• Mısır tarihi 3000 yıllık yazılı belgenin yanı sıra arkeolojik kalıntılardan esinlenerek yazılmıştır. İlk olarak Mısır’da yazıyı ele alalım: Mısırlılar yazıyı Mezopotamya’dan öğrenmişlerse de kendi üsluplarını geliştirip hiyeroglif yazıyı resimlemeyi (piktogram) taş, fildişi, ahşap üzerine kazıyorlardı.

    Hiyeroglif yazıdan başka 1.Hiyaretik, 2.Demotik, 3.Kopt yazı türleri de vardır. Mısır hiyeroglifleri 1822 yılında Eski Mısır bilimci ve Dilbilimci Jean François -Champolion çözmüştür. Mısır alfabesi kolay çözünürdü, bunun nedeni ise ufak tefek değişikler olsa da yıllarca aslına bağlı yazılı olması idi.

    1.Hiyaretik Yazı: Kil kaplara ve papirüslere yazılması Orta Krallık (M. Ö2040-1640) döneminde daha sık görüldüğü için (kitap yazısı) da denir. Hukuk ve dini metinlerde kullanılır. M.Ö 200’e kadar kullanılmıştır.

    2.Demotik Yazı: Geç dönemde 26. Sülalesi’nin hiyaretik, yazının basitleştirmesiyle ortaya çıkan yazı “Halk” yazısıdır. M.S 5yy.da Philae Adası’nda en son demotik yazı kalıntıları vardır.

    3.Kopt yazı: Kıptilerin demotik yazıya altı harf eklemesiyle oluşan yazıdır. Genellikle saray, tapınak, ordu ve okullar kopt yazısı kullanılırdı. Mısır’da rahipler öğretmenlik yapardı. Okullarda hiyaretik ve hiyeroglif yazı öğretilirdi, hiyeroglif yazı bilmek seçkinlik bilgelik sayılırdı.

    Papirüse yazının artışı “Ölüler Kitabı” yani mumyalamayla birlikte gömülen yazılarla artmıştı. Günümüzde en uzun papirüs British Müzesi’ndeki 40,5 m uzunluğundaki HARRİS papirüsüdür. Kırmızı ve siyah mürekkeple yazıyorlardı. Genellikle dinsel belgeler ve ölünün yaşam öykülerini yazıt mezarlara yazıyorlardı.

    Orta Krallık dönemine ait önemli eser Sinuhen’in Tarihi Otobiyografik bir eserdir. Kral I.Senuster zamanında Suriye’ye sığınan Yüksek Memur Sinehen’in maceralarını anlatan eser en önemli yazıttır. Kahire Müzesi’nde korunan bir papirüste eski Mısır davranış kurallarına ait ilginç bir metin bulunmaktadır. Genel olarak bu davranış kuralları “Ani’nin Özdeyişleri “olarak bilinir ve aşağıdaki örnekler karakteri ve konusu hakkında bize fikir vermektedir.

    “Bir kişi eline geçen fırsatı bir kez kaçırdı mı , başka bir tanesini yakalamak için (boşuna) çabalar.”
    “ Başkası ayaktayken sen oturma, sosyal statün onunkinden daha yukarıda olsa bile ve özellikle de bu kişi yaşlı bir adamsa “Kaba sözler söyleyen birinin nezaket görmesi beklenilmemelidir.”
    “Eğer her gün kendi ellerinle (yaptığı ) yolda ilerlersen, sonunda olman gereken yere varırsın.”
    “ İnsanlar her gün ne hakkında konuşmadılar? Yüksek mevkilerdeki yöneticiler kanunları tartışmalı, kadınları kocaları hakkında konuşmalı ve her insan kendi işleri ile ilgili konuşmalıdır.”
    “Asla hiçbir misafirinize kaba sözler söylemeyin; dedikodu yaparken sarf ettiğiniz bir söz döner gelir ve sizin evinize düşer
    “Eğer kitaplarla aran çok iyiyse ve onlar incelemişsen ,okuduklarını, kalbine iyice yerleştir ki böylece daha sonra ne söylersen iyi olacaktır. Eğer bir kâtip herhangi bir mevki ye terfi ettirilirse, kendi yazdıkları hakkında konuşacaktır. Hazineden sorumlu müdürün hiç oğlu yok ve mühür memurunun hiç varisi yok. Yüksek memurlar, eli şerefli bir konumda olan kâtibe ,çocuklara vermedikleri bir saygı gösterirler…
    “Bir insanın çöküşü ona dilinden gelir; dikkat edin de kendinize bir zarar vermeyin “Bir insanın kalbi tıpkı bir tahıl ambarına benzer, içi her türden cevapla doludur; iyi olanları seç ve onları söyle; kötü olanları ise içine gömerek sakla. Kaba bir şekilde vereceğin cevap silah savurmaya benzer; fakat eğer tatlılıkla ve sakin bir şekilde konuşursan her zaman [sevilirsin].”
    “Sana, seni karnında taşıyan anneni verdim ve seni taşırken o, benim yadımım olmaksızın bu büyük yükün sorumluluğunu üzerine aldı. Aylar sonra sen doğdun , annen kendini bir boyunduruğun altına sokarak seni üç yıl boyunca emzirdi… Sen eğitim alman için okula gönderildiğinde , annen düzenli olarak her gün öğretmenin için evden ekmek ve bira getirdi. Şimdi ise sen büyüdün, bir karın ve kendi evin var. Çocuklarına bak ve onları tıpkı annenin seni yetiştirttiği gibi yetiştir .Anneni üzecek hiçbir şeye izin verme, aksi takdirde eğer o ellerini Tanrı” ya açarsa Tanrı onun şikâyetini duyacak(ve seni cezalandıracaktır)”.
    “Yanında başka biri varken ekmeğini , ilk önce ona uzatmadan yeme…”
    “Öfkeliyken birine asla cevap vermeyin ve onun yanından uzaklaşın . O, kızgınlık içerisinde konuştuğunda siz ona kibar bir şekilde karşılık verin , çünkü yumuşak sözler onun kalbinin ilacıdır”. Kaynak: Wallis BUDGE 2008
    YÖNETİM ŞEKLİ- TOPLUMSAL VE EV YAŞANTISI

    Yönetim şeklini ele alırsak, Eski Mısır’da yönetim şekli mutlak krallıktı. Firavunlar yönetirdi, firavun (Büyük Ev) anlamına gelirdi. Bu sözcüğün kral anlamında kullanılması Yeni krallık döneminde başladı çünkü yeni krallık döneminde ilk yaşarken krallar tanrılaştırılmaya başlandı. II.AMENOFİS (M.Ö 1427-1401) zamanında kuzey ve güney merkezleri oluşup iki ayrı vezir atandı.

