…Biz geleceği düşündükçe, hayatı dışlıyoruz. Einstein'ın dediği gibi, zaman içinde yaşadığımız bir durum değil, bizim düşünme biçimimiz. Benim bu
kitaptan anladığım şey, gerçek olana odaklanmamız gerektiği çünkü zamanı bu şekilde yaratıyoruz. Durmadan gelecek denen o soyut hiçliği düşünerek değil."
Kitap delileri vardır meselâ. Bunlarda kitap toplama arzusu durdurak bilmez. Kitabı okumak için almazlar, seyretmek, üzerinde yatıp uyumak, okşamak için edinirler. Bazıları da kitapgizlerdir. Kitabı kilit altında tutar, kimseye göstermez, kıskanırlar. Kitap düşmanları vardır kitaptan tiksinir, nefret eder, elini bile süremez. Sonra kitap yakanlar, kitap yırtanlar.
-Vay be!.. Ama bunlar çok af edersiniz, yani bir tür manyak oluyor değil mi?
⁃ Elbette.. Nasılsa içlerinde ben de varım.
⁃ Sizinkisi hangi sınıfa giriyordu.
⁃ Benimki en zararsızı. Kitapsever, tutkun. Kitapları seçip alırlar ama kafalarına koydukları kitaba sahip olmak için her fedakârlığa katlanırlar. Sahip oldukları kitaplardan başkalarına övgüyle bahsetmekten hoşlanırlar.
Bazıları, yalnızca birkaç Marksist kitap okudukları için çok şey bildiklerini sanıyor. Oysa okudukları ne zihinlerine yerleşiyor ne de düşüncelerinde kök salıyor; bu bilgileri uygulamayı bilmiyorlar, sınıf duyguları ise eskisi gibi kalıyor. Kimileri de büyüklenmeyle malul; kitaptan birkaç cümle ezberlediler mi kendilerini önemli biri sanıyorlar, burunları Kaf Dağı'nda geziyorlar. Ama bir fırtına koptu mu, işçilerin ve emekçi köylülerin çoğunluğuyla tutumlarının ne kadar farklı olduğu hemen ortaya çıkar: Onlar ikirciklidir, belirsizdir; oysa halk kararlıdır, tutumu nettir.