--kozmolojik görüş, tasarım görüşü, ahlaki görüş, ontolojik görüş, bilinç görüşü ve deneyime dayalı görüş-- söylemeliyim ki net sonuç fazla etkileyici değil. Gerçek olmasını istediğimiz bir şey için rasyonel haklılık arıyor gibiyiz.
Ödön Von Horvath, Tanrısız Gençlik: Nazi Almanyasında faşizmin olduğu ortamda bir lisede geçiyor. Tarih ve Coğrafya dersine giren, Tanrı inancını kaybetmiş bir öğretmen tarafından anlatılır. "ZENCİLERE" insan dediği için öğrencilerin nefretini kazanıp, bu konunun milli eğitime kadar gidip şikayet edilerek uyarı almasıyla başlar.
Faşizmin altında olan, ırkçılık yapan bir toplumun etkilerini gösterir. Ulusal ve milliyetçi olan bu toplum, vatanı için canını verecek bu toplumun gençleri de daha çocukken ellerine silah alıp savaşmayı isterler. Bütün gençler asker olarak görülmektedir.
Askeri eğitim için kampa giden, o kampta bir öğrencinin cinayete kurban gitmesiyle devam eden, ölen çocuğun katilinin en yakın arkadaşı tarafından yapıldığı bir olay örgüsü ile çıkmış yazar karşımıza. Gençlerin bu denli insanlıktan çıkmasını yazar, insanların Tanrı' yı unutmasına bağlıyor.
Gençlerin empatisiz, militarist ve faşizm propagandaları sonucu geldiği nokta karşısındaki çaresizliği gençlere dayatılması sonucu gençlere istediklerini yaptırıp istedikleri gibi şekil veren bi yönetim. (Gençlere dini dayatarak günah diye sorgulamaları kapatan bizim toplum geldi aklıma)
Gençlerin bu denli her şeye kinlenerek tanrıyı unutmaları... "Tanrı nasıl bütün sokaklardan geçer de onları görüp yardım etmez?" şeklinde küçük küçük eleştiriler yapılır.
Bu kitapta ciddi bir sistem, ideoloji ve insanlık eleştirisi var. Zevkle okuduğum, gayet akıcı bir kitaptı. Sorgulatmaya yönelik bir çok konu vardı içinde, tavsiye ederim. Tanrısız GençlikÖdön Von Horvath
Evrenin şu anki formu, sonsuz güçlü sonsuz bilinç’in varlığı ile daha iyi açıklanabilir. Hassas ayarlar gibi pek çok konuda bilinç, güç, sonsuzluk görürüz ve aksi açıklamalar kabızdır, sakattır.
(Ateist izahlarda), tüm sorulara “çünkü evrim…” diye başlayan bir cevap görüyorum. yani “tanrı” kavramının tüm fiillerini “evrim” diye bir tanrıya yükleme işi. Evrim vardır, kabak gibi de vardır da her şeyin yegâne cevabı gibi muamele görmekte, çok fazla ortada gezmektedir ve sıkça hatalı kullanılmaktadır. Yoksa evrimsiz ne açıklanabilir ki?
Bilim bana Tanrı'nın mutlaka var olması gerektiğini söylüyor. Aklım bana Tanrı'yı asla anlayamayacağımı söylüyor. Ve kalbim bana mutlaka anlamam gerekmediğini söylüyor.
Evrenin koca bir saat dükkanından başka bir şey olmadığı temel gerçeğini ciddiyetle ele alacak olursak, bunu söyledikten sonra saatçinin varlığının yadsınabilmesini aklım almıyor; Voltaire bile saatçiye inanmayı reddetmemişti. Önceden belirlenmiş bir plana uymuyor gibi görünen bazı olayları düşünerek (ama olayların uyup uymadığını anlamak için önce planı bilmek gerekir tabii), o yüce akılda bazı kusurlar bulanları anlayabiliyorum tabii. Anlıyorum, ama iddialarını kabul etmiyorum. Aynı şekilde dünyada bunca kötülük varken, o yaratıcı akıla sonsuz şefaat sahibi denemeyeceğine de aklım eriyor. Evet, anlıyorum, fakat gene kabul etmeksizin. Ne var ki bu aklın, yani Tanrı’nın varlığını inkar etmek, insan zekasına musallat olan aptallıklardan biri gibi geliyor bana.