    Güneyin merkezi Teb idi, kuzeyin ise Memfis idi. Kral-vali-memur-rahip-çiftçi-işçi tabakaları şeklinde sıralanıyordu. Kölelik M.Ö 2000 yılına kadar dayanır. Tarımda Şaduf sistemini keşfetmişler bu uygulamayla tarım 0\15 oranında artırılmış. Yılda 2 kez ürün hasat edilmiş idi. Mısırlıların üç iklimi vardı: Akhet (taşkın), Peret (ekim)ve Shemu(hasat)dır. Nil Nehri kıyısında zengin alüvyon minareli oluşurdu. Ekmek ve bira yapımı için en çok arpa yetiştirilirdi.

    Kıyafet yapmak için keten ve bunun yanı sıra pırasa, sarımsak, kavun, karpuz, bakliyat, marul, kabak ve şarap yapmak için üzüm yetiştirirlerdi. Ev yaşantısına gelirsek, 14 yaşında sünnet töreni yapılır idi. Tek eşli evlilik yaygındı. Kızlar 14-15 yaşında, erkekler 20 yaşında evlenir idi.

    Evlilik sözleşmesi devlet tarafından kabul edilen medeni bir şeklinde yapılırdı. Evlilik töreninde dini merasimler mecburu değildi. Evlilik sözleşmeleri her iki tarafın ailelerinin tapınakta buluşup yaptıkları ve evlilik antlaşmasının ahaliye ilan edilmesiyle gerçekleşirdi. Evlilik sözleşmesi yazılı belgeyse ya tapınakta korunur veya ailelere verilirdi.

    Evlilik sözleşmesinin en güzel örneği, Emhatıb ve Şahatır’ın yaptığı sözleşmedir. Bu sözleşmede: Ben seni bir kadın olarak kendime aldım, senden olacak çocuklarım için sahip olduğum her şeyi size vereceğim sizin dışınızda kimseye bir şey vermeyeceğim .Her yıl sana yetecek kadar yiyecek ve içecek vereceğim. Aramızda ayrılık söz konusu olursa 50 parça gümüş vereceğim demiştir. Sözleşmeden sonra küçük çaplı eğlenceler yapılır, Kadınlar soyun devamını sağladıkları için “kutsal” sayılır.

    Duvar resimlerinde kadınlar resmedilirken güneşte çalışmadıkları için açık renk tenli olarak betimlenmiştir. Erkekler ise dışarıda çalıştıkları için kırmızı renk de betimlenmişlerdir. II.Ramses zamanında heykel, resim, mimarlık ve dış ticaret çok geliştiğ için yeni zengin burjuva sınıfı ortaya çıkmış, lüks yaşam hat safhadaydı. Yeni zengin kesim gösterişli hayat sürüyorlardı. Ziyafetler, törenler, kurban ayinleri yapıyorlardı; birbirleriyle yarış halindeydiler.

    Öyle ki mezarlarını ve evlerini gümüşler, heykeller ve halılarla süslüyorlardı. Seçkin ailelerin evlerinde zarif fildişi ahşap cam işlemeli mobilyalar, sandalye, tabure kullanılır. Mobilyaların ayaklarına hayvan şekli verilir. Davetlerinde harp, lavta, flüt, obua çalınır; dansçı kızlar dans ederlerdi.

    Kıyafetlere önem verilir, genelde beyaz elise giyilir ve başlarına “peruka” takarlardı. Kadınlar, Malakit denen kaya ve zümrüt tozunu boya yapıp gözlerine sürme çekerlerdi ,bu toz göz sağlığına iyi gelirdi. Nil kenarındaki çiçek ve bitki yağlarından parfüm, krem ve sabun yaparlar; sabuna kil ve kül katarak cilt ve yaralara iyi geldiğini de gözlemlemişlerdir. Böylelikle doğal sabunu ilk yapan ve kullanan da Mısırlılardı.

    Mimari özelliklerine baktığımızda, evlerini tapınak tarzı yaparlar. Sütunları oldukça gösterişli betimliyorlardı. M.Ö 3000 yılından itibaren “mastaba” mezar odalarına kral gömülürdü. Mastaba, sedir anlamına gelen Arapça bir sözcüktür. Bir mastaba dik ya da hafif eğimli kerpiç ya da taş duvarları olan, dikdörtgen planda bir oda görünümündedir.

    Tavan genellikle düzdür. Zemin altında tavandan dik bir kuyu ile inilen mezar odası vardır. Mısır firavunları Erken Devir I.II. Sülale’lerden beri (M.Ö 2680.1640) arası kendilerine “mastaba” tipi piramit yaptırmışlardır. III.Sülale kralı Coser’in Sakkara’daki ünlü basamaklı piramit (M.Ö 2630) Mimar İmhotep yapmıştır, bu piramit mısır tarihindeki ilk basamaklı piramittir. 6 basamaklı piramidin kuzeydoğu köşesine yakın yerde Cossar’ın oturur durumda bir heykeli vardır. Güneydoğu yanında kralın Sed Festivali, tapınak ve pavyonlardan oluşan bir yapı grubu vardır.

    Set Festivali: Bir kralın ölümünden 30 yıl sonra ilk kez, daha sonra da 3 yıllık aralarla kutlanan, kralın yeniden doğum gününü kutlayan törendir. Bu tören, kralın öteki dünyada uzun süre hüküm sürme isteğini yansıtıyordu. IV. Sülale’den itibaren gerçek piramitler yapılmaya başlanmıştır.

    II. Ramses ve Netfettari’nin tapınakları ünlüdür. II. Ramses için Ebu Simbel Dağı’nda Nefertarı’ye adadığı tapınağını ve başkent yapılan Per-Ramses şehri ve şehirdeki Ramesseum Tapınağı’nı yaptırmış ve günümüze kadar gelmiştir. II. Ramses Kadeş Savaşı’nı ve Antlaşması’nı yapan kral idi.

    Ayrıca güzeller güzeli gizemli ve güç sembol kraliçe Nefertiti kum taşından yapılmış boyalı büstü oldukça dikkat çekicidir. Nefertiti Firavun Akhenate’nin eşi idi. Akhenaten öldükten sonra ülkeyi yönetmiştir. IV. Sülale’den sonra gerçek piramitler yapılmıştır. İlk geometrik gerçek olarak Firavun Snefru’ya ait Kızıl piramittir. Daşhur’daki Snefru (eğik piramit) de vardır, kendisine iki piramit yaptırmıştır.

