çocuk olmak istiyordum nedensizce gülmek.'
“çocukluk bir masalın içinde yaşamak gibiydi;büyümekse o masaldan kovulmak.”Edgar Allan Poevaroluşun sızlayan yeri de hep çocukluktur.
çiviledim tüm ah'ları içime,
başka türlü sökülmeyecekti avuçlarımdan gözlerin
adını andıkça dilim;
kaburgama saplı bir koku yer değiştiriyordu içimden...
kehanet, kâhine muhtaç değildir!
toynaklı kalbim;
sürgün edilmiş bir mülteci ise mutlaka,
devasa yıkımlar kolluyor içimde...
öğrendim eti tırnaktan koparmayı,
kendi tenimde bir misafir gibiysem şimdi
ev sahibinin teşrifiyle,
kovulmak kaldı kanlı mahşerimden...
def olmaktan, telef olmaya bir nida:
"Çek ellerini üstümden.
Gayrı aşkın en saf hâli, arınmaktır kendimden."
|Ömer Boratav
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mahzunluğun baygınlık derecesini bilir misin?
Evet... Eşyanın üzerine ince bir sis çöker. Peşinden bir utanç. Bu defa çok şiddetli. Boğucu ve haykırtıcı.
Nasıl? Bağırmak istiyorum: Nasıl?
Ben bu mahlûku anlamakta nasıl bu kadar geciktim?
Nasıl, evvelâ onu nasıl en seçme hislerimin mevzuu olmaya lâyık görebildim?
Nasıl ve ne biçim bir körlükle, nasıl, nasıl, hangi zaaflar tarafından itilerek, nasıl, hangi idraklerin felci içinde, nasıl, derece derece ve birçok uyandırıcı işaretlere rağmen nasıl, zaman zaman içimi altüst eden keder fırtınalarının mânasına karşı tasasız kalabildim?
Ve nasıl -haykırmak istiyorum, - nasıl, fakat nasıl...
Canım benim, Samim, Samimciğim, benim bir tanem - bırak bu santimantalizmi, bırak ve cevap ver - nasıl diyorum, nasıl, çıldıracağım, nasıl, nasıl ona kadar yuvarlandım?
Bu kız, Yarabbi, bu kadın, nasıl, bu karı, of, bu mahlûk nasıl benim hislerimin tarihine ve içimin en mahrem galerisine, sonunda kovulmak için bile olsa, nasıl, nasıl girebildi?
Nasıl, ben onu nasıl, hayatımın hiç bir anında inmediğim bir aşağılık çizgisinden tanımaya razı oldum?
Nasıl, Allahım, nasıl, onu hayalinin bile erişemeyeceği mertebelerin, süzülmüş mâneviliklerin kızı olmaya doğru götürebileceğimi sandım, çırpındım, çırpındım. Ve nasıl -hayvan! - Nasıl - Affet beni, ey aziz içim, affet - nasıl fakat, ruh radarlarının ve sayısız his intikallerinin ince delâletlerine ve hele nasıl bazen en haykıran işaretlerin şakağımdan itercesine ihtarına rağmen, şüphesiz derinden derine anlamadığım, anlar gibi olduğum halde, nasıl ve niçin ona düştüm?
Peyami Safa
Zamanı gelince bir adamı seveceksin kızım. Ondan yasak ağacın meyvesini iste.
Seni Cennet'ten tekrar kovulmak pahasına sevemeyecek bir adamı sakın sevme kızım.
Geceleri senin saçlarını avuçlarına doldurmadan uyuyacak bir adama asla kalbini verme.
Veronica A. Shaffstall
Onsuz nasıl yaşamıştın sen, kimsen yok muydu? Vardı elbet. Çocukluk arkadaşların, iş arkadaşların, eş, dost, akraba. Olmaz olur mu, vardı elbet. Şimdi nasıl da yoksulsun bir bak?Zor olacak tabii, kolay mı bir yürekten ansızın kovulmak? Ansızın değil. Yok, bunu diyemem. Ansızın diyemem. Şimdiden saldım mı kendimi yoksa? Bir fotoğrafı da yok ki yanımda. Varsın olmasın fotoğrafı, akan suda değil mi sanki, kim oluyor bulutlar? Yatıp uyumalı şimdi, ondan kaçmanın en kolay yolu uyku ama uykum yok, ama ıssızım.
Ey yaralı kalplerin yorganı karanlık gece; tüket beni, onu çoğalt. Kolay mı cennetinden kendine kovulmak...Satılık Adam
KerZeY35
@kerzey35
·
Sokağın ortasına tezgâh açıp binlerce insanı dinleme cüretini gösteren bu adamdan intikam alırcasına devam ettim; "Dinle öyleyse, al şu sigaraları beni dinle:
"Önce şaka gibi geliyor... Yok, rüya gibi... Kapıyı çarpıp çıkıyor ve bütün hayatının yazılı olduğu bir kitabın kapağı hızla suratına kapanıyor. Kitabın arasındaki taze gül yaprağının senin gibi solup kuruyacağını bilemiyorsun önceleri. Kendine yeteceğini sanıyorsun. Ayakların ve ellerin, kulakların ve gözlerin var. Nereye istersen oraya götürür diye inanmışsın ayaklarına ama hayır ama olmuyor. Sahibi değilmişsin onların. Öğrendiğin ilk şey bu oluyor: Giderken ayaklarını da götürmüş!
'Bir çay' diyorsun hemen sonra. Bir çay vücudunun bütün soğuğunu kırıp ısıtacak. Yavaş hareketler ve titreyen ellerinle zor bela demliyorsun. Sol ayağında çorap, sağ ayağın çıplak. Biri yanarken diğeri donuyor evet, böyle oluyor...
Oturmuş, çayını yudumluyorsun. Karıştırıyorsun. Aklın karışıyor. Bir girdap var ellerinde, onun gamzelerini hatırlatan. Çay bardağı. Onda kendi kuyunu görüyorsun. Gamzesinin kuyusundasın belki? Bilemiyorsun, defalarca çarpılıyor kapı, sen donuyorsun, o gidiyor. Hayal diyorsun, serap diyorsun, unuturum diyorsun. Tam da burada; evet, unuturum dediğinde; gözlerin varmış, ıslakmış, bozuk muslukmuş, anlıyorsun!