Yahyâ, Buhara Gönüllüsü Şevket abi vardı. Bembeyaz sakalları, dinginliği, vakarı, büyüklere sadakati insanda hayranlık bırakır ve doğrudan cezbederdi ve de insanda kendisiyle konuşma isteği uyandırırdı. Konuşmaya başlayınca da büyük bir hayâl kırıklığı olurdu. Her sohbette hemen hemen aynı şeyleri anlatır, namaz kıldırırken dili dönmediği için bâriz tecvit hatâları yapar bu da insanlar arasında dedikoduya sebebiyet verirdi. Özellikle iyice yaşlanıp gözleri zayıf görmeye başlayınca kitaptan okuduklarını da kekeleyerek okumaya başlamıştı. Bu da daha can sıkıcı bir hâl alıyordu. Ben dâhil birçok kişi bundan şikâyet ederdik. Yaşının verdiği tecrübeyle olsa gerek arkasından konuşulanları, bıyık altından gülenleri hisseder ama hiçbir şey söylemezdi. O büyük bir sadakatle verilen emri yerine getirmekten başka bir şey düşünmezdi.
Günler böyle akıp giderken bir gün hastaneye kaldırıldığını işittim. İki gün sonra da evine göndermişlerdi. Akciğer kanseri olduğu ve bir-bir buçuk ay ömrünün kaldığını öğrendiğimde o eleştiren birkaç kişiyle birlikte riyakârca ziyaretine gittik. Şevket abi bedenen bitik bir hâldeydi ama ruhen acayip bir zindelik içindeydi. Konuşmaya başlayınca o kekeleyerek konuşan, sürekli aynı şeyleri anlatan abi gitmiş de yerine başka birisi gelmişti sanki. Öyle bir sohbet veriyordu ki değme hatipler bu üslûba erişememiştir. Böyle tane tane, kendinden bir şey katmadan, geldiği gibi anlatıyor, sohbet su gibi akıp yolunu buluyordu. Bu durum dilden dile dolaştı ve bütün ilçe haberdar oldu. Peyderpey insanlar ziyaretine gidiyor, sohbetinden istifade ediyor, şaşkınlıktan apışıp kalıyorlar ve iyileşmesi için dua edip bir ân önce sohbete başlamasını bekliyorduk.
Son ziyaretine gittiğimizde: **"Bana öyle şeyler gösterildi ki şimdi size anlatsam hiçbiriniz inanmaz ve