    Giza’daki Keops’un piramitti en görkemlisidir. Antik dünyanın 7 harikasından biridir. V. Sülale’de ise kaya mezarlıklar yapılmaya başlanmıştır. Sebebi ise kolaylıkla mezarların soyulmasıydı. VI. Sülale’den sonra ölünün biyografisi yazılmaya başlandı. Yeni krallık dönemde ise kayalardan oydukları mezar odalarına gömüyorlardı, en güzel örneği Hatşepsut’un Deir el-Bahri şehrindekidir ve bir erkek gibi tasvir edilmiştir. 18.Sülale’den I.Thutmos’un kızı olan Hatşepsut (M.Ö1503 .1445) yıllarında yaşayan ilk kadın firavun sülalesinden gelen kraliçedir.

    22 sene Mısır’ı yönetmiştir. 18.Sülale’ye kadar hiç kadın firavun yönetime gelmemiştir. V. Sülale’den kralı Neuserra Abu Grab Ra adına yapılmış tapınak en güzel örneklerinden biridir. En belirleyici özelliği içinde bir sunağın bulunduğu açık avlu, pişmiş topraktan kayık ve güneş tanrısının simgesi olan kalın bir dikilitaş vardır.

    Eski mısırlılar Ra tanrısının kayıkla gece yolculuğuna çıkacağına inanıyorlardı. Orta krallık zamanından kalan Firavun Mentuhotep’in tapınağı günümüze bozulmadan muhafaza edilen tapınaklardandır. Yeni krallık döneminde ise Hatşepsun’un II. Ramses’in ve Nefertati’nin 10 metre boyunda heykeli olan tapınakları görkemlidir. Bu tapınakların pilon ve diklitaşları göz kamaştırırdı.

    Pilon :Tapınak kapılarının iki yanında kaideleri geniş, yukarı doğru daralan Mısır’a özgü duvarlardır. Genellikle pilonlar üzerinde tapınağı hangi kral yaptırdıysa onun zaferlerini betimleyen kabartmalar yapılırdı. Pilonların önüne tapınağı hangi kral yaptırdıysa onun büyük boyutlu birkaç heykeli ve dikilitaşlar dikilirdi.

    Dikilitaş: Tek bir bloktan ve genellikle pembe granitten yapılan, yukarı doğru incelen ve tepe noktası küçük bir piramit şeklinde biten taştan yapılır. Dikilitaşlar tapınakların güney simgeleriydi. Bazı Eski Krallık Dönem’i mezarlarının ve tapınaklarının kapılarının önüne çift olarak dikilirdi.

    Maalesef bu dikilitaşlardan bazıları kaçırılmış İstanbul, Londra, Paris, New York’ta meydanlara dikilmişlerdir. Saraylar ve diğer yapılar genelde kerpiç olduğu için günümüze gelememiştir. Yazılı kaynaklarda Teb’in sarayları oldukça görkemli olduğu söylenir. Güzel sanatlar da Mısır’da M.Ö 3000 yıllarında Fayans yaygınlaşmıştır.

    Ezilmiş Kuartz Kalsit, kireç ve soda kirecinden yapıyorlardı. Mavi Turkuaz sırrının camlaştırılmasıyla üretilen fayans küçük Mısır heykellerinin boncuklarında kullanıyorlardı. Eski Krallık’tan beri heykel, kabartma resimde çığır açmışlardır. Orta Krallık’ta duvar resimleri ortaya çıkmıştır.

    Bilimde ise (M.Ö 3100) Seren yelkenli kayıkları ilk Mısır’da ortaya çıkmıştır. Daha sonra yeke, yaprak biçimi pala ve kenar kürekleri geliştirmişlerdir. Khuru büyük piramitlinin yakınında botun bir kayık bulunmuştur. Firavunları nehirden cennete taşıyan cenaze kayığıdır. Güneş takvimi Sirius Yıldızı’nın ufukta görünmesi ile Nil Nehri’nin periyodik taşkınının aynı gün başlamasına dayanan bir takvimdir. Olayın 365 günde bir meydana geldiği saptanmıştır.

    Bu takvime göre bir yılda dört aylık üç mevsim, Taşkın-Ekin-Hasat, vardı. M.Ö 45 yılında Mısır Takvimi’ne dayanan Jülyen Takvimi M.S 1582’de Papa XIII. Gregor’un düzenlenmesiyle günümüzün takvimi ortaya çıkmıştır. Gregoryen Takvimi ortaya çıkmıştır. Mısırlılar güneş saatlerini ölçen düzeneği tespit etmişlerdi. Gece ve hava kapalı olduğu zaman su saatleri kullanırlardı. Geometride çok başarılılardı.

    Zaten geometrinin keşfi bilimde piramit için gerekli olan materyalin hacmini hesaplamak için çözmeye çalışılan problemlerden ortaya çıkmıştır. NİL kenarındaki tarları hesaplamada geometri çok önemliydi. Suyun taşmasını, azalmasını ölçen Nilometre adlı ölçü birimini kullanmışlardı. Pisagor teoremini de bildikleri söylenir.

    Tıp ilmine de erken ölümlü oldukları için pek ilgiliydiler. M.Ö 2700 yılına kadar doktorların varlığı kanıtlanmış, tapınakların duvarlarında ameliyat resmedilmiştir. M.Ö 1550 tarihli papirüs de insan anatomisi nabız ve kalp atışından bahsedilmiştir.

    Aynı dönemden kalma Ebers papirüsünde tümör ve depresyondan bahseder. 29 yaş ortalama ömürdü, seçkinler 50 yaşına kadar yaşıyorlardı. Bağırsak paraziti, verem, diş eti iltihabı yaygındı. Kafatası ameliyatı yaptıkları, bütün organların kalple bağlantısı olduğunun kanısına varmışlardı. İlaç olarak fare dışkısı, hastanın tırnaklarındaki kiri, hayvanların et suyu, Nil’in çamuru, ekmek küfünü kullanmışlardı.

    Ekmek küfünün iyileştirdiğini anlamışlar ve penisilini keşfetmişlerdi. Din konusuna gelirsek, din Mısır kültürünün tümünü kapsar. Sülale öncesi dönemde Totem inanışına kaynaklı hayvan biçimli tanrıları vardı. Daha sonra hayvan başlı insan vücutlu tanrılar ortaya çıktı. Resmi sıfat kazanan tanrıları ise Teb’in Amon- Ra, Menfisin- Ptah, Heliopolis – Ra Harahti’ydi.

