Ve insan olduğumu hissediyorum. Ve insanın çok değerli bir şey olduğunu hissediyorum - belki yıldızdan da önemli. Bu ilahiyat değil. Benim Tanrılara eğilimim yok. Ama insan ruhu denen o pırıltılı şeye karşı bir aşk beslemeye başladım. Evrenin güzel ve eşsiz bir unsuru o.Daima saldırı altında, asla yok edilemez -çünkü 'hükmedebilirsin."
Bense ruhsal acıdan söz ediyorum! İnsanların yeteneklerinin, çalışmalarının, yaşamlarının boşa gittiğini görmelerinden. Akıllıların aptallara boyun eğmelerinden. Güçlülük ve cesaretin kıskançlık, güç hırsı ve değişme korkusu tarafından boğulduğunu görmelerinden. Değişme özgürlüktür, değişme yaşamdır- Odocu düşünce için bundan daha temel şey var mı? Ama artık hiçbir şey değişmiyor! Toplumumuz hasta. Biliyorsun. Sen de onun hastalığını yaşıyorsun. Onun intihara sürükleyen hastalığını!"
Ben uçan bir şeyim, rüzgarın sürüklediği bir kağıt parçasıyım, tuhaf bir kuşum. "Biraz hiç geçmeyen yükseklik korkusuyla yere yapışmış gülünç bir balıkçıl, biraz da bulutların altında topallayan Baudelaire'in albatroslarından biri."
Çocukluğumuz sonlanıp yetişkin olduğumuzda neredeyse
her halimiz kayıt altına alındığı için, bir yaşantımızı unutmak istediğimizde unutamamak ve sonradan hatırlamanın keyfine de varamamak ne hazin bir şey olurdu. Düşünsenize her şeyimizin kayıt altında ve orada olması. Üstelik "şimdi ve burada"ya pek uğramadan...