerKuşAğıDeniz Gezgin
YerKuşAğıDeniz Gezgin · Sel Yayıncılık · 2017387 okunma
Moy isimli küçük kız, petrole batmış ve bir insan tarafından hırpalanmış Şuri, hayvan mı bitki mi belirsiz Hagrin ve bir geyik türü olan Cice ile yok yere doğru bir yolculuk. Moy'un babası ormanda avcı, sofrada gurme. Moy hayvanların ve doğanın sesini duyabiliyor diye hasta sayılarak ilaçlarla odalara kapatılıyor. Ve bir dişbudak ağacından atlarken yaşadıklarını okuyoruz.
Fazlasıyla mistik, fazlasıyla düşündürücü, okuması zor ama tatmini fazla bir kitap.
Deniz Gezgin'i ilk romanı Ahraz ile tanıdım. Bir yıl arayla iki kez okudum Ahraz'ı. Her seferinde ayrı bir tat, harika bir okuma zevki verdi. YerKușAğı uzun zamandır kütüphanemde duruyordu, bugün elim ona uzandı. Sabahtan akşama kadar cümleleri tekrar tekrar okuyarak kitabı bitirdim.
Deniz Gezgin YerKușAğı'nda ilk romanından farklı bir anlatım tarzı kullanmış. Rüya mı, hayal mi, gerçek mi derken akıp giden şiirsel ve mitolojik bir dili vardı.
Deniz Gezgin'i ilk kez okuyacak birinin kesinlikle Ahraz ile başlamasını öneririm. Çünkü YerKușAğı fazlasıyla soyut bir anlatıma sahip. Bence bu anlatım tarzı kitabı daha güzel kılıyor ancak olay örgüsü takip etmeyi seven okurların Deniz Gezgin'i okumaya devam etmesi için Ahraz ile başlamasının daha yerinde olacağını düşünüyorum.
Deniz Gezgin ne yazsa okurum, hayal dünyasında gezmeyi seviyorum. İyi ki yazıyor.
Bazı cümleleri iki kez, bazı cümleleri üç kez, bazılarını da sesli okudum :)
Anlaması zor değil, okunması zor. Güzel ve şaşırtıcı.
Tahribatın farklı bir anlatım biçimi.
YerKuşAğıDeniz Gezgin · Sel Yayıncılık · 2017387 okunma
Okunması biraz zor bir kitap, sakin kafayla okunması ve bölünmemesi gerekiyor. Ahraz’ı çok beğenmiştim zaten. Yerkuşağı da bir o kadar iyi bir hikaye. Tekrar tekrar okunur
YerKuşAğıDeniz Gezgin · Can Yayınları · 2020387 okunma
1981'de, İstanbul'da doğdu. On yaşında ailesiyle İzmir'e taşındı. Ege Üniversitesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi bölümünde lisans eğitimini tamamladıktan kısa süre sonra Çeşme Dalyanköy'e yerleşti. Kültür tarihi ve mitoloji üzerine çalışan yazarın bu alanda yayımlanmış kitapları (Bitki Mitosları, Sel, 2007; Hayvan Mitosları, Sel, 2007; Su Mitosları, Sel, 2009) ve makaleleri bulunmaktadır. Bunun yanı sıra çeşitli dergi ve seçkilerde öyküleriyle yer almıştır. Şimdilerde Metro Gastro dergisi için kültür tarihi konulu makaleler ve Psikeart dergisine öyküler yazmaktadır. Ahraz yazarın ilk romanıdır.