İki gencin çocukluktan süregelen ve hayatın tüm zorluklarına karşı birbirlerine sığınarak büyüttükleri derin aşkını konu alan Güney Kore edebiyatına ait Açlık, sunduğu özgün konu ve anlatmak istediği o sarsıcı ana fikirle başlangıçta beklentimi oldukça yükselten bir eser oldu. Kitap, bir insanı yokluğunda bile ne kadar derinden sevebileceğimizi, sevginin insanın varoluşunu kanıtlayan en güçlü bağ olduğunu ve dünyaya karşı bir direniş biçimine dönüşebileceğini felsefi bir boyutta sorguluyor. Ancak, bu güçlü temalara ve kötü bir kitap olmamasına rağmen, eserin bana pek hitap etmediğini ve bende beklediğim o çarpıcı etkiyi yaratmadığını söylemeliyim. Çünkü ben kitap okurken karakterlerle doğrudan bağ kurmak, onların en derin hislerini anlamak ve yaşadıkları tüm duyguları kendi içimde hissetmeyi arzulayan bir okurum. Muhtemelen yazarın anlatım dilinden ve mesafeli tarzından kaynaklı olarak, hikâyedeki o büyük acılar ve köklü duyguların hiçbiri ne yazık ki bana geçmedi; bu yüzden roman, sunduğu etkileyici potansiyele rağmen benim yüksek beklentilerimin altında kalmış oldu.