kadercilik ve uyuşukluk, çevreyle baş edememenin doğal sonuçlarıdır. deneysel olarak aşırı yüklemeye maruz birakılan bir kobay da sonunda sessizce bir köşeye çekilir ve ayaklarını ağzına götürerek amaçsızca çiğner.
Kadercilik ezenin tüm sorumluluğunu ortadan kaldırır, kötülüklerin, sefaletlerin ve yazgının nedeni Tanrı'ya bağlanabilir. Birey bu şekilde Tanrı'nın buyurdugu yıkımı kabul eder, sömürgecinin ve yazgının önünde eğilir ve içsel yapısının bir anlamda yeniden yapılanmasıyla taş gibi sakinleşir.
Aristo’nun yönlendirmesiyle beni içine çeken bu tragedyanın ön sözünden bir şeyler paylaşmak istedim. Bu ön sözün de bir inceleme değerinde olduğunu düşünüyorum bu yüzden önce eserin sonra ön sözün okunmasını tavsiye ediyorum.“ Ele alınan problemin, kader probleminin, her zaman canlı, taze kalacak, okuyanları da, seyredenleri de ilgilendirecek nitelikte olması eseri ölmezliğe kavuşturmuştur. Yazılalı yirmi beş asır geçtiği halde, eskimemesinin sırrını bu özellikte aramak doğru olur, çünkü Oidipus, kadercilikle savaşan insanların başında gelir. Dünya görüşü, tanrı anlayışı bakımından incelenmeye değer.”
Her şey aydınlandı artık… Ey gün ışığı, bu seni son görüşüm olsun! Doğurmamalıydı beni doğuran, birleşmemeliydim birleştiğimle, öldürmemeliydim öldürdüğümü…