• 7 Ulu Ozan, Alevi inancına göre ermiş sayılan, 12 imamlara bağlı, bir çoğu Ehlibeyt soyundan gelen Nesimi, Hatayi, Fuzuli, Yemini, Virani, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet mütevellit ozanlardır. Kitapta her biri hakkında uzun sayılmayacak bilgiler ve bir kısım şiir/deyişlerine yer verilmiş.
  • Lokman hekim gibi bilgin olsa ne fayda ...
    Bülbül gibi dilin olsa ne fayda ..

    https://www.youtube.com/watch?v=TFaocOAgRiA
    Kul Himmet
  • Canında mürekkep bittiği için içinin çıktısını alamayan insanlar da var!
    “Benim bîçare/ Kaldım âvâre/ Yürek pür yâre/ Derman sendendir” diyor Kul Himmet, rahmet olsun.
    “Kimden isteyeceğini biliyorsan” dedi meczup, “alacağını zaten çoktan almışsın”

    ¤ Gökhan Özcan
  • Gulam-i himmet-i anem ki zir-i çarh-i kebud
    Zi herçi reng-i taalluk begired azadest

    Şu gök kubbenin altında bağlanılabilecek her renkten kendini kurtaran, dünya sorunlarından uzak kalabilen özgür kişilerin himmetlerine kul köleyim.
  • Yine mihman gördüm gönlüm şaz oldu
    Mihman kardaş safa geldin merhaba'
    Kalktı gam kasavet bahar yaz oldu
    Mihman kardaş safa geldin merhaba

    Dileyin Mevladan misafir gele
    Yavan yaşık demen yüzünüz güle
    Büyük küçük onu hep Hızır bile
    Mihman kardaş safa geldin merhaba

    Hak zulm ettiği yere mihman göndermez
    Çağırır çabalar ektiği bitmez
    Bu yola gidenler menzile yetmez
    Mihman kardaş safa geldin merhaba

    Mihman dedikleri gayet uludur
    Mihman ev sahibin gonca gülüdür
    Mihmanımız Hak Muhammed Ali'dir
    Mihman kardaş safa geldin merhaba

    Kul Himmet Üstadım tuttuğun gele
    Mihman nasibini getirir bile
    Misafir Ali'dir öz nefsin dile
    Mihman kardaş safa geldin merhaba