    Törenleri “Kült” idi. IV.Amenois(M.Ö1352-1335) zamanında tek tanrı inancı başlamış, karısı Nefriti’nin çok yardımı olmuştur. Bu yeni din Aton (güneş) tanrıydı .Ölü ve mumyalama, öldükten sonra tanrı Osiris’in başkanlığını yaptığı 42 yargıcın yargılayacağına inanırlardı. Kalbini ve maatı tartıyla tartarlardı. Denk gelirse sınavı geçmiş sayılıyordu, bütün bu olanları tanrı Thoth yazardı.

    Mumyalama da sülale öncesi dönemden sonra başlamıştır, ondan önce kuma gömüyorlardı .Mumyalama bir cengelle burundan beyin ve iç organları, karnın sol yanından bir yarık açılarak karaciğer, akciğer ,mide, bağırsak dışarı çıkarılıyordu; bunun nedeniyse çürümeyi önlemek için uygulanıyordu. Organlar Natron’da kurutulup Kano Pikler’e(kavanoz) konulup 40 gün bekletilip, yağlanıp, reçine sürülerek keten bezlere sarılıp ahşap tabuta koyuluyordu.

    Eğer ölen kralsa üç tabuta koyulup daha sonra taştan lahitin içine koyulurdu, Kanopik vazolar da yanına dizilirdi. Şavati,Sabti,Usbati heykelcikler de lahitin içine konulurdu. Öbür dünyada ölünün angarya işlerini yapacaklarına inanılırdı.

    Kutsal sayılan kedi, boğa, timsah da mumyalanırdı. Son olarak II.Tutmosi’in Nubya Seferi’ni anlatan yazıtı sunacağım. Yazıt, II. Tutmosis’e ait Elefantin’den Philae’ye giden eski bir yol kenarında hiyerogliflerle kazınmıştır. Kralın saltanatının ilk yılına (MÖ 1492) tarihlenir. Yazıtın başlangıcında kralların isimleri ve lakapları sıralanır.

    Tutmosis’in Kuzey Delta ve Deniz Kıyısı, Yukarı ve Aşağı Mısır, Nubya ve Sina, Suriye’yi de içine alan Doğu Çölleri, Fenkhu toprakları ve Hartum’un güneyine uzanan ülkeler üzerindeki hâkimiyeti vurgulanır. Ardından gelen bölümlerde şunlar söylenir: “Haberci içeri geldi, Kral Hazretlerini selamladı ve şunlar dedi:

    KUŞ’ un (Kuzey Nubya ) kötü halkı isyanda. iki diyarın efendisinin (Mısır kralının ) halkı ona düşman olmuştur ve savaşmaya başlamıştır. (Nubyadaki) Mısırlılar Babanız [I.] Tutmosis, güneydeki ve Doğu çölündeki kabileleri durdurmak için inşa ettiği kalenin sığınağından sığırlarını sürüyorlar.” “Kral Hazretleri bu sözleri duyduğu zaman tıpkı bir panter (ya da leopar) gibi öfkelendi ve dedi ki; ‘Beni seven Ra ve Babam, Tanrıların kralı , iki diyarın tahtının efendisi Amon üzerine yemin ederim ki içlerinde canlı tek bir adam bırakmayacağım.

    “Daha sonra Kral Hazretleri İki diyarın efendisi ’ne karşı ayaklanmış ve kral hazretlerinin yönetiminden memnun olmayanları devirmek için bir askeri birliği Nubya’ya yolladı. Bu onun ilk savaşıydı. Kral Hazretlerinin askerleri Kuş’un sefil topraklarına vardılar.Aldıkları emre bağlı olarak askerler, hizmetkârlar eşliğinde kralın bulunduğu yere götürülen sefil Kuş Prensi’nin oğlu hariç canlı hiçbir adam bırakmadılar .

    Kral tahtın oturdu. Askerleri yakaladıkları esirleri ona getirdiklerinde esirleri ona getirdiklerinde esirler iyi tanrının ayaklarına bırakıldılar. Toprakları eskiden olduğu gibi bağımlı duruma geri getirildi. İnsanlar sevindiler ve liderleri memnun oldu. iki Diyarın Efendisi’ne övgüler yağdırdılar ve Tanrıyı ilahi iyiliğinden ötürü yücelttiler.

    Bunun meydana gelişindeki neden, kral hazretlerinin, babası Amon’un başlangıçtan bu yana Mısır tüm krallarından daha çok sevilmiş olan, taçları şanlı Güney ve Kuzey’in Kralı , Aakhepe -renra, Ra’nın oğlu, tıpkı Ra gibi ebedi yaşam, süreklilik ve huzur bahşedilen, II. Tutmosis’in cesaretiydi” (Wallis Budge) Eski Çağ Mısır tarihinden kısa kesitler yazdım tabiî ki mısır bir makaleye sığmayacak kadar derin ,gizemli ,efsanevi olaylarla doludur ama birkaç önemli tarihi olaylar şahsiyetlere değinmeye çalıştım .

    SAYGILARIMLA…SÜHEYLA YAVUZ

    Kaynakça:
    Bülent İPÇİOĞLU – Eski Çağ Tarihinin Ana hatları kitabından , Dünya tarihi atlası Hermann KİNDER – Werner HİLGEMAN, Bilim Tarihi – yayımcısı Robert WİNSTON – Tarih Ansiklopedisi ve ders notlarımdan
    Beyinsizler Uygulaması
  • 396 syf.
    ·7/10
    Uzun zamandır yarım bıraktığım kitaplarla mücadele ediyorum. Artık neredeyse kitap okuma yeteneğimi ve kitapkurdu olma özelliğimi kaybettiğimi düşünmeye başlamıştım ki lisede obsidiyen serisini okuduğum yazar Jennifer L Armentrout’un kitaplarına sardım. Sömestr dolayısıyla anneanne ziyaretinde okulu tatil olmuş tüm veletlerle bir aradayken okuması mümkün olan nadir yazarlardan JLA. Yormuyor, kavga gürültü arasında okumak kolay ve sıkıcı ortamları neşelendirmek için birebir. Lanetli Serisi’nin ilk kitabını dün bitirdim. Paramparça az önce bitti. İlk kitaba nazaran bu çok daha sürükleyiciydi. Ateş serisi okumuş biri olarak iki seri arasında çok benzerlik var diyemem. Yazarın klasikleşen kurgularına daha çok benziyor bence. Bazı noktalarını beğenmesem de genel itibariyle kitabı beğendim. Tink özellikle kitabın neşesi, en çok onu sevdim. Kitap ile ilgili bir diğer olumsuz düşüncem de dex plus kategorisine girme sebebiyle ilgili. Bence bu kadar argo hoş değil. Yazarın gençlik serilerinde daha başarılı olduğunu düşünmeden edemedim.
  • Özellikle uygulamanın geliştiricilerine sesleniyorum.
    Uygulamada alıntı, ileti ya da incelemeler için “beğen” seçeneği olmasına rağmen “beğenme” seçeneği bulunmuyor.
    Madem burası kitaplarla ilgili herşeyin paylaşıldığı, irdelendiği bir yer; o zaman binlerce iletinin, alıntının, incelemenin içerisinden beğenmediklerimizi de seçebilmeliyiz. Böylelikle sıradan, alelade paylaşımların da önüne geçilmiş olunur ve daha seçici davranılarak yapılan paylaşımlar sayesinde de uygulama kalitesi artırılmış olur diye düşünüyorum.
    Bence değerlendirmekte fayda var.

