SUSUYORUM
Susuyorum,
Konuşmaya değmez bu dünya
Kötülük başlara taç olmuş
Açlık, kin ve öfke kaplamış yeryüzünü
Savaşlar nedensiz, ölümlerse cinayet
Söylenecek ne var ki?
Susuyorum,
Konuşmaya değmez bu dünya
Zulmet sarmış her yanı
Sabır ama (kör), insaf sağır
Sevgi yoksul, saygı aç
Söylenecek ne var ki?
Susuyorum,
Konuşmaya değmez bu dünya
Ateşlere düşmüşüz de bilmiyoruz
Nefis vicdanı boğmuş
Bir ben davasının peşindeyiz
Söylenecek ne var ki?
Susuyorum,
Konuşmaya değmez bu dünya
Her şeyin var maddi karşılığı
Zevkler cisme bürünmüş
İnançlar menfaate göre
Söylenecek ne var ki?
Susuyorum,
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanlığın “uzay macerasıyla”, nükleer güçlerin tırmanışı benzer işlevlere sahiptir. Bu durum 1960’lı yıllarda Kennedy ile Kruşçev’in kolayca bir araya gelerek “barış içinde yaşama ve gelişme” düşüncesini benimsemelerini sağlamıştır. Öyleyse uzay araştırmalarında ulaşılan son hedef, son aşama nedir sorusunu sorabiliriz. Ayın fethi ne anlama gelmektedir, uzaya uydular yollamanın amacı nedir? Bütün bunların amacı evrensel bir yerçekimi modeli oluşturmaktır. Başka ne olabilir ki? Bütün bunların amacı bir uydulaşma modeli, hiçbir şeyin rastlantısal olmadığı, programlanmış bir mikro-evren hâline getirilmiş uzay kapsülünün kusursuz bir çekirdek görevi yapması değil midir? Yalnızca rota, enerji, hesap, fizyoloji, psikoloji ve çevreden oluşan, hiçbir şeyin rastlantısal olamayacağı, normların her şeyi egemenlikleri altına almış oldukları bir evren. Yasadan yoksun ancak ayrıntılara özgü işlemsel içkinliğin yasa yerine geçtiği bir evren. Her türlü anlam tehdidinden arındırılmış, yerçekiminin etkisinden kurtulmuş ve mikropların yok edilmiş olduğu (sterilize) bir evren. Zaten insanı büyüleyen şey de işte bu kusursuzluktur. Çünkü insanları büyüleyen şey Aya ayak basmak ya da bir adamın uzayda yürümesi değildir (böyle bir şey olsa olsa daha önce görülen düşlerin gerçekleşmesi anlamına gelecektir). Hayır, insanları hayrete düşüren şey teknik programlamayla manipülasyonun düzeyidir. Programlanmış bir serüvene özgü akış düzeninin içkinleşen büyüleyiciliğidir. İnsanın olasılıklara hâkimiyeti ve kusursuz bir norm düzeni karşısındaki büyülenmedir. Bu korku ve içtepiden yoksun bir ölüme benzeyen modelin yarattığı kaygıdır.
Çok güzel kokuyor.
Kitabın Robinson Crusoe 2. versiyonu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ele alınan karakter hayatta kalma savaşı veriyor, bilimkurgu romanından beklemeyeceğiniz gerçeklikte geçiyor. Tarihte yaşanmış bir olayın belgelerinden oluşturulmuştur dense, rahatlıkla inanabilirdim. Bu biraz da benim uzay & NASA konularındaki yetersiz bilgilerimle alakalı, kitabın herhangi bir bölümünde "hadi be, CO2 filtresinin ters bağlamayla çalışması imkansız" diyemem, ama bir NASA görevlisine bu kitabı okutup eleştirisini almamız lazım. Yorumlarda okuduğum kadar harikulade bir roman değildi benim için, bilmediği şeyler insanoğluna hep ilgi çekici gelmiştir, kitaptan çok çok fazla etkilenen arkadaşların da uzay konusunda kitaptaki herhangi bir kısmı reddedecek düzeyde bilgisi olmamalarına bağlıyorum. Çünkü kitapta çok fazla terim kullanılmış; istediğimiz kadar araştıralım, okulunu okumuş ve üstüne senelerce lisans ve profesörlük eğitimi almış biri kadar kesin yargılar getiremeyiz. Bunun dışında bir yazılım mühendisinin de bu kadar başarılı bir uzay romanı yazmasını da beklemiyordum, takdire şayan oluşu yazara övgü içinse tüm olumlu yorumlara ben de katılıyorum.
Şimdi filmini izleyeceğim, çok keyif alıyorum kitabını okuduğum romanın filmini izlemekten. Kitabı uzay meraklılarına öneriyorum, uzay merakı pek bulunmayanlara şahsi önerim, kokusu için okunmalı. Sahiden çok güzel kokuyor.