Her yerde ve her an ulaşılabiliyor olduğunuzda insanların emrine hazır ve nazır oluyorsunuz. O zaman tefekkür ve derinleşme anları kayboluyor. Siz bir tarafta bir kitabı okumaya çalışırken vız viz öten bir şey dikkatinizi alıyor. Kapatsanız da aklınız orada kalıyor. Bu da modern zamanda korkunç bir zihinsel sığlaşmayı beraberinde getiriyor. Şu anda her ev bir “uğultu değirmeni”. Televizyon sesi, dışarıdan klakson sesleri. İnsanın içine girip huzur bulabileceği bir kovuk yaratmak çok zor.
Ahlaktan, faziletten bahsedenler tıpkı kemana, mandoline, uda, kitaraya benzerler. Çünkü bu güzel sesli çalgılar, nasıl bize dinlettikleri çok güzel havaların farkında değilseler, onlar da aynen öyledirler. Ağızlarıyla bize çok şeyler dinletirler, fakat ne söylediklerinin kendileri de farkında değildirler.
Yıllarca itiraf edemediğimi şimdi arka arkaya sıralıyorum. Hani itiraf rahatlatırdı insanı. Olmadığınız bir yer düşlüyorum, pencerenin önündeyim. Ağaçların altında, bir yerlerde hâlâ ağaçların altı var biliyorum. Bir kovuk bulmalı insan, artık barınamam burada. Bir kere sevmemeye başladık mı, bunu itiraf ettik mi, daha katlanılmaz. Kendi biliyor insanın, yetmez mi?