    Keyifli okumalar..
  • 208 syf.
    ·7 günde·6/10
    Fahrenheit 451, Celcius 232, Kelvin 506 veya Reaumur 186... kitap kağıdının tutuşup yandığı sıcaklık derecesi, o zaman dünyayı bu sıcaklık derecesine getirirsek tüm kitapların tutuşup yandığını izleyebiliriz... Şimdi bilim kurgu yaa ben de merak ettim! Acaba insanlar kaç derecelik cahillik seviyesinde tutuşup yanarlar? Yani bize ne kadarlık bir cahillik yüklerseniz barbarlaşıp birbirimizi yok ederiz...

    Ray Bradbury distopyası bizi fazla da korkutmadı çünkü gözün, beynin aşina olduğu bir durumdan vücut irkilmez. Ray'ın distopyasındaki itfaiyecilerin yerini günümüzde teknoloji aletleri almış durumda ve belki bütünüyle kitaplarımızı tutuşturacak güce ulaşmamış ama hızla o noktaya doğru ilerlemekte. Üzülerek söylemem gerekir ki dünya kitapların basılmadığı ve dolayısıyla okunmadığı bir çağı yaşayacak; kitaplardaki bilgiler makinalara yüklenecek ve analizini, sentezini de makinalar yapacak! İnsan ise tamamen acı ve mutluluğun doruk noktalarıyla ilgilenecek, hisler ikiye inecek: Acı ve mutluluk; bir kişi ya acı içinde kıvranacak ya da mutluluk içinde uçacak çünkü insanın özünde bu iki duygu yer alır diğer tüm duygular bu iki duygunun önünde farklı geçirgenlik derecelerine sahip birer perdeden ibarettir; işte kitap yoksa perdeler de olmayacak....

    Ray Bradbury kitaplara karşı çıkanların temel görüşlerini bir tartışma eksenine çekerek bazı sorgulamalar yapar; kitapların içerikleri ya asla gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek tamamen hayal ürünlerinden ibarettir ya da gerçekliğin yansıtıcılarıdır. Eğer birinci ifade doğru ise o zaman neden olmayan şeylerin peşine takılıp yapay sancılar oluşturalım kendimize! Yok ikincisi doğru ise bu kadar iğrençliği durmadan zihnimizde taze tutmanın bize faydası ne olabilir ki!...

    Aslında Ray kitapları yaktıran bu zorbaları öne sürerken bir şeyin net olarak farkında, "Halk, okumayı kendi isteğiyle bıraktı." diyor. Eğer bir kitapsızlık durumu ortaya çıkacaksa da bu yine kendi isteğimizle olacaktır. Koşullar elbetteki bazı şeylerin oluşmasını hızlandırabilir ama bütünüyle var etmezler. Bazen de aslında istenmeyen koşullar, isteyeceğimiz sonuçlar doğurabilir; örneğin Fahrenheit 451'in ortaya çıkması gibi: Ray Bradbury kitabın yazılmasına ilham olan olayı şöyle anlatıyor "...bir arkadaşımla yürüyordum ve bir polis arabası yanaştı, polis ne yaptığımızı sordu ve ben, 'Bir ayağımızı diğerinin önüne koyuyoruz' dedim." Tabii doğal olarak polisin buna tepkisi hoş olmaz. Yazar eve gittikten sonra bu olayın etkisiyle "Yaya" adında bir öykü yazar ve neticede bu öykü bugün okuduğumuz Fahrenheit 451 romanına dönüşür.

    Bu eserden kitaplarla ilgili düşündürücü alıntılar yaptığımı düşünüyorum, bu alıntılardan bazılarını incelemenin sonuna ekleyeceğim ancak ona geçmeden önce, kitap geneli hakkında birkaç şey daha eklemek istiyorum: Kitabın farklı bir süreçten geçmesi, işte önce hikaye olarak yazılması sonra buna eklemeler yapılarak romana dönüştürülmesi, parça parça yazılıp birleştirilmesi gibi nedenlerden olsa gerek kitabın bütününde bir akışkanlık sağlanamamış özellikle yarısına kadar bunu fazlasıyla hissediyorsunuz, olayların kopukluğu canınızı sıkabilir. Ancak son bölümlerde verdiği mesajlarla kitaplar hakkında ufuk açıcı bir eser niteliğini bürünüyor eser....

    "Kitaplar elimizin altındayken bile onlardan aldığımız şeyleri kullanmadık. Ölülere hakaret etmeyi sürdürdük"

    "Taşıdığımız yükün günün birinde birilerine faydası dokunabilir"

    "Herkes öldüğünde arkasında bir şeyler bırakmalı"

    "Bir kitabı kapağına göre yargılama"

    "...dışımız Serseri, içimiz Kütüphane.."

    "Kitaplarınla su üstünde yürüyebileceğini sanırsın."

    ve can alıcı iki alıntı

    "Kitaplar nasılda hain olabiliyor! Seni desteklediklerini sanırsın birden sana düşman kesilirler"

