Hölderlin, Kleist ve Nietzsche
Kendi zamanıyla bağlantı kuramamış, kendi kuşağı tarafından anlaşılmamış olarak, mesajlarını bir meteor gibi kısa, parlak ışıklarla geceye yaydılar. Onun yolunu, onun anlamını kendileri de bilmiyordu, çünkü onlar sadece sonsuzdan gelip sonsuza gidiyorlardı: Varlıklarının ani düşüşü ve yükselişi içinde gerçek dünyaya şöyle bir dokunup geçtiler.
"Her an ayağımız tökezleyip düşebiliriz. Zaten herkes ayağının sürteceği o melun taşı kendi içinde taşımaz mı? "
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Hoşgörülü olmak.. Ama nereye kadar?
Sözcük böyle yaygınlaşınca kökeni konusunda kafa yormaya başladım. Nereden geliyor, anlamı nedir, bu istilanın ötesinde ne işe yarar? Tolerans kelimesi Latince tollere fiilinden geliyor ki, bunun anlamı taşımak, katlanmak anlamına geliyor. Gündelik yaşantımda ben köpeklerimin evin içini kirletmelerine katlanamam ama birinin uzun süren hastalığı sırasında onu hoş gördüm; minik dişi köpeğim önce arkasında bıraktığı minik göller yüzünden dehşete kapıldı ama sonra durumu anladı ve minnet duygusunu ifade etmek için elimin tersini yalamaya başladı. Genellikle iktidar ve üstün konumda olan biri bir başkasını hoş görür. Bazen kişisel nedenlerle ve geçici olarak bu iktidar ve üstünlük konumu gündeme getirilmez, kullanılmaz. Köken olarak eşanlamlısı olan katlanmak benim nazarımda biraz farklıdır. Başka türlü davranamıyorsam, düşük ve zayıf bir pozisyonda bulunuyorsam, bütün kaçış noktalarım kapalıysa katlanırım. Ama katlanmanın da bir sınırı vardır. Edebiyatın başyapıtları -aklıma von Kleist'ın Michael Kohlhaas adlı kitabı geliyor- yüzyıllardan beri bize bunu anlatıyorlar ve gündelik hayat daha mütevazı bir şekilde bize her gün bunu hatırlatıyor. Ansızın kocasını bıçaklayan kadın, müdürünün otomobilini yakan mobbing kurbanı, sokak ortasında ansızın deliren ve gelip geçene elindeki şişeyle saldıran yabancı... Bunların hepsi yalnızlığa, şiddete, zorbalığa katlanma olanağı kalmamış insanlardır. Durumlarda ve hayatlarda geri dönüşü olmayan dönemeç noktaları vardır; bu, denizde seyrederken ansızın bir rüzgâr çıkmasına ve esintinin tekneyi beklenmedik bir yöne sürüklemesine benzer. Haline katlanmakta olan kişi bundan vazgeçer, hoşgörülü olan hoş görmekten bi-kar ve tam tersi bir davranış sergilemeye başlar. Eğer sağlıklı köpeklerim, hasta köpeği taklit etmek için evin içini
Sayfa 23·Kitabı okudu
Önümdeki seneler bana tahammül edilemeyecek kadar hazin görünüyordu. Bu yüke katlanmak için bir sebep bulamıyordum. Tam düşüncelerimin burasında gözlerimden bir perde sıyrılır gibi oldu. Bulunduğum yerin neresi olduğunu hatırladım. Bu göl, Wannsee’ydi. Bir gün Maria Puder’le Potsdam’a, İkinci Frederik’in “Gamsız” sarayının parkını gezmeye giderken, o, trenin penceresinden burasını göstermiş, şimdi bulunduğum ağaçların altında yüz seneden fazla bir zaman evvel bedbaht Alman şairi Kleist ile sevgilisinin birlikte intihar ettiklerini söylemişti. Beni buraya getiren neydi? Rastgele yürürken gözüm bu taraflara ilişince neden hemen sapmıştım? Hatta neden evden çıkar çıkmaz bu istikameti tutarak sözleşmiş gibi buraya gelmiştim. Dünyada en güvendiğim mahluktan ayrıldıktan ve onun, iki insanın ancak muayyen bir hadde kadar birbirine yaklaşabileceklerine dair söylediklerini dinledikten sonra, ölüme bile beraber giden bu insanların hayattan ayrıldıkları yere gelmek suretiyle ona bir nevi cevap mı vermiş oluyordum? Yoksa sadece kendimi inandırmak, dünyada yarı yolda kalmayan sevgiler de bulunabileceğini hatırlamak mı istemiştim? Bilmiyorum. Hatta bunları o zaman düşünüp düşünmediğimi de iyice tayin edemiyorum. Fakat bulunduğum yer, birdenbire ayaklarımın altını yakmaya başlamıştı! Kadının göğsünde ve erkeğin kafasında birer tabanca kurşunuyla, yan yana uzandıklarını görür gibi oluyordum. Çimenler arasından kıvrıla kıvrıla akan ve bir gölcük halinde birleşen kanlarına bastığımı zannediyordum. Mukadderatları gibi kanları da birbirine karışmıştı. Ve işte şurada, birkaç adım ileride yatıyorlardı. Hâlâ beraberdiler... Geldiğim yoldan, gerisingeriye koşmaya başladım...
1000Kitap
Hayata hiçbir zaman (Goethe gibi) net bir Evet diyememiş olan Kleist, şimdi ölüme özgür ve mutlu bir Evet demektedir: Harika bir tınıdır bu, ilk defa, bütün varlığı bir çan gibi berrak ve ahenkli çalmaktadır. Kaderin çekiç darbeleri altında bütün zayıflıklar dağılmakta, bütün donukluklar ufalanmakta, söylediği, yazdığı her sözcük ihtişamla gümbürdemektedir şimdi.
Düşünce insanı denilen insan, kendini o çığır açan yapıt dediği tek yapıtla bozar ve sonunda gülünç duruma düşürür, ister adı Schopenhauer olsun, ister Nietzsche, fark etmez, ister Kleist olsun ya da Voltaire, kafasını harap eden ve sonunda kendini anlamsızlaştıran zavallı insanı görürüz. Tarih onu ezip geçmiş ve geride bırakmıştır. Büyük düşünürleri kitaplıklarımızda tutukladık, oradan bize ilelebet gülünçlüğe mahkûm edilmiş olarak bakarlar. Gece gündüz kitaplıklarımıza hapsettiğimiz büyük düşünürlerin yakarışlarını duyuyorum, o gülünç düşünce büyükleri dumura uğramış kafalar olarak camın arkasındalar. Bütün bu insanlar doğayı zimmetlerine geçirdiler, düşüncede ağır suç işlediler, bu yüzden cezalandırıyorlar ve kitaplıklarımıza sonsuza dek tıkılıyorlar. Çünkü kitaplıklarımızda boğuluyorlar.
Edebiyat