Nisâ 77: (Savaş emredilmezden evvel) kendilerine: "(Size eziyet eden müşriklere karşı, savaştan şimdilik) ellerinizi çekin, namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin." denilen kimseleri görmedin mi? (Kendilerini korumak için) savaş yazılınca (farz olunca görürsün ki) içlerinden bir grup, Allah'tan korkarcasına, hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkarlar ve: "Ey Rabbimiz! Bize savaşı niçin yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar ertelesen." derler. (Resûlüm! Onlara) de ki: "Dünyanın geçici menfaati pek azdır. Ahiret ise 'Allah'ın emirlerine uygun yaşayanlar' için elbette daha hayırlıdır. Siz, hurma çekirdeğinin ipliği kadar bile haksızlığa uğratılmazsınız."
Yenebileceğim düşmanlar var. Ele geçirebileceğim topraklar da var… Ama onu, kendi “ışığının” getireceği sonuçlardan korumak için sadece stratejiler yeterli olmayacaktı.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kağnı
Hak yiyenlerin kurduğu adalet, sadece kendilerini korumak için icat ettikleri bir maskedir.
Kendi çocuklarını korumak için sebep arayan bir insan olabilir mi?
Manga
​"İnsan sevdiklerini korumak için bazen onları hiç sevmiyormuş gibi davranmak zorunda kalır."
Müellifin Önsözü
Müslümanlar için her hususta bilgi sahibi olmak bir vazifedir. Din hususunda bilgi ise "İlmihal" adını alarak en birinci vazifeyi teşkil eder. Her Müslüman için yapılması gerekli en büyük bir vazifedir ki, mensup olduğu mukaddes İslam dini hakkında kâfi derecede bilgi sahibi olsun, bu bilgisine göre dini vazifelerini yapsın, dini hayatını tanzim etsin. Zaten bütün insanlığın bir manevi ruhu mesabesinde olan dinden, din bilgisinden hiçbir kimse ihtiyaçsız kalamaz. En eski zamanlardan beri gerek ilkel kavimlerden ve gerek medeni ve ileri seviyedeki milletlerden hiçbiri yoktur ki dine bağlı bulunmuş olmasın. İnsanların hakiki rahatları, saadetleri ilahi bir din sayesinde gerçekleşip ortaya çıkar, düşünceli şahsiyetlerin ruhları, vicdanları ancak böyle bir din sayesinde huzursuzluktan kurtulur, sükunet bulur. Beşeriyetin yaratılışındaki yüksek gaye, ancak böyle bir dine sarılmakla meydana gelir. O halde uyanık bir ruha, temiz bir vicdana sahip olan hangi insandır ki, kendisini böyle hakiki bir dine ihtiyaçtan beri görebilsin? Kendi şahsiyetini, istikbalini, saadetini korumak isteyen hangi bir insandır ki, böyle yüce bir dinin itikada, temizliğe, ibadete, helal ve harama, ahlaka dair olan kutsal hükümleri hakkında muhtaç olduğu bilgileri elde etmek istemesin? O mübarek dinin ortaya çıkmasına, yükselmesine, her tarafa yayılmasına, kısacası feyizli tarihine åit bir şeyler öğrenip bellemek arzusunda bulunmasın? Hiç şüphe yok ki kendi varlıklarını kaybetmeyen uyanık fertler, cemiyetler öteden beri bu ihtiyacı, bu arzuyu kendi ruhlarında duymuş, dini eserleri aramaya, bunları bulup okumaya lüzum görmüşlerdir. İnsanların bu yaratılışlarındaki meyillerinden, bu ruhi ihtiyaçlarından dolayıdır ki, her asırda din alimleri tarafından binlerce dini eserler yazılmıştır. Ancak her
Kitap Alıntısı