Alper Gencer - Şarkısızın Şarkısı
susamıyorum sevgilim
çünkü havada sesimi doğuran bir esir var
bütün çilingirleri sofralara çekerek
kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum
kapısında kaldıkları sahiden evleri mi?
bir kilidi açmak kolay değil o kadar
hırsızın belki de yoktur kabahati!
**
selam ile insan insana iliklenir
başında ortasında ve sonunda yine selam
çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim
**
bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov!
kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları
vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini
devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül
**
ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak
bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar
**
çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor
**
bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım
gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma
gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma
çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan
vardım ki seni sevdim
seni sevdim evler arasından bir evdin
Türkiye'nin yetmişlerini ifade edecek tek bir kelime seçilmesi gerekse, muhtemelen o kelime "sokak" olurdu. "Sokak"; işçi, memur, öğrenci, kadın ... sosyal, siyasal, ekonomik vb. sorunlarda hemdert olmuş tüm yetişkinlerin olduğu kadar, dönemin çocukları için de önemli bir kavram ve mekandı. Okuldan gelince siyah önlüklerini fırlatıp atan yetmişlerin çocukları "sokağa çıkar", ortada sıçan ya da saklambaç oynamak için ya kaleye mum dikerler ya da "ay may kumay, Cevdet Sunay, Nihat Erim, kel kafanı yerim" tekerlemesini söylerlerdi. Beştaş ya da misket oynanır, topaç çevrilir, gazoz kapağı, çiklet kağıtlan ve renkli peçeteler biriktirilirdi. Boş tarlalarda ya da "sokak aralarında" oynanan futbol maçlarında ise oyun her zaman "beşte devre, onda biter" ve "üç korner, bir penaltı" sayılırdı. Velhasıl "sokak", yetişkinler için olduğu gibi, dönemin çocukları için de özgürlüğün alanıydı; çocuklar için de renkli ve bir o kadar da politize idi. O yüzdendir, belki de, dönemin çocuklarının en entelektüel eğlencesi adam asmaca oyunuydu.
Geriden sağ ayağının içiyle sağ çizgi boyunca bana düzgün paslar atan seninle mi evliydim, yoksa bir korner sırasında karşı takımdan birinin ayağına basarak bileğimi burktuğumda kale arkasına, yanıma koşan Nihal’le mi?
Üretkenliğindeki aksaklıklardan yakınan Körner'e yazdığı mektubun bu bölümünde şöyle der Schiller: "Bana öyle geliyor ki, yakınmaların, us'unun hayal gücün üzerindeki baskısından kaynaklanıyor. Us'un hayal gücünden akıp gelen düşünceleri adeta daha kapının eşiğinde karşılayıp pek sıkı bir denetimden geçirmesi öyle anlaşılıyor ki iyi değil, tersine ruhun yaratıcılığı açısından zararlı bir şeydir. Ötekilerden soyutlanıp tek başına ele alınan bir düşünce çok önemsiz ve pek acayip görünebilir, ama belki hemen arkadan gelecek düşünce onu önemli kılacak, belki kendisi gibi tek başlarına aynı şekilde tatsız izlenim bırakabilecek başka düşüncelerle belli bir ilişki içinde hayli tutarlı bir bütün oluşturacaktır: Bir düşünceyi ötekilerle ilişki içinde görebilecek kadar sabredemeyen us, bu konuda bir değer yargısı verebilecek durumda değildir. Yaratıcı bir beyinde ise, bana öyle geliyor ki, us hayal gücünün kapıları önündeki nöbetçilerini geriye çeker, düşünceler olduğu gibi karmakarışık doluşur ustan içeri; ancak bundan sonradır ki, us, o büyük düşünce kalabalığını topluca ele alıp gözden geçirir."
Sayfa 100 - Yapı Kredi Yayınları, 8. Baskı, Mart 2025·Kitabı okudu
Kayıp bir çocuk…
Ve ortaya çıkarılması gereken bir yalan ağı…
Varlıklı bir ailenin on beş yaşındaki çocuğu olan Oscar Dreyer-Hoff kaybolduğunda, herkes bunun her zamanki kaybolmalarından biri olduğunu ve yirmi dört saat içinde ortaya çıkacağını varsayar. Ancak saatler ve günler geçtikçe aile daha da telaşlanır ve dedektif Jeppe Kørner ve Anette Werner Oscar’ın hayatını daha derinlemesine araştırmaya başlar.
Aileye kötü niyetli notları kim gönderiyordur? Oscar’ın en yakın arkadaşı hangi sırları saklamaktadır? Ve limanda gerçekten neler olmaktadır?
Kørner ve Werner’in şimdiye kadarki en zorlu davasında, ellerindeki az kanıtla, Oscar’ı bulma ihtimalleri gittikçe azalmaktadır.
Çoksatan Kiracı ve Kelebek Evi romanlarının yazarı Katrine Engberg, Kopenhag
polisiyesi serisine gerilim ve muamma dolu Rıhtım ile devam ediyor.
“Engberg’i okumak, Jo Nesbo’nun ilk dönemlerini okumak, büyük bir polisiye yazarlığı kariyerine adım atmak gibi.”
—The New York Times Book Review