Ben
Kayra, bu noktadayım. Hayatı reddetmek noktasında. Tek bir varlık kaldı reddini
gerçekleştiremediğim. O da kendim. Ve Kuday beni uykumdan uyandırıp silahı doğrultmasaydı,
kendimden de vazgeçebilirdim. Çünkü yıllardır bunun için hazırlanıyordum. Bildiklerimden,
gördüklerimden, tespitlerimden, teorilerimden, yeteneklerimden, hatta beş duyumdan
vazgeçebilirdim. Eğer kaldırmasaydı beni, Grand Hôtel’in 454 numaralı odasının çift kişilik
yatağından...
Ve en sonunda, sorularına “Neden?” sözcüğüyle
başlayanlar gelir. Sonunda diyorum, çünkü aralarında kronolojik bir sıralama olduğu gerçektir. İnsan
önce hayatta kalmış sonra inanmış ve en son reddetmiştir. “Neden?” sorusu ise ne hayatı, ne de
yaratıcıyı merak eder. Merak ettiği tek konu kendisidir. Ve kendisiyle o kadar ilgilidir ki, soruyu
soran kişi içinde iyiliğe yatkın birçok özellik barındırmasına, hiç tanımadığı bir insanın hayatını
kurtarmak için kendisininkini tehlikeye atabilecek olmasına rağmen yakın çevresine, sırf “kendisi”
olduğu için acı çektirecek kadar bencildir. Filozoftur. Düşünür. Nedenleri merak eder. Elinden
geldiğince de erişir. Ama tek sorun, elindeki nedenlerle ne yapacağını bilememesidir. Nasıl’ı soran
bildiklerini kullanarak hayatını kazanır. Kim’i soran tanrısını bulur ve tapar. Neden’i soran ise
nedenleri bulur, bir süre savunur sonra unutur. Başka nedenler bulur, onları da savunur ve unutur. Ve
böyle gider. İsmi: insanoğlunun önlenemez değişimi. Varlığına farklı nedenler bulmaktır, insanı
ilerleten. Ancak “Neden?” sorusunu soranlar içinde bir azınlık, buldukları ilk nedene takılıp kalır.
Onda ısrar eder. Değiştiremez, unutamaz. Ve bütün insanlık ilerlerken o azınlığın mensupları sabit
kalır. Ya yok olurlar ya da bütün dünyayı ve barındırdığı farklı nedenleri reddederek yaşarlar...
Beynimdeki tek soru, gözlerimi açtığımdan beri “Neden böyle bir yaratık haline geldim?”
sorusuydu. Zaten hepimiz kendimizi sorduğumuz sorulara göre belirleriz. Tercihlerimiz
sorularımızdan gelir... “Nasıl?” sorusunu soranlar gerçek hayatın gerçek uğraşlarını en iyi
öğrenenlerdir. Bilimle, sanatla, dünyayı “Dünya” yapan her branşla ilgilenirler. Siyasetçiler buradan
çıkar. Çünkü kendilerinden öncekilerin nasıl yaptıklarıyla ilgilenip meşgul olmuşlar ve akıllarına
başka bir soruyu getirmemişlerdir... “Kim?” ya da “Ne?” ile başlayan sorular ise fail arayan, yaratıcı,
yok edici kişi ya da olay araştıran insanların hayatlarını çizer. Alın yazısı varsa bunu bir de yazan
vardır. Doğa varsa Tanrı vardır. Çocuk varsa anne ve baba vardır. Ve bu insanlar dinle ilgilenirler.
“Nasıl?” diye soran ve dünya burjuvazisini oluşturanların aksine gerçek hayattaki işlerle ilgileri
asgarî düzeydedir. Çeşitli dinlere mensup olurlar. Ve sorularını kutsal kitaplarına yöneltirler.
Burjuvaların hukuk kitaplarına yönelttikleri gibi...