    kul himmet
  • Fazlullah’ın başlıca ınüridlerinden biri olan Mîr Ali el- A ’lâ, mürşidinin ölümünden sonra Anadolu’ya geçerek Bektaşî tekke^lttt sığındı.O nunla ve NesÖnî ile HurÛfiliğin, Türkiye’de Bektaşîlikle bütünleşen uzun yaşamı başladı. Anadolu ve Rumeli’ye bu süzgeçden geçerek yayıldı. Ali el-A’lâ (Gıyâseddin Muhammed b. Muhammed el-Horâsânî el- Astarâbâdî), çağının başlıca Huröiîleri ve arlarındaki ayrımlar üzerine bilgiler içeren «İstivânâme» (Doğruluk Kitabı) adlı ünlü târ HurÛiî eserin yazandır. Eser, Farsça, Astarâbâd diyalekti ile kaleme alınmıştır. Ali el-A’lâ, İşık denen hurûfî' zümredendi.Bektaşîliğin bir kolu olan A^ıit’lara ait tefdce ve zaviye'ltr, Anadolu’da Seyyid Gazi’de; Kuzey Varna’da Akyazılı’da, Filibe’de (Plovdiv), Tatar Pazan ve bugünkü Bulgaristan’ın öbür bölgelerinde dikkati çekmekteydi. Ahmed Refik tarafından yayımlanmış belgelerde, 1572’de (Belge no. 41) ve 1576’da yine aynı bölgede (Belge no. 48), Filibe ve Tatar Pazan’nda tutuklanan İşık dervişlerinden söz edilmektedir. İki belgede de bu /^iJt'ların «hurûfî mezheb»den oldukları belirtilnıiştir.^^ Ali el-A’lâ, 1419’da idam edilmiş, Alıncak’ta mürşidinin yanına gömülmüştür. HurÛfiliğin Anadolu’daki yayılışında payı olanlardan biri de, Nesîmî’nin müridi ve halifesi olan Refı’î idi. 1408-1409 (811)’de, «iBeşâretnâme» adlı Tüıicçe bir mesnevî yazmıştı ki, Fazlullah’ın kendisine kaynak olan «Arşnâme»sim bağlı bir eserdir. Bir başka mesnevVsu ^ Preveze’de gömülüdür.^® Tülle Hurûfîlerin en tanınmışlarından biri olan Ferişteoğlu ya {}a Firişte-zâde (Abd el-Mecîd b. Ferişteh îzzeddîn el- Hurûfî), 1469’da Tire’de Öldü. Tire, XV. yüzyılda HurÛfîîiğin bir merkezi idi. Türkçe birçok eseri vardır; 1430’da yazdığı ve FazluUah’ın «Câvidannâme»si kadar mühim sayılan «işıknâme»si bunlar arasındadır ve bazı yazarlara göre Fazlullah’ın eserinin bir kısalülmışıdır. Mürşidinin «Hâbnâme»sim de Türkçeye çevirmiş bulunmaktadır. Türkiye kütüphanelerinde, Ferişte-oğlu’nun çok sayıda elyazması eseri vardır.^^ «Tann, Âdem’in vechini, eğer okumayı bilirsen, orda, Fazl-ı Yezdân adının belirdiğini göreceğin tarzda yarattı.» diyordu Ferişte-oğlu.^^ XV. yüzyılda HurûfÜik, sultanın sarayına kadar sızmıştı. Fatih Sultan Mehmet, gençliğinde bir hurûfî müridin kendisine açıkladığı öğretiden çok etkilenmişse de ulemânın tepkisi öyle şiddetli olmuştur ki, genç şehzade, himayesindeki adamın 1444’te Edirne’de diri diri yakılmasını engelleyememiştir.^^ Muhteşem Süleyman, Osmanlı Devleti içinden Hurûfî dinsizliğin kökünü kazımaya çalıştı, fakat bu fikirler artık Bektaşîlikle bütünleşmişti. XVI. yüzyılda, Hurûfîlerin mezhebine mensup oldukları resmen tanınan /^ı^’lardan söz ettik, fakat Abdal ve Kalender tanınanlar da Işık'lajû&n farklı değildiler.^ Alevî-Kızılbaşlar, edebiyatlarında yedi büyük şair kabul ederler: Nesîmî, Fuzûlî, Hatâyî, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Yemînî ve Virânî.^^ Nesîmî’yi az Önce inceledik.. Adı geçmekte olan son iki şair de, açıkça hurûfî idiler. Yemînî, 1495-1496’da doğmuş olmalıdır. Fakat bu tarih tarikate doğuş tarihi de olabilecektir. Çünkü, İbrahim Baha’nın müridi olan Yemînî, Akyazılı Otman Baha’nın tarikatindendi.^^ Akyazılı Baba tekke'su Karadeniz üzerinde, Varna’nın kuzeyinde bulunan Alberia yakınındaki Batova’da, bugün hâlâ görülebilmektedir. Velînin mezan da içindedir.^^ Burası, Rumeli’deki Bektaşî dergâhlannın başlıcalanndan biri idi. Vemînî, Türkçe «Fazüetnâme»sini 1519 "da (925) yazmıştır. Şiirlerinde, adı insanoğlunun yüzünde şavkıyan Fazlullah"ın tannsallığı anlatılır. Virânî ya da Virân Abdal, Hurûfî ve Bektaşî şairlerin en büyükleri arasında yer alır. Elimizde aruz vezni ile yazılmış üç yüz nefes içeren hix Divan'ı bulunmaktadır. Demek, Virânî okumuş-yazmış biriydi. «Câvidannâme»nin kısaltılmışı olan bir de risâle'^si vardır.^^ Hiçbir kaynak, yaşamı üzerine bilgi vennemekle bitlikte; şiirlerinde Balım Sultanca bağlılığından söz etmiş olması ve bugünkü Yunanistan'da Bulgar sının yakınlannda, Didymotik yöresindeki Kırcali'de tekke'si bulunan ve Seyyid Ali Sultan diye de anılan Kızıl Deli'ye bir medhiye yazmış bulunması, bize XVI. yüzyılda yaşamış olduğunu düşündürtmektedir.^^ Rumeli, büyük Bektaşî merkezlerinden biri idi. Virânî, Ali'İlahî ve Nusayıî idi. Şiirlerinde Fazlullah ve Ali birbirine kanşır. İkisi birden tek bir gerçekliğin, tanrısallığın görünüşü olurlar