Eşim evde dayımın eşiyle kalır, ben de hemen hemen her gün dayımla birlikte mağazasına giderdim. Han gibi bir yapının ikinci katındaydı mağazası yanılmıyorsam. Dayının yazıhanesinden başka birkaç ardiyesi ve odası vardı. Ardiyeleri gezdirdi bana, her yer top top İngiliz kumaşlarıyla doluydu. Bana ve eşime birer kupon lacivert kumaş da armağan etmişti. Yalnızca genç bir kâtibi vardı, başka da kimsesi yoktu mağazada. Kâtibine çok dürüst, ama otoriter davranırdı.
mesela kupon yapmak mesela bir iki bira gömmek biz burdan devam
Suç, her zaman erdemde bulunan tarzda bir zarafet içermez; her zaman daha büyüleyici olmazsa da onun daima erdemin monoton ve efemine çekiciliğinin üzerine taşıyan ve taşıyacak olan bir büyüklük ve mükemmellik taşımaz mı?
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ahmet Uluçay'ı öldüren beynindeki habis kitle miydi? Tanrı bilir. Ama onu daha yaşarken kara yerin altına sokanlar bizdik: O yıllarda nüfusumuz kaçsa, o kadar insan. Yoksulluğa ve yoksunluğa razı idi; buna karşılık, Tanrı'dan ve kendi insanından istediği tek şey vardı: Sinema yapmak. Sevimli, candan ve yakıcı dehasının fırtınalarını beyaz perdeye yansıtmak, onları bizimle paylaşmak. Sanat üretmek istiyordu. Plastik pencereli evler, yanardöner cep telefonları, kupon arsalar, banka hesapları, düşük belli pantolonlar ve Amerikan spor pabuçları değildi derdi, film çekmek istiyordu. Yüzünü dökmediği kimse kalmadı: Adı büyük sinemacılar, dağıtım şirketleri, kalburüstü oyuncular, yönetmenler, holding patronları, solcular, sağcılar, İslamcılar. Ömrünün son yirmi yılını, açılmayan telefonlar, tutulmayan sözler, verilmeyen haklar ve bitimsiz bir yoksunluk doldurdu.
Sayfa 124 - Ötüken Neşriyat 1. Basım İstanbul-2023
"Mutluluğun, dünyadan yalıtılmış, insanın hırsları ve gövdesiyle sınırlı bir duygu olmadığını öğreneli beri, bir avuç insanı öne çıkaran tüm olanakları yağlı bir ip, bir çeki taşı gibi boynumda taşıyorum. Bütün bir yılı kupon keserek, çiftleşerek geçiren; günleri damla damla gövdesinde yağa çeviren; varlığını aşağılayan saldırılar karşısında secde ederken pazarda sebze fiyatlarına söylenmeyi demokrasi sanan; evinde elektrik ya da su kesilince modern bir ülke üzerine fikirler yürüten; insan hakları denince aklına trafik kuralları ve sarhoş naralarından başka bir şey gelmeyen; etikten, otobüs kuyruğunda sıraya uymayı, estetikten, evindeki eşyaların renk uyumunu anlayan; bir gün bile bir resim sergisi ya da kitapçı dükkânı gezmeyen; on bir ay biriktirdiği yanlışlığı, yorgunluk diye kör bir özentiyle sulara taşıyan bu silik, bu gittikçe birbirine benzeyen bir örnek insanların denizle derinlik, kumla içtenlik, fesleğenle genişlik, zakkum ve sardunyayla farklılık kazanması, gökle yerin, denizle dağların yer değiştirmesi kadar uzak, doğanın ilkel gerçeğinden de geriye düşmüş bir yıkıcı gerçeklik değil mi sizce de?"
Sayfa 117·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Bu Son Bir Günde Kapıya Dayanmadı
Art niyet ile içine düşürdüler kurdu Kötü niyetli örgütler bölünerek bize karşı bir durdu Bizim gücümüzü bize karşı kullanarak bu hakkı kimden nasıl aldılar ise Toprağı bile poşet poşet satma hakkını kendinde görenler bizi çok yordu Vatanı kupon arazi gibi cennetten arsa satar gibi satanların Yetkiyi aldıktan sonra umurunda olmadı hiç ulusu ve yurdu Bizim yüz yıl önce savaşarak aldığımız yurttaşlık bilinci ile yapılan Cumhuriyet devrimleri ile ucuza satanlar ve satılanlar parayla vatandaşlık aldı Yumurta küfesini sırtında taşıyanları tehdit ve taviz politikası ile kim? kime? kimler yararına esir oldu? Demografik yapı değişikliği dayatması pazarlıkları gizli saklı neden kaldı!
Hayata Dair
"Bu insanlara iyilik yaramaz." sitemi, "Bu kupon gelmez." ümitsizliğine çok benzer. İyilik yapmak bir yatırım değildir. İyilik yapmayı yatırım, hatta ölü yatırım zannedenler, ölü birer yatırımdır. Önce tohum olmakla ilgili sorunumuzu halletmemiz lazım. Ve yalnız iyilik yapmak yetmez, iyiliği incelikle de yapmak gerekir.
Sayfa 62·Kitabı okudu
Alıntı