    "Şeytan işine gelince Kitab-ı Mukaddesten alıntı yaparmış"
  • 274 syf.
    ·10 günde·8/10
    Harry Potter, anne ve babasını kehaneti yüzünden kaybetmiş, zalim akrabaları tarafından büyütülen, büyücülük hakkında hiçbir şey bilmez ve geleceğe dair hiçbir ümit besleyemezken aldığı bir mektupla büyücü olduğunu öğrenen ve hayatı değişen bir çocuktur.
    .
    ‍️Bu aslında kitabı okuyan-okumayan herkesin bildiği bir yorum, zaten benim de bu post ile asıl amacım kitabın içeriğini size sunmaktan ziyade bu kitabı neden okumamız, neden okutmamız gerektiği ile ilgili olacak. "Aman büyüymüş, hokkabazlıkmış, çocuk romanıymış, çocukların aklına gereksiz şeyler sokuyor bunlar, dine karşı geliyorlar....." bir sürü tepki duymuşuzdur etrafımızdan. Şu an hayatımızı kolaylaştıran, güzelleştiren soyut ve somut birçok şey aslında bir zamanlar birilerinin hayaliydi. Bırakın çocuklarımız biraz hayal kurmayı öğrensin, bırakın insanların ne diyeceğini koca koca insanlar utanmadan alıp Harry Potter okuyun ki çocukken kuramadığınız hayalleri kurun. O koca kara kutuları kapatıp çocuğunuzu yanınıza alıp beraber yeni bir dünya keşfedin.
    .
    ‍️Aslında Harry ile tanışma hikayem ilk kitabın sinemaya uyarlandığı 2001 senesine dayanıyor. Sinemadan çıktıktan sonra okuma hevesimin de vermiş olduğu merakla yola kitaplarla devam etmem gerektiği kararına vardım. Halihâzırda yayınlanmış ilk 4 kitaba pata küte daldım ve sonrasında 5. kitap çıktığında ÖSS kapıya dayanmış, kafalar test kitaplarına gömülmüştü, fonda ise Zeki Müren tatlı tatlı iğneliyordu; "Zevke vedâ Neş'eye de, vedâ artık herşeye...". Serinin geri kalan kısmına kitapları göz ardı ederek sinemadan devam ettim, ancak aradaki geçen seneler ve üniversite yıllarının farklı telaşlarıyla seri arada kaynadı gitti. Çok sonradan farkettim ki kendi felsefesi ile ayrı bir fantastik dünya yaratan bu esere 'okudum' damgası altında haksızlık yapıyordum. Ve şimdi diyorum ki "yeniden başlasın..."
    .
    Annen seni kurtarmak için öldü. Voldemort'un anlayamayacağı bir şey varsa o da sevgidir. Annenin sana olan sevgisi kadar güçlü bir sevgi ne derin izler bırakır bunu anlayamaz. Yara izine benzemez bu, gözle görülmez. Böylesine yürekten sevilmek, seven insan gitse bile, bizi sonsuza kadar korur. Tenine işlemiştir bu.
    .
    Dilediğin kadar para, dilediğin kadar yaşam! Birçok insanın hemen isteyeceği iki şey - asıl sorun, insanların kendileri için en kötü şeyleri isteme tutkuları
    .
    274 sy. - Yapı Kredi Yayınları - 1997
    8/10
  • 651 syf.
    ·7 günde
    Nasıl anlatsam bilemiyorum şimdi bu şahane kitabı. İnanılmaz sürükleyici, bilmece gibi bir anlatımdı. Bir yandan gerçeklerin bir yandan muazzam bir hayal gücünün içinde gezinti gibiydi. Evinden kaçan 15 yaşında Kafka Tamura, kedilerle konuşabilen Nakata, esrarengiz olaylar üzerinden aslında bellek, rüyalar, zaman, hayat gibi kavramları nasıl algıladığımızla ilgili bir kurgu. Müzik, edebiyat ve kitaplarla da beslenmiş bir anlatım zenginliği var. Çok keyif alarak okudum. Yürürken bile okumuş olabilirim :)
    İkinci olarak hangi kitabını seçsem acaba?
  • 408 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    "Kitap yakılan bir yerde sonunda insanları yakarlar."
    ~Heinrich Heine, Almansor, 1821 #39266561

    Damarlarımda hissettim, düşlerimde hayal ettim, gözlerimle gördüm, yüreğimle yaşadım, yürürken düşündüm, okurken doyamadım, bir yandan hızlıca sayfaları çevirmek, bir yandan sayfalar bitmesin istedim. Vücuda verilmiş özel bir karışım almışım gibi kendimden geçtim, sonsuz öykülerde kaybolmak, o dünyadan ayrılmak istemedim. Bir yazar, milyonlarca insanı bu ruh haline bir kitapla sokabilir, evet bunu yapabilir. Kitapların gücü o kadar fazla ki, işte bu yüzden korkuyorlar! İşte bu yüzden yok etmek istiyor, yasaklıyorlar!

    Fahrenheit 451 ile Ray Bradbury dünyasına adım attım. O kadar zevk aldım ki, o kitabı da bitirmek istememiştim. Ana kahramanız Guy Montag ile bağ kurdum, o bağ kopmasın istedim. 451 severler, bunu hep dilemiştir muhtemelen. Yakma Zevki ile 451’in daha öncesine gidiyoruz.

    İncelemeyi tamamlamaya yakın, Kitap Kıyımının Evrensel Tarihi ‘ne başladım. Fernando Baez ‘in 18 sayfalık sunuş bölümü, buraya bir şeyler eklemem gerektiğini hatırlattı. İncelemem eksik gibiydi, tam olmasa bile daha iyi hale getirdiğimi düşünüyorum.

    *

    Sistemin eleştirisini doruklara taşıyan anlar vardır. Bu anları iyi anlamak ve kavramak gerekir.

    1984 ‘ün üçüncü bölüm sonrasında ki Winston ve O’Brien,
    Cesur Yeni Dünya ‘nın on altıncı bölümden itibaren Vahşi, Helmholtz ve Mustafa Mond,
    Yakma Zevki ‘nin ise Montag ve Leahy ile olan yüzleşme diyaloglarını dikkatlice ve anlayarak okuyunuz, gerekirse birkaç kez okuyup, notlar alınız. Güçlü ile güçsüzün diyalogları ve aktarılan bilgiler o kadar önemli ki, nefesiniz tutulurcasına okursunuz. Vurucudur, hakikattir, gizlenmiş tüm sözcüklerin ortaya çıkması, akla karanın yüzleşmesidir. Bilgidir, birikimdir, PATLAMADIR! HAYKIRIŞTIR!

    Her diyalog beyninize inmiş bir balyoz gibidir. Sizi kör eden her şeyin ilacı gibidir. Oradadır, çekip almak size kalmıştır. Bir kitap o kadar çok şeydir ki, neleri başarıp başaramayacağı, okuyucusunda gizlidir.


    YAKMA ZEVKİ!

    İnsanın Yıkıcılığı arttı ve artmaya devam ediyor. İnsanın içinde yok etme içgüdüsü olduğunu savunmuş Sigmund Freud . İnsan eyleme geçmek için bir kıvılcım bekler, her zaman içinde var olanın dışarıya çıkmasını bekler. En masum görünümlü insan, ne yaptığına anlam veremediğimiz ve zihnimizin kabul etmek istemeyeceği suçlar işleyebilir. Bunun önceden kestirilmesi güçtür. İnsan bir şey yapmak isterse yapar, onu ne yasa ne de başka şey durdurabilir.

    Kitapta on üç ana öykü bulunmakta. Sonda ki diğer üç öykü ise, kısa olduğu için diğerlerine nazaran biraz daha hafif. İncelemeyi biraz öykü öykü, birazda doğaçlama yolu ile yapacağım.

