Puan vermedi·200 syf.··
2026 17. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 21:43
Okudum Bitti! Aptallık sadece varoluştan mı gelmektedir, yoksa varoluşun temelinde zaten aptallık mı yatar? Kitap boyunca bu iki kuram arasında sürüklenip duruyorsunuz. Sayfa sayfa ilerledikçe fark ediyorsunuz ki, dünya biraz da bu “aptallık” sayesinde dönüyor. İnsanlar hata yapıyor, inanıyor, umut ediyor, tekrar deniyor… Ve bu “aptalca” döngü olmasaydı hayat belki de hiç bu kadar renkli olmazdı. Kitap yüzyıllar önce yazılmış olsa da bugünün insanına tabiri caizse cuk oturuyor. Sanki Erasmus bir zaman makinesine binmiş ve günümüz dünyasını da gözlemlemiş gibi. Okurken “Yahu, bu hâlâ mı böyle!” dediğim pek çok an oldu. Tavsiye kısmına gelecek olursak... Eğer alışılmışın dışında bir kitap okumak isterseniz, klasiklerin dilinden hiç korkmayın; çünkü bu eser oldukça keyifli ve akıcı. Okurken hem gülecek hem düşünecek, hem de kendinize ve çevrenize biraz daha mizah penceresinden bakmayı öğreneceksiniz. Kendinizi çok “akıllı” hissettiğiniz zamanlarda ya da etrafınızdaki “aşırı akıllı” insanlardan sıkıldığınızda bu kitap size çok iyi gelecek. Bazen hayatı biraz da “aptalca” (yani delice) yaşamak gerek, değil mi?
Aptallığın ÖvgüsüDesiderius Erasmus · Koridor Yayıncılık · 202115,2bin okunma
Dili zorlayıcı, içeriği ufuk açıcı
7/10
·88 syf.··
2026 4. kitabı
Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud psikanalizin toplumsal olayları, uygarlığın gelişimini ve sorunlarını açıklamakta da elverişli bir kuram olduğunu Uygarlığın Huzursuzluğu, Totem ve Tabu, Grup Psikolojisi gibi eserlerinde göstermiştir. Freud'un psikanalizin bulgularının sosyal hayat için ne anlama geldiğini dile getirdiği başlıca eseri olduğu için, "Uygarlığın Huzursuzluğu" yirminci yüzyıl boyunca birçok düşünürü etkilemiş, birçoklarına ilham vermiş ve kendisiyle hesaplaşmak zorunda bırakmıştır. Freud'a göre hayvani dürtülerle güdülenen insanın aynı zamanda uygar bir varlık olmaa çalışması trajik bir durumdur. Bununla beraber Freud insanın uygarlıktan vazgeçemeyeceğini de kabul eder. Sonuç uygarlığın kaçınılmaz huzursuzluğudur. Otekini Dinlemek uzmanlaşmış bir dizì. Ama dizide yer alacak bütün kitaplar doğrudan insana dair. Hayatlarımıza, kendi kişisel deneyim alanımıza, ana babalarımıza, onlarla ilişkilerimize, zor büyüme yıllarımıza dair bir bilgi... Kendimiz ve diğer insanlarla ilgili sezgilerimizi geliştirmemize yardımcı olacak, yeni kavrayış imkanları verecek ve kuşkusuz öğrenirken herkesin kendi deneyimleriyle sınayacağı türden bir bilgi...
Uygarlığın HuzursuzluğuSigmund Freud · Kapra Yayıncılık · 20213,985 okunma
Reklam
9/10
·326 syf.··
2026 59. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 21:26
Kurucularıyla birlikte 7 farklı psikiyatri kuramını incelerken; çocuk gelişimi, birey davranışları, ankisiyete, korku, kaygı gibi pek çok duygu durum halini öğreniyor ve psikanaliz süreçlerini tanıyoruz. Engin Geçtan, tabi ki psikanalizin kurucusu Freud başta olmak üzere; Alfred Adler, Carl G. Jung, Otto Rank, Karen Horney, Harry S. Sullivan ve Erich Fromm kuram ve yaklaşımlarını oldukça açıklayıcı ve anlaşılır bir anlatımla sunuyor. Her yaklaşımı Freud'un kuramlarıyla karşılaştırıyor ve farklı bakış açılarının daha net anlaşılmasını kolaylaştırıyor. Böylece bizlerin de kendi görüşlerini oluşturmasına katkı sağlıyor. Ben de Freud'un bazı yaklaşımlarını "acaba" diye sorgularken, özellikle Adler, Jung ve Fromm'un görüşlerine de yakınlık duyduğumu fark ettim. Ayrıca, "Yaşamın ilk 7 yılının tüm hayatımıza etkisi", psikanaliz okumadan önce de üzerine çok düşündüğüm bir konuydu. Sullivan'ın bu görüşe katılmadığını öğrenmemle bu konudaki fikirlerim daha da özgürlük kazandı. Hala ilk 7 yılın büyük etkisi olduğuna inansam da, bu etkinin yönetilebileceğini düşünüyorum. Bundan sonraki okumalarım yeni bilgileri öğrenirken, kendi sorularıma da cevap aramakla devam edecek.
Psikanaliz ve SonrasıEngin Geçtan · Metis Yayınları · 20201,018 okunma
Enformasyon çağında insan olmanın bedeli nedir?
8/10
·72 syf.·
2026 32. kitabı
Keyifli okumalar dilerim:) Enfokrasi puanım 8/10 instagram.com/p/DZkvAqsiLxV/?... Byung-Chul Han bu kitabında modern demokrasinin sessiz ama köklü bir dönüşüm geçirdiğini ileri sürer: artık iktidar kaba baskıyla değil, enformasyonun akışıyla çalışmaktadır. Bu yeni rejimin adı onun ifadesiyle *“enfokrasi”*dir. Enfokrasi nedir? Han’a göre enfokrasi, bilgilerin, verilerin ve algoritmaların siyaseti şekillendirdiği bir düzendir. Bu düzende gerçeklik, ortak bir hakikat etrafında değil; sürekli akan, parçalanmış ve hızlı tüketilen enformasyon parçaları üzerinden üretilir. Bu durum demokrasinin temel zemini olan “ortak tartışma alanını” zayıflatır. Çünkü düşünmek yavaş bir süreçtir; fakat dijital alan hız ister. Demokrasinin krizi: hız ve dikkat ekonomisi Han’ın en güçlü eleştirilerinden biri şudur: Demokrasi, yavaşlık ve müzakere gerektirir. Oysa dijital çağda: * dikkat dağınıktır * bilgi aşırı boldur * duygular hızlı tetiklenir * düşünce yerine tepki geçer Bu nedenle siyaset, fikirlerin çatıştığı bir alan olmaktan çıkar; en çok dikkat çeken içeriklerin kazandığı bir gösteriye dönüşür. Şeffaflık = özgürlük mü? Han burada kritik bir tersine çevirme yapar:
EnfokrasiByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2022417 okunma
9/10
·182 syf.··
2026 18. kitabı
Bana göre Ruhsal İnzivalar, psikanalitik literatürde yazılmış en etkileyici kitaplardan biri. Kitap ilerledikçe, daha önce klinikte karşılaştığım ancak anlamlandırmakta zorlandığım birçok ruhsal süreci yeniden düşünme fırsatı buldum. John Steiner, kitap boyunca özellikle psikotik, sınır ve nevrotik örgütlenmedeki hastaların ruhsal dünyalarını anlamaya çalışırken, ruhsal inziva kavramını merkeze alıyor. Steiner'a göre bazı hastalar, ruhsal çatışmaların, depresif kaygıların, suçluluk duygularının ya da paranoid korkuların yarattığı acıdan korunabilmek için iç dünyalarında bir tür sığınak oluştururlar. Ancak başlangıçta koruyucu bir işleve sahip olan bu alan, zamanla kişinin gerçeklikle, ilişkilerle ve kendi ruhsal gelişimiyle temasını sınırlandıran bir yapıya dönüşebilir. Kitabın en güçlü yanlarından biri, ruhsal geri çekilmeyi yalnızca bir savunma olarak değil, karmaşık bir ruhsal örgütlenme biçimi olarak ele alması. Steiner, kişinin neden bu yapılara tutunduğunu anlamaya çalışırken, aynı zamanda bu yapıların nasıl olup da ruhsal gelişimin önünde bir engel haline geldiğini gösteriyor. Bu nedenle kitap, yalnızca patolojiyi açıklamaya değil, onun işlevini anlamaya da davet ediyor. Kitap boyunca Klein'ın paranoid-şizoid ve depresif konum kavramları Steiner'ın düşüncesine yön veren temel referans noktalarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Bölme, yansıtmalı özdeşim, idealizasyon ve değersizleştirme gibi savunmalar, Steiner'ın seans odasında karşılaştığı gerçek örnekler aracılığıyla çok daha anlaşılır hale geliyor. Bu yönüyle eser, Kleincı kuramın seans odasında nasıl hayat bulduğunu görmek açısından oldukça değerli. Beni en çok etkileyen bölümlerden biri, hastanın sağlıklı ve gerçeklikle temas kurabilen parçalarının nasıl baskı altında tutulduğunu anlattığı
Psikoloji
Ruhsal İnzivalarJohn Steiner · İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları · 20239 okunma
Dünyayı Kuran Beyin
9/10
·351 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 08:30
“Dünyanın yapılandırılması ve kurulması muazzam bir iştir, bunu her gün binlerce kez bilinçdışında yaptığımız için ne yaptığımızın farkında bile olmayız.” (s. 155) Oliver Sacks kitaplarının beni en çok etkileyen yanı, nörolojik vakaları anlatırken aslında insanın dünyayı nasıl kurduğunu sorgulaması oluyor. Bu kitapta renkleri kaybeden bir ressamın, hafızası zamanın bir noktasında donup kalan bir adamın, sonradan görmeyi öğrenmek zorunda kalan Virgil’in, Tourette sendromlu bir cerrahın ve otistik savantların hikâyeleri yer alıyor. İlk bakışta birbirinden çok farklı görünen bu vakalar, sonunda aynı noktada birleşiyor. Beyin dünyayı algılarken belirli ölçüde onu yeniden kurar. Bu fikir özellikle Jonathan I. vakasında belirginleşiyor. Renkleri kaybeden ressamın hikâyesinde Sacks, algının ne olduğu sorusunu da düşündürüyor. Bu bölümleri okurken sık sık Steven Pinker çağrışımları uyandı. Pinker dilin ve zihnin dünyayı doğrudan almadığını, onu kategoriler aracılığıyla işlediğini söyler. Johann Wolfgang Von Goethe ise renklerin yalnızca fiziksel bir olgu olmayıp deneyimin ürünü olduğunu düşünür. Sacks ise küçük bir beyin hasarının bütün gerçeklik deneyimini değiştirebildiğini gösterir. Üçü de farklı yerlerden aynı soruyu soruyor aslında: Gerçeklik nerede kurulur? “Rengi yapan şey, bizzat beyindi.” (s. 45) Bu cümle kitabın felsefi merkezlerinden biridir. Jonathan I. başlangıçta renkleri hatırlayabiliyor, onlar hakkında konuşabiliyordu fakat zamanla yalnızca renk görme yetisini değil renklerle ilgili zihinsel dünyasını da kaybetti. Renk, duyusal bir eksiklik olmaktan çıkıp hafızadan silinen bir deneyime dönüştü. Bu fikir beni özellikle etkiledi. Çünkü burada kaybolan şey bir duyudan ziyade o duyunun etrafında kurulmuş anlam dünyası gibi görünüyor. Hatta gördüğü renk gri bile değildir, kullandığımız
Felsefe
Mars'ta Bir AntropologOliver Sacks · İletişim Yayınları · 1997247 okunma
Reklam
Reklam