Bu korkunç Devrim'den, insanlık tarihinde, ekilmeden biçilmiş tek hasatmış gibi -sanki ortada hiçbir ihmal yokmuş ya da Devrim'e yol açacak hiçbir şey yapılmamış gibi-bahsetmek tam da Monsenyörler gibi kaderleri tersine dönmüş mültecilere ve tipik muhafazakar İngiliz doktrinine uygun bir tavırdı; sanki Fransa'da sersefil yaşayan milyonlarca insanı ve halkın refahını kolaylıkla artırabilecek kaynakların yanlış ve uygunsuz kullanımını fark etmemişler, Devrim'in kaçınılmaz olarak geleceğini yıllar öncesinden görüp bunları gayet anlaşılır ifadelerle kayda geçmemişler gibi...
Sadece bir hükümet, bir parti, bir sınıf veya bir istismarcı yerine bir başkasını getirmek zekâ değildir.
Kanlı devrim asla sorunumuzu çözmez. Ancak bütün değerlerimizi düzelten, içe dönük derin bir devrim farklı bir çevre, zeki bir sosyal yapı yaratabilir ve böyle bir devrim sadece sizin ve benim tarafımızdan gerçekleştirilebilir.Bizler bireysel olarak kendi psikolojik bariyerlerimizi yıkmadan ve özgürleşmeden, yeni bir düzen ortaya çıkmayacak.
Gûlê devrim oldu!
Ama sen yoksun,
Her sokak başında seni arar oldum.
Şam'a devrim dediler!
Ankara'da havalar soğuktu;
Ben seni Akdamar da bulmak isterdim.
Bağdat'ta sensiz gece olurken,
Akdeniz ikimizin yüreğine yara bıraktı,
Sen giderken!
Ben baka kaldım.
Gûlê devrim oldu...