    Öykülerin ana teması yakılan ve yasaklanan kitaplar, sansür edilen fikirler, yok edilen özgür düşünceler ve yaratılan otomat kafalı insanlar.
    Dünyayı daha iyi bir yer haline getirme hayalleri içinde, ruhsuz bir dünya yaratılması, ruhsuz dünyanın hiçbir şey hissetmemesi.

    İnsanın doğası mümkün olabilecek her şeye gebedir. En önemlisi, insan dediğimiz varlık, mutluluktan mutsuzluk, mutsuzluktan da mutluluk çıkarabilecek bir yapıya sahiptir. Yeter ki kendi özgür hür iradesi ile yaşasın ve düşünsün. İnsan ilk önce kendisine hükmetmelidir. Kendi kontrolünü başkasına vermek gibi bir ahmaklığa düşmemelidir. Yönetilmesi normal olabilir fakat, kendisini yöneteni de denetlemekle görevlidir. Sustukça balyozu kafana yersin, sonra bir bakmışsın, öyle bir susmuşsun ki, son balyoz darbesi ile toprağa gömülmüş, boğulmuşsun. İpler hiçbir zaman bir başka varlığın eline ya da devlete veya sisteme bırakılamaz. Bilimkurgu, distopya ve ütopya eserler bunlar üzerine kuruludur çoğu zaman. Var olanın tam tersini ya da daha ilerisini gören, düşünüp; kurgulayan ve yazan insanlara ayrıca minnet duymalıyız.

    Öykülerin adlarını büyük harfle yazıp birkaç tanesini az ve öz size aktarmaya çalışacağım. Çünkü bu kitabın adını arattığınızda öykülerin ne anlattığı hakkında bilgi edinemezsiniz. Ben biraz katkı sağlamak istedim.

    *ÖLDÜKTEN SONRA DOĞMAK, yaşamın bittiği, ölümün hüküm sürdüğü mezardan taşan bir yaşama konuk ediyor sizi. Mezardan kalktınız ve hayatınızı geçirmek istediğiniz, yarım kaldığını düşündüğünüz yere koşuyorsunuz, aşkınızın evine gidiyorsunuz. Sizi gördüğünde verdiği cevap ise "Biz artık düşmanız, Paul. Artık birbirimizi sevemeyiz. Ben canlıyım, sen ölü. (...) Doğal düşmanlarız biz." #38930571 burada ki düşmanlık, yaşamın ölüm karşısında ki zıtlığıdır.

    *ATEŞ SÜTUNU, mezardan ölüm doğurmaya devam ediyor. William Lantry 2349 yılında ölüm uykusunda uyanıyor ve beyaz pudra şekeri kıvamındaki bedeni ile uyumsuzluğa adım atıyor. Bu yüzyıl ona çok yabancı. Kitaplar yok edilmiş, insanlar düşünemeyen tek tip halini almıştır. Kendisi gibi ölüler yok edilmiş, mezarların içinde ki ölüler yakılmıştır. Kendisi son kalandır. Yok edilmeden önce uyanmış ve ölümü bu dünyaya getirmeye yemin etmiştir. Bu öyküden başlayarak edebiyat ve kitaplar karşımıza çıkıyor ve bize müthiş bir şölen yaratıyor aslında. Kütüphaneye gider Lantry ve Edgar Allan Poe var mıdır diye sorar…

    "Kim demiştiniz?”
    “Edgar Allan Poe.”
    "Dosyalarımızda bu isimde bir yazar yok.”
    "Bir kez daha bakar mısınız lütfen?”
    Bir kez daha baktı. “Ah, evet. Endeks kartına kırmızı bir işaret konmuş. 2265 yılındaki Büyük Yakma’dan önceki yazarlardan biri olsa gerek.”
    (…) Bu arada, hiç Lovecraft var mı elinizde?”
    “Seksle ilgili bir kitap mı?"
    Lantry kahkahayı bastı. “Hayır, hayır. Adamın adı o!”
    Kadın dosyaları karıştırdı. “O da yakılmış. Poe’yla birlikte.”

    *PARLAK ANKA KUŞU, 2022 yılında geçiyor, Kütüphane ile başlıyor hikâye. Kitapları yakmak için Kütüphanenin kapısını çalıyor Barnes. İnsanlık için yakmak istiyor, onun görevi bu. Kitapların kime ne faydası vardır ki? Kitaplar yakılırken, insanlar toplanmıyor bile, karşı bile çıkmıyor, unutmuşlar onları. “Kitaplar gibi insanları da yakmayacağım ne malum?” diyor ve doğru bir soru soruyor. Kitap yakan, insanı da yakar. Ki yakmadı mı zaten?

    *MARS’IN ÇILGIN BÜYÜCÜLERİ, 2100 Yılı Mars’ta bir sorun var ve oradaki sorunu kökten halletmek için bir roket fırlatıyor, dünyada ki kitaplar yakılmış, yazarlar da yakılmış. Geriye sadece Mars kalmış, çünkü Mars’a kaçmışlar. Bu hikaye de Edgar Allan Poe , Bram Stoker , Mary Shelley , Henry James , Lewis Carroll , H. P. Lovecraft , H. G. Wells , Aldous Huxley , Stendhal , William Shakespeare ve niceleri eşlik ediyor. Okurken bu dünyadan ayrılmak istemeyeceksiniz.
    "Çok acımasız bir adamsın, Poe."
    "Korkmuş ve öfkeli bir adamım. Ben bir tanrıyım, Hawthorne, tıpkı senin gibi, hepimiz gibi tanrıyım." #38983584

    *ÇILGINLIK KARNAVALI, Ray Bradbury Stendhal ‘ın önderliğinde bizi alıp götürüyor. Kendimizi Stendhal’ın kollarına bırakıp, gözümüzü kapatıyor ve karnavalın tadını çıkıyoruz! Edebiyatın en ürkünç karnavallarından bir tanesi ile karanlığın hüküm sürdüğü kalede, kötü ile daha kötünün karşılaşmasına konuk oluyoruz.
    "Cehalet, Bay Garrett, ölüm getirir." #36691790

    Kısa kısa ve bilerek yarım bırakarak anlattım. Her detay size spoiler olarak dönebilir o yüzden okuma zevkinizi almak istemedim. İncelemelerimde spoiler’a yer vermiyorum.

    *

    Kitapta, Fahrenheit 451 ‘in çok iyi bildiğimiz İTFAİYECİ hikayesi de mevcut. Ben bu hikâyeyi ezbere yakın biliyorum. İtfaiyeci yazılmadan önce, GECEYARISINDAN EPEY SONRA ‘yı yazıyor Ray Bradbury’i. İkisinin birbirinden farkları var ama bütünlük olarak aynı hikayeler. Öykücülüğünün iyi olmasının sebebi defalarca defalarca yazması ve edebiyata hakim olmasıdır. Geceyarısından Epey Sonra’yı okuduğumda farkları hemen hissettim. Guy Montag ile yeniden buluşmak fazlasıyla keyiflendirdi beni.

    Kitabın başlangıç konuları, birbirinden farklı. Hatta HBO’nun yeniden çevirdiği ve hiç sevmediğim 451 filmine de bu giriş hayat vermiş. Filmi 20 dakika zor izledim o yüzden geri kalanını pek bilmiyorum. İlk hikâyeyi yani Geceyarısından Epey Sonra’yı baz almışlar. İki hikâyeyi de okuyup kendiniz bu farkları bulabilirsiniz. Ben size iki örnek vereceğim.

    GECEYARISINDAN EPEY SONRA
    Hepsi Bay Montag’a baktı.
    “Dün gece yakaladığımız o yaşlı adama ne yapacaklar şimdi?” diye sordu Montag.
    “En az otuz yıl tımarhaneye atacaklar.” Sy.186

    İTFAİYECİ
    Hepsi Bay Montag’a baktılar.
    Bay Montag yutkundu. “Dün gece kitaplarla yakaladığımız o yaşlı adama ne olacak şimdi? diye sordu.
    “Tımarhaneye atılacak.” sy.274

    GECEYARISINDAN EPEY SONRA
    “Bir kız için ne çok şey düşünüyorsun,” demişti Bay Montag ona bakarak.
    “Düşünmek zorundayım. Düşünmek için o kadar çok vaktim var ki. Hiç televizyon izlemem ya da yarışlara veya lunaparklara ve onun gibi yerlere gitmem.” Sy.196

    İTFAİYECİ
    “Bir kız için ne çok şey düşünüyorsun,” demişti Bay Montag, huzursuz bir edayla.
    “Çünkü düşünmek için vaktim var. Ben hiç televizyon izlemem ya da oyunlara, yarışlara veya lunaparklara gitmem.” Sy.284

    Bu iki örnek birçok yerde önümüze çıkıyor. Sevgili Ray Bradbury tekrar tekrar okudukça daha iyisini yazabileceğini düşünmüş olsa gerek. Benim düşünceme göre de İtfaiyeci öyküsü daha derli toplu, daha usta işi olmuş. Kelimeler, diyaloglar daha iyi kotarılmış. Kitabın sonunda da farklılar var tabi ki. Okuyunca bütün farkları kendiniz analiz edersiniz. Unutmadan, 451 kitabında ki öykü İtfaiyecidir, gece yarısından epey sonra değil. Yakma Zevkinde ikisinin de olması çok isabetli bir karar. Zaten 451 öyküleri diye geçiyor.

    Bu kısa incelememi toparlamam gerekiyor artık. Kısa oldu bence… : )

    Öykülerini yazdığı yılları düşündüğümüzde bol bol “Gotik” edebiyattan alıntılar yapmış Ray Bradbury. Özellikle Poe’yu tanımayan okurlar, bu kitabı okuduktan sonra kesinlikle Poe’nun kitaplarına hücum edecektir. O kadar güzel detaylandırmış ve konu etmiş ki öykülere doyamıyorsunuz. Neredeyse, İthaki’nin “Karanlık Kitaplar Serisi” Yakma Zevki içinde geçen yazarlarla dizayn edilmiş diyeceğim. Kim mi onlar?
    Washington Irving , Stephen Graham Jones, Bram Stoker, Edgar Allan Poe, H.P. Lovecraft, Mary Shelley …

    Listeye buradan ulaşabilirsiniz: https://forum.kayiprihtim.com/...kitaplik-serisi/2874

    Kitapları yakanların “cahiller” olduğu düşüncesini aklımızdan çıkarmamız gerekiyor. Tam tersi, akıllı ve donanımlı insanların kitapları yaktığını ve yok ettiğini düşünebiliriz. Bilgiden, düşüncelerden, kitlelerin bu fikirlerden etkilenmesinden korkuyorlar. Korudukları tahtlarından olmamak için, kitlesel kitap kıyımları gerçekleştiriyorlar. 1984’ün yazıldığı döneme bakın. Araştırma yaptığınızda Sovyet Düşmanı yazar olan çıkıyor karşımıza Orwell. Hedef tahtasıdır. Kendisi de kitapları da yasaklıdır. Zaten kitabının basılması da kolay olmamıştır.

    Okunan kitap sayısı, çoğalmak yerine her yıl azalırsa, bu öngörüler rahatça gerçekleşecektir. İnsanların önem vermediği kitaplar yakıldığında, sabah işlerine gitmeye, yemeklerini yemeye devam edeceklerdir emin olabilirsiniz. Bir grup azınlık direnir ve onlarda susturulur zaten. Her kitap değerli midir sorusu başka bir konudur. Buna kesinlikle evet diyemeyiz. Safsataların dolu olduğu, sırf propaganda yapmak için ısmarlama şekilde yazılmış kitaplar değerli kitaplar değillerdir. Genellikle, tarihi; gerçeklerden saptırmak için uydurulmuş yazılardır. Dünyanın her yerinde bu kitaplara rastlamak mümkündür.

    "On yıldır dünyanın beynini öldürüyor, üstüne gazyağı döküyorum. Tanrım, Millie, bir kitap bir beyin demek.
    Biz tüm bu yıllar boyunca sadece o kadını ya da onun gibi bir sürü başka insanı öldürmedik.
    DÜŞÜNCELERİ YAKTIM BEN, PERVASIZCA, CAYIR CAYIR" #39087426

    Birisi korkutucu kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi sistemi eleştiren kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi geçmişin gerçeklerinden bahseden kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi 2+2=4’tür diyen kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    BURN IT MR. MONTAG, BURN IT!!!

    Jorge Luis Borges şöyle der:
    "İnsanın araçları içinde hiç şüphesiz en şaşırtıcısı kitaptır. (...) kitap bambaşka bir şeydir: Kitap belleğin ve hayal gücünün uzantısıdır." #39269501

    *

    Her Şeyi YAK GİTSİN - I --:>> #30692194

    Bilimkurgu - Çizgiroman - Manga Etkinliğimiz: #28996895

    Ray Bradbury Etkinliğimiz: #38068128

    *

    İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim.
    Kitaplarla kalın!
    Onlara birisi el uzatırsa, ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz!
    Montag ne yaptıysa, sizde onu yapın! 10/10