Benim için bu kitap devrim düşüncesinin tohumlarıdır. Manifesto niteliğinde söylemler, devrime giden metinler, betimlemeler ve acılar… Herhalde John Steinbeck bu kitabın ikinci serisini yazsaydı(belki de vardır da ben bilmiyorumdur), kitapta halkın devrimini anlatmış olurdu…
Steinbeck, ince ince yazarak bir halkın sömürülüşünü, kapitalizmin ağırlığını ve bunlara karşı olgunlaşan o büyük öfkeyi, “kızıl”ı, anlatmış. Tektipleştirmek kolay oluyor sömüren için, sömürülen sadece yaşamak isterken ve neye uğradığının ve neyle suçlandığının farkında bile değilken…
En kolayıdır sömürülen bir halkı herhangi bir örgüt veya ideolojiyle bağdaştırmak, onunla hitap etmek nefret ettiğine, onunla köşeye sıkıştırmak, ezmek, saldırmak… ama anlamak zor olandır, ve kendini üstün gören zaten anlamak istemeyecektir; üstünlüğünü daha da ağırlaştırarak devam etmesini isteyecektir… bunun karşısında da teslim olmanın sınırı yoktur, Casy gibi düşünecekler olacaktır, çıkmazlar yaşayanlar, yanlışı görüp eninde sonunda doğruyu bulanlar, ve Tom gibi o yola girmek zorunda kalanlar… ama ne farkeder? Onlar “kızıl”lardır sadece, gerisi önemsizdir ve nefret nesnesinin kendisi olmuşlardır her biri. Bitmeyecektir ve yeniden yeniden dirilecektir halkın mücadelesi tekrardan yaratacaktır kendini, umutsuzluğu yaşayarak ve her şeyi kaybederek. Hiçlikten varoluşa yürüyüş budur aslında.
Kitabın sonuna ayrıca değinmek istiyorum. O son kısımda sadece derin bir nefes aldım ve hiçbir kelime geçmedi daha aklımdan. Kelimelerim yetersiz kalıyor…
Nuri Öğretmen öne çıkmış, Cumhuriyeti anlatmıştı komşulara: "Cumhuriyet, idarelerin en iyisidir, her vatandaş eşit haklara sahiptir Cumhuriyette.. Bir çobanla bir vali birdir.. Devrimler, halkı daha iyi yaşatmak için yapılmıştır.. Cumhuriyet.."
Tümüyle köleliğe dayanan ve gücüne güç yetmez gibi görünen Roma İmparatorluğu, silahlanarak Spartaküs'ün önderliği altında büyük bir ordu oluşturan kölelerden darbe üstüne darbe yiyerek büyük sarsıntılar yaşamıştır.
Nurhak Dağları, Eşekli Köyü, Gemerek... İşkenceler, banka soygunu, ABD’li askerlerin kaçırılması.
Daha önce Denizler hakkında birkaç kitap daha okumuştum; Dar Ağacında Üç Fidan mesela. Daha romanımsı, anlatım olarak da daha güzel, masal gibi kitaplardı.
Bu kitapsa onlardan biraz daha farklıydı; Erdal Öz’ün cezaevi notlarından oluşan bir kitap. İşkenceler daha gerçek anlatılmış, birinci ağızlardan.
Mücadeledeki diğer insanları daha fazla tanıdım; Sinan Cemgil, Kadir Manga, Alparslan Özdoğan, Mete Ertekin, Mustafa Yalçıner, İrfan Uçar ve diğerleri.
Ve kitabın sonunda; her okuduğumda gözlerimi dolduran o 3 son mektup; sanki ölüme değil de devrime gider gibi yazılan, her seferinde ilk sefer ki gibi